English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / inglés → turco / [ I ] / It's a

It's a traducir turco

444,673 traducción paralela
But it was... it's a fair point.
Fakat... adil bir nokta.
It's a fair point.
Bu adil bir nokta.
It's how the cartel refers to the man who designed and runs the entire money-laundering operation here in L.A.
Kartel nasıl olur da Tasarlanan ve çalıştırılan adamı ifade eder L.A.'daki kara para aklama operasyonunun tamamı burada
And see, she's got a whole three-strike rule when it comes to murder attempts.
Ve görüyorsun, o geldiğinde üç kuralı tamamen kontrol ediyor. Cinayet girişimlerine.
I know it's baby steps, but I put on a new shirt today.
Bebeğin merdiven olduğunu biliyorum, ama bugün yeni bir gömlek giyiyorum.
It's a win-win, really.
Bu gerçekten kazan-kazan.
It's a bad time.
Kötü bir zaman.
It's certainly a big day, one month old.
Bugün kesinlikle önemli bir gün, bir aylık oldun.
You can introduce it at your trial as Exhibit A.
Mahkemede savunman sırasında kullanabilirsin bunu.
Please. Yeah, it's a free country.
Herkesin özgür olduğu bir ülkedeyiz sonuçta.
Why don't we just hang a sign that says, "We sell shit, but we don't take it,"
"Sadece satış yapıyoruz, sizden gelen şeyleri almıyoruz." diye bir tabela assak ya.
It's a tortoise.
O bir tosbağa.
It's like a remote.
Kumanda gibi bir şey.
Except it's a super remote.
Ama çok işlevli bir kumanda gibi.
The microcontroller on the lithium batteries, if it's... if there's a defect, it can overheat and explode.
Ne bileyim. Lityum bataryalardaki mikro denetçiler, bir... Bir arıza olursa aşırı ısınıp patlayabiliyorlar.
It's a legitimate cause of death in the country.
Ülkede ciddiye alınan bir ölüm sebebi.
But on the other hand, if someone was trying to make this look like an animal, or a yeti attack, it'd probably look a lot like this.
Öte yandan biri bunu hayvan ya da Yeti saldırısı gibi göstermek istese muhtemelen böyle görünürdü.
If a human did this, they did a pretty convincing job at making it look otherwise.
Eğer bunu yapan bir insansa hayvan saldırısı gibi göstermekte çok başarılı.
I mean, it's even possible that a scavenger fed off of her body after she was already dead.
Öldükten sonra bir leşçil tarafından yenmiş de olabilir.
It's a Dave Dennis, a.k.a. "Yogi Pemba."
Dave Dennis, diğer adıyla Yogi Pemba.
Uh, Mae, it's a little... creepy out here.
Mae, burası biraz ürkütücü.
The army thinks it's a yeti.
Ordu Yeti olduğunu düşünüyor.
Or it's a bloodshot eye.
Ya da sadece gözüm kızarmıştır.
Communism, it's like a cancer.
Komünizm kanser gibidir.
It's probably a lot like "Grease," just super violent.
Büyük ihtimalle "Grease" benzeri şeyler ama daha şiddet içeriklisi.
It's just... it's a bad habit.
Sadece... kötü bir alışkanlık.
It's a sick habit.
Hastalıklı bir alışkanlık.
Connor Mason invented a time machine... and it's real.
Connor Mason zaman makinesini icat etmiş. Ve bu gerçek.
It's a little, um, dry out here.
Birazcık, şey, biraz sıcak burası.
I know it's a little early for a coronation gift but... I thought you might like to see it now.
Taç giyme hediyesi için biraz erken olduğunu biliyorum ama belki görmek istersin diye düşündüm.
It's impolite to leave in the middle of a party.
Partiyi yarıda terk etmek ne kadar da kabalık.
And it's not just a sketch of me.
Eşkâlim değil, kendim.
I don't know if you enjoy observational humor in the style of Seinfeld, but how come for every guy digging a hole, it takes five other guys watching him?
Seinfeld stili gözlemci mizahtan hoşlanır mısın, bilmiyorum ama kürek sallayan adamı izlemeye beş kişinin dizilmesine ne diyorsun?
And he thinks that it's ridiculous that five of you need to watch one guy dig a hole!
Ayrıca beşinizin toplanıp çukur kazan tek bir adamı izlemesini saçma buluyor.
If you've got a bunker, get in it and lock the hatch.
Sığınağınız varsa içine girin ve kapısını kilitleyin.
It's not a contest, Lillian.
Bu bir yarışma değil Lillian.
[Richard] Damn it, it's like that time a bear drowned in my pool.
Havuzumda ayı boğulduğunda da böyleydi.
All these years, I blamed a cruel and jealous world for my lack of success, but it's my fault.
Başarısızlığım için hep zalim ve kıskanç dünyayı suçladım ama suç benim.
It's kind of a big deal for a first-year, and I was hoping that you'd come on and talk about your tragic life or whatever.
İlk yıl için önemli bir iş. Belki sen de gelip o trajik hayatını anlatırsın filan işte.
Ugh, it's such a bummer, and she's always like,
Felaket bir şey.
If you really think it's a good idea.
İyi bir fikir olduğuna eminsen...
It's not a great paper.
Ne biçim gazete bu!
Or realize it's just Titus stealing your food in a sheet.
Titus çarşaf giyip yiyeceklerini çalıyor. Anla artık.
It's a bus pass. It's a key. It's a hammer.
O hem otobüs pasosu hem anahtar hem çekiç...
Imagine you're biting into a delicious stick of butter and then it's just cheese.
Bir kalıp lezzetli tereyağını ısırdığını hayal et, sonra peynir olduğunu anlıyorsun!
It's a fox shell.
- Tilki kabuğu.
[Drew] It's a magazine that Flash and I use to get pumped for workouts.
Sporda gaza gelmek için bakıyorduk.
I thought you turning into a hottie with a body, trademark Titus, was my reward for everything I did while you were in the hospital, but it's your reward.
Deli adaleliye dönüşmen, bu lafın hakları Titus'tadır, sen hastanedeyken çektiklerim için bir ödüldü sanmıştım. Ama senin ödülünmüş.
It's keeping me alive, and I can watch a TV show while recording two others.
Beni yaşatıyor. Ayrıca bir diziyi izlerken ikisini kaydedebiliyorum.
[Lillian giggles] But the LVAD, it's not a permanent fix.
Ama LVAD kalıcı bir çözüm değil.
It's not a sure thing.
Kesin değil.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]