English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / inglés → turco / [ S ] / She's a teacher

She's a teacher traducir turco

281 traducción paralela
She's looking for a kindergarten teacher.
- Anaokulu öğretmeni arıyormuş.
She's a fine teacher
O iyi bir öğretmen.
She's a teacher at the consolidated school
Birleştirilmiş bir okulda öğretmen.
Every time I heist a box or a coffee bag, I says to myself that is for Edie so she can be a teacher or something decent.
Bir sandığı veya kahve çuvalını her kaldırışımda, kendi kendime bu Edie için diyorum, öğretmen olsun, namuslu bir hayat sürsün diye.
She's better at sums than a teacher.
Bir öğretmenden daha iyi hesap yapar.
The teacher had a locket, and the catch broke, and she laid it down, and some of the big kids dared you to swipe it.
Sınıfça piknikteydik hani? Öğretmenin bir madalyonu vardı, kilidi kırılmıştı ve onu yere koymuştu bazı kabadayı geçinen çocuklar da onu araklaman için sana meydan okumuştu hani.
- That's an upset. Her mother's a teacher, father's a druggist, brother's an eagle scout and she sang in the church choir.
Annesi öğretmen, babası eczacı erkek kardeşi usta izci ve kendisi de kilise korosunda söyleyen biri.
She's a flower teacher, so only women come here.
O çiçek düzenleme öğretiyor, yani buraya sadece kadınlar gelir.
- She's studying to be a teacher.
Nina - Üniversiteye gidiyor.
Oh, she's a teacher.
Bir öğretmen.
She's goin'to college. She's gonna be a school teacher.
Koleje gidiyor, öğretmen olacakmış.
- Yeah, she's gonna be a teacher.
- Evet, öğretmen olacak.
That ant of yours doesn't have a teacher, a master or a boss. but she's well-off.
Şu senin karıncanın bir öğretmeni, bir ustası veya bir patronu yok, ama durumu gayet iyi.
She became a literature teacher and she doesn't know the date of Tevfik Fikret's death.
Edebiyat öğretmeni olmuş Tevfik Fikret'in ölüm yıldönümünü bilmiyor.
She never asked for a divorce, on account of the child although she's a lot smarter than me. She became a teacher.
Benden daha zeki olmasına rağmen, çocuktan dolayı asla boşanmak istemedi.
She's a — She's a teacher.
Öğretmen.
She's 29, a teacher's degree, she can cook...
Onun 29 yaşı var ve bir de öğretmen diploması o yemek yapa biliyor...
She is an experienced teacher, a former nursery school teacher, principal of a big nursery school.
Kendisi tecrübeli bir pedagog, çocuk yuvasında çalışmış, aynı zamanda yöneticilikte yapmış.
She's a teacher for the deaf.
İşitme Engelli Öğretmeni.
I mean, Ms. Carlson's a nice teacher and all, but she's boring and has an odd-shaped head.
Yani, Bayan Carlson nazik bir öğretmendir ama çok sıkıcı ve tuhaf şekilli bir başı var.
Look, she's a bloody good teacher.
O çok iyi bir öğretmen!
She's a good teacher, a great teacher, but she suffers from mixed motives.
Ama tuhaf duyguları var eski bir hikaye.
She's a chemistry teacher.
Kimya ögretmenidir.
She's a teacher.
Bir öğretmenmiş.
Not anymore. She's going in undercover as a substitute kindergarten teacher.
Anaokulu öğretmeni olarak... gizli göreve gidiyor.
My mom's a teacher in this school, and she's a lot better than you, too.
Benim annem bu okulda... ve o da senden çok daha iyi.
She's a school teacher.
Öğretmen.
- She's a wonderful teacher.
O muhteşem bir öğretmen.
She's a golf teacher.
Bir golf hocasıymış.
Jake says she's a great teacher.
Jake onun mükemmel bir öğretmen olduğunu söylüyor.
Yeah, I mean, it's difficult for me to tell...'cause I never had much of a musical education myself... but her teacher thinks she's really talented.
Evet, benim için söylemesi zor çünkü hiç müzik eğitimi almadım fakat öğretmeni onun gerçekten yetenekli olduğunu düşünüyor.
She's quite a painter, a teacher and she's also managing my gallery.
Çok iyi bir ressam, bir öğretmen aynı zamanda galerimi de o yönetiyor.
He married a piano teacher, who's got 30 students She makes more than he does
Bir piyano öğretmeniyle evleniyor. Otuz öğrencisi var. O daha çok kazanıyor.
What is she like? She's a great teacher, a good mom.
Harika bir öğretmen, iyi bir anne.
All right, well, my mom... she's a teacher.
Tamam. Annem de öğretmen.
She's a teacher.
O bir öğretmen.
She's a great surgeon, but not much of a teacher.
Harika bir cerrah, ama pek iyi bir öğretmen değil.
The teacher took her to the front of the class and beat her... and beat her with a cane until she stopped crying.
Öğretmen kızı sınıfın önüne çıkardı. Sonra dövdü. Elindeki değnekle ağlaması kesilene kadar dövdü.
- She's a good teacher.
- O iyi bir öğretmen.
A young provincial doctor, she's married to a mentally fragile art teacher, a bit perverse on the side.
Genç taşralı doktor hanım psikolojik olarak hassas, sınırında resim hocasıyla evli.
She's not a teacher.
O öğretmen değil ki.
She's not a teacher.
O öğretmen değil.
No, she's not a teacher!
Hayır, o öğretmen değil.
She said she's a teacher from the country who's looking for her student.
Taşrada öğretmenmiş. Öğrencisini arıyormuş.
- Do you think she's a good teacher?
- Sence o iyi bir öğretmen mi?
It was some kid's handwriting, she lied and said she was a teacher.
Bir çocuğun el yazısıydı. Yalan söyledi, bir öğretmen olduğunu söyledi.
She's a gym teacher.
Spor hocası.
I think she's developing a crush on her teacher David.
Sanırım öğretmeni David'e abayı yakmak üzere.
She's a piano teacher at Franklin High.
Eve Franklin Lisesi'nde piyano öğretmeni.
But it wouldn't matter. Because I'm a teacher. She's a student.
Zaten fark etmez çünkü ben öğretmenim, o da öğrenci.
She-she's a gym teacher here.
Burada beden eğitimi öğretmenidir.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]