English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / inglés → turco / [ T ] / That's my problem

That's my problem traducir turco

918 traducción paralela
- I know, that's my problem.
- Biliyorum, mesele de bu zaten.
That's my problem.
Bu benim sorunum.
- That's not my problem.
- Benim sorunum değil.
My main problem was to ensure that the solution had the desired effect upon the flesh... without reacting in a similar fashion towards iron, steel, brass, lead and other metals used in plumbing arrangements.
Benim için asıl sorun, çözeltinin sıhhi tesisat düzenlemelerinde kullanılan... demir, çelik, pirinç, kurşun ve diğer metallerin benzer bir şekilde tepki vermeden etin üzerinde istenen etkiye ulaşmasını sağlamaktı.
Now, right now, I'm faced with a problem of my own, Lou... that's ripping my guts out, and I can't compromise on that.
Şu anda, kendi problemimle yüz yüzeyim Lou... bana çok acı veriyor ama taviz veremiyorum.
A weekly reminder that the years were passing, And my problem still unsolved.
Geçmekte olan yılların, haftalık hatırlatıcısı bir de problemimin hâlâ çözülmediğinin.
That's not my problem.
Beni hiç ilgilendirmez.
That's my problem, Chaplain.
Bu benim sorunum, Teğmen.
That's my problem.
Sıkıntımın sebebi bu.
You'll be happy to know that at this very minute my lawyers are working on the Sebastian Venable Memorial Foundation to subsidize the work of young people like yourself who are pushing out the frontiers of art and science but have a financial problem.
Tam şu anda avukatlarımın Sebastian Venable Vakfı'nda, sanat ve bilimin sınırlarını zorlayan ancak mali sıkıntıları olan sizin gibi gençlere para yardımı yapmak konusunda çalıştıklarını bilmek sizi mutlu edecektir.
THAT'S MY PROBLEM.
Derdim bu.
That's not my problem.
Beni ilgilendirmez.
That's my problem.
Benim sorunum da bu.
That's my problem, that's not your problem. My problem.
Bu senin değil, benim sorunum.
That's my problem.
Bu benim problemim.
Students, please be aware that the test papers must go on my desk for marking, also please be equally aware of tomorrow's problem :
Çocuklar, lütfen sınav kağıtlarını okumam için masama bırakın. Ve yarınki problemi de unutmayın :
Who solves my problem now? I had to do that.
Biliyorsunuz, bir yanlış, başka bir yanlışı doğurur.
- That's my problem.
- Benim sorunum da evlilik.
That's not my problem.
Bu benim sorunum değil.
That's my problem.
Benim sorunum.
- That's ain't my problem.
- Bu benim meselem değil.
That's not my problem. I'm well out of it now.
Benim problemim değil.
It's obvious that you've surmised my problem, Doctor, and my compliments on your insight.
Sorunumu tahmin ettiniz Doktor. Sezginiz için tebrik ederim.
- That's my problem.
- Bu benim sorunum.
That's my problem.
Sorunum bu.
If you can't keep her, that's not my problem.
Onu kontrol edemiyorsan benim sorunum değil.
That's not my problem.
Beni alakadar etmez.
That's my opinion, but not many Resistants would agree with it.
Bir adam öldü diye problem çözülecek değil.
Well, that's my problem, sir.
Ama bu benim sorunum.
That's not my problem, is it? No, sir.
- Bu benim sorunum değil.
That's my problem.
- Hayır efendim. Bu benim sorunum.
You see, that's my problem.
Benim sorunum da bu.
That's my problem.
İşte benim sorunum.
For the purpose of this difficult inquiry in order to understand the problem and ascertain a solution, I suggest that my colleagues visit all of His Majesty's castles, of which only Linderhof Castle has been occupied by him on an occasional basis.
Bu zor soruşturma ve çözmek zorunda olduğumuz konularda daha iyi bir anlayış amacıyla meslektaşlarımın Majestenin tüm kalelerini ziyaret etmelerini öneriyorum ki içlerinde sadece Linderhof'da arada sırada otururdu.
That's my problem.
O benim sorunum.
- That's my problem.
-... kırıklığına uğratıyor. - Pekâlâ, bu benim problemim, değil mi?
Some goddamn putz slashed my goddamn tires... that's the trouble. Can you believe it?
Lanet olsun biri lastiklerimi kesmiş... problem burda.
That's my problem, madam.
Benim sorunum bu, madam.
Well, that's your own problem, my boy.
Bu senin sorunun, evlat.
Yeah, that's my problem.
Evet, e benim sorunum.
I think that's my problem.
Benim sorunum da bu galiba.
What if you're disappointed? That's my problem.
Ya sizi hayal kırıklığına uğratırsam?
That's my problem, all right.
Benim sorunum bu, tamam.
That's my other problem, man.
Bu benim diğer sorunum adamım.
Not my problem, that's all I know.
Bu benim sorunum değil bütün bildiğim bu.
Her big problem is that a man's social standing is more important for her than his, that is, my personal standing!
Onun sorunu şu ki erkeğin sosyal konumu onun için erkeğe olduğundan daha önemli yani benim sosyal konumum!
That's not my problem.
Bu benim derdim değil.
That's my problem.
O beni ilgilendirir.
That's all I'm saying. If I hate my life, it's my problem.
Hayatımdan nefret etmek benim sorunum.
That's good, Charlie, because if he thinks I'm gonna beef on him and he questions my honor, it's gonna become his problem, do you understand?
İyi olur, Charlie... çünkü eğer onu gammazlayacağımı düşünüp şerefimle oynarsa... bu onun sorunu olacak, anlıyor musun?
T-T-That's my problem.
Sorunum bu işte.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]