English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / inglés → turco / [ F ] / Frantic

Frantic traducir turco

365 traducción paralela
I was frantic.
Kendimden geçmiştim.
Father was frantic.
Babam deliye dönmüş.
The death to which you're dooming hundreds of poor men daily... in a frantic effort to send their souls to perdition before your own... is a light pleasantry... compared to the bleeding death in the lungs... to which the great Judge has condemned you.
Öyle bir ölüm ki her gün yüzlerce masum insanı mahkum eden kendininkinden önce onların ruhlarını cehennem azabına çevirerek... sizin gibi suçu kanıtlanmış büyük yargıcın... akciğerlerindeki kanamaya kıyasla bunla size göre küçük bir şakadır.
Of course, I shall be simply frantic arranging dinners, parties and receptions but I'm depending on you, Ruggles.
Elbette yemekler, partiler ve resepsiyonlar hazırlamak için çok hummalı çalışmalıyım. Ama bu konuda sana güveniyorum.
They'll be frantic.
Çılgına dönmüşlerdir.
Gentlemen in the House of Deputies a month ago to frantic applause, the prime minister, Monsieur Maline declared that he had confidence in you 12 citizens into whose hands he had bestowed the defense of the army.
Beyler bir ay önce, vekiller odasında başbakan, Mösyö Maline ordunun itibarı ellerinde olan siz 12 vatandaşa olan sonsuz güvenini ifade etti.
I said, I can't understand all this frantic hurry.
Diyordum ki, bu acele niye?
His parents must be frantic.
Anne babası deliye dönmüştür.
I was frantic.
Çıldırmıştım.
He denied it. I was frantic.
Yalanladı. Çıldırmıştım.
Compound transmission of the pandemonium with percussion and spasmodic frantic disintegration!
Gürültü, perküsyon ve spazmik frantik yıkımın birleşen etkisi!
I was frantic until I found it again.
Bulana kadar çılgına döndüm.
I was frantic.
Deliye dönmüştüm.
My deep love? My frantic prayer? Are they nothing to you?
Derin sevgim... ümitsiz yakarışlarım... sana bir şey ifade etmiyor mu?
I was nearly frantic for fear you'd arrest Shelby.
Shelby'i tutuklarsın diye nerdeyse çılgına dönecektim.
I've heard of you being in Quebec and I'm turning to you, a stranger, and asking your help in the frantic hope that you'll not fail me.
Senin Quebec'te olduğunu işittim ve senin için bir yabancıya dönüşüyorum, ve beni kırmayacağına dair çılgınca bir umutla senin yardımını istiyorum.
Lady Penrose lived long enough to drag herself to the church and toll the bell in a frantic effort to call for help.
Bayan Penrose, kendisini kiliseye sürüklemesine ve yardım için çılgınca bir çabayla çanı çalmasına yetecek kadar uzun yaşadı.
I was frantic. I didn't know what to do. I sent for Dr. Gale.
Delirdim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Dr. Gale'i çağırdım.
I've been frantic for two days.
İki gündür delirmek üzereyim.
- He was frantic for three years.
- O üç sene delirmek üzereydi.
As a matter of fact, it'll save me a frantic search in the morning.
Sabaha çılgınca bir araştırmadan kurtulmuş olurum.
She's frantic.
Çok telaşlıydı.
I was frantic in case you hadn't got... my message at the hotel. Everything's ready for you.
Herşey hazır vaziyette sizin için.
I was frantic with worry.
Endişe içinde kıvranıyordum.
I wish to goodness you had let me know. I've been writing frantic letters to Scotland Yard.
Bulunması için Scotland Yard'a çılgın mektuplar yazıp duruyordum.
I was frantic.
Çok endişelendim.
He's frantic with grief.
O kederinden çıldıracak gibi.
By noon, I was frantic.
Öğlene kadar aramazsa, kafayı yerim.
We're certainly over-stimulated by the frantic life we lead out here.
Biz burada sürdürdüğümüz çılgınca hayattan yeterince aydınlandık.
I've become hard and frantic and cruel.
Sert, asabi ve zalim bir kadın olduğumu.
Frantic, I searched the castle for her.
Çılgına dönmüş bir halde, tüm şatoda onu aradım.
Making a frantic pretense of being alive.
Canlı olmak gibi ümitsiz bir bahaneyi yaşıyorlar.
You were driving, I became frantic.
Başına yolda bir şey geldi sanıp endişelendim.
But even that changes from the frantic yearnings of its beginnings to a quiet, unspoken understanding at its end.
Ancak bu bile başlangıçtaki.. çılgınca özlemden sessizliğe geçer, sonunda konuşulmadan ifadeler başlar.
He knew that despite her lovers... her gestures... her frantic goings and comings... she'd end by giving in to him
Âşıklarına olan nefretini, jestlerini, hummalı geliş gidişlerini biliyordu.
- Come on! - FRANTIC CLICKING
Hadi!
Not too much deck tennis, no frantic dancing and no responsibility.
Ne çok fazla güverte tenisi, ne de çılgınca danslar. Ve sorumluluğun yok.
I'll be frantic and bite you.
Çıldırıp seni ısıracağım.
However, in spite of this urging and warning, streets and highways are packed with frantic people trying to reach their families, or apparently to flee just anywhere.
Yine de tüm uyarılara rağmen, cadde ve sokaklar, büyük bir panik içinde yakınlarını arayan ve bir yerlere ulaşmaya çalışan insanlarla dolup taşıyor. Ancak tekrar ediyoruz ;
If something infernal and truly diabolical exists in the world, it's the aesthetic lingering on forms rather than being like martyrs at the stake making frantic gestures.
Şeytani, gerçekten şeytani bir şey dünyada var olursa, İnsanların işkence çekerek öldürülmesindense bu estetik formların dünyamızda yaşaması bize çılgınca bir jestleri olur.
I got frantic and called a cab.
Telaşlandım ve taksi çağırdım.
It's just, everything here is so frantic, so profane...
Sadece, burada her şey çok çılgınca, bu yüzden putperest...
Well, the girls are going to be frantic, and I think we ought to get back to them.
Kızlar sinirden çatlayacaklar, bence geri dönmeliyiz artık.
We've all been frantic with worry and grief.
Hepimiz endişe ve üzüntüden deliye olduk.
And so Maria Rosa passed from frantic activity to complete inactivity
O günden sonra Maria Rosa işkoliklikten tembelliğe bir geçiş yaptı.
Your frantic call wouldn't have anything to do with rabbits, would it?
Beni acilen çağırmanız tavşanlarla ilgili dağil mi?
For the allied Air Force, that they had been almost inactive in day 13 of May, day 14 of May was of a frantic activity.
13 ve 14 Mayıs tarihindeki hareketsizliğe rağmen, müttefik hava kuvvetleri artık iş başındaydı.
someone who saw the constant agitation of the honeycomb, the mysterious, frantic commotion of the nurse bees over the nests, the bustling bridges and stairways of wax, the invading spirals...
Panellerin sabit sallanmasını gören kimse... yuvalarının üstündeki erkek arıların anlaşılmaz ve delirtici, aralıksız vızıltısı... balmumundan yapılmış köprüleri ve merdivenleri kraliçenin saldıran...
That's a little frantic.
O biraz cafcaflı.
Almost frantic about it.
Neredeyse çılgına dönmüşler.
Someone to whom I recently showed my glass beehive, with its movement like the main cogwheel of a clock, someone who saw the constant agitation of the honeycomb, the mysterious, frantic commotion of the nurse bees over the nests,
Camdan kovanımı kime göstersem, tekerleğin dönüşü sanki saatin ana çarkı gibi oluyor.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]