English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ B ] / Bag

Bag traduction Turc

107,172 traduction parallèle
You and JD. You stirred this up, and now you want to walk away and leave me and Laurie Ann holding the bag.
Sen ve JD, bunu karıştırdınız, ve şimdi sen, beni ve Laurie Ann'i sorumlu bırakarak uzaklaşmak istiyorsun
I have a reaper stick in my bag.
Çantamdaki iğneyi getir.
The unsub stuffed her in a plastic trash bag and then put her into a jumbo shopping cart before leaving her by a dumpster to be picked up in the Itaewon District, which is popular amongst ex-pats and soldiers from the nearby US military base.
Şüpheli onu naylon çöp poşetine tıkmış ve büyük boy alışveriş arabasına koyup Itaewon semtinde çöpe atmış. Orası da yakındaki ABD üssünde çalışan siviller ve askerler arasında popüler bir yer.
Unfortunately, no, that plastic bag accelerated the decomp and the bloating and obliterated a lot of the details.
Maalesef hayır, naylon poşet çürüme ve şişmeyi hızlandırmış, o yüzden pek çok detay kayıp.
- Ravi can eat a bag of... - Oh!
Ravi ne halt yaparsa...
Uh, must've packed it in the bag.
Çantaya koydum galiba.
I'm wearing a shopping bag.
Bir alışveriş torbası giydim.
It's in a plastic bag behind the toilet.
Klozetin arkasında plastik poşette.
Okay, you've been going in on that bag for the past 20 minutes.
20 dakikadır o paketin içindekileri yiyorsun.
Why? Get me that bag.
Çantayı versene.
What kind of donation?
Ne kadar bir bağış?
You an addict?
Bağımlı mısın?
You think a junkie could pull that off?
Sence bir bağımlı bunu yapabilir miydi?
Thought you said you weren't a junkie.
Bağımlı olmadığını söylemiştin.
You're an alcoholic, you're not a Vicodin addict.
Sen alkoliksin, Vicodin bağımlısı değil.
So, um... I yelled something and, um...
Ben de bağırarak bir şeyler dedim ve...
You know, we've really bonded over being parentless.
Anne babalarımızı kaybetmiş olmaktan gelen bir bağ oluştu aramızda.
A pier's dedicated to you, charitable contributions...
Bir rıhtıma adınız verilmiş, hayır kurumlarına yaptığınız bağışlar...
Danny took Sarah out on the boat just to... get her away from all the yelling.
Danny, Sarah'ı alıp tekneyle denize açılmıştı bağırışmalarımızı duymasın diye.
A mother and her firstborn have the strongest bond,
Bir anne ile ilk evladı arasındaki bağ, en güçlü bağdır.
Now that Geonwoo's lawyered up, it'll be even harder to find his connection to all this.
Geonwoo avukat istediğinden vakayla bağını bulmak daha zor olacak.
- [woman chuckles] - Look. For those of you who thought our ivory tower was immune to this type of shit...
Bakın, fil dişi kulemizin bu tür saçmalıklara karşı bağışıklığı olduğunu düşünenler...
- [Kelsey] Yelling at people who are already on our side using hashtags and marches?
Hashtaglerle ve yürüyüşlerle zaten yanımızda olan insanlara bağırmak mı?
And for only yelling "Freebird!" like, a dozen times.
Bir de rahat on kere Freebird diye bağırdığın için.
Kids, for some reason, I connect with them.
Nedense çocuklarla aramda bir bağ var.
You know, it really seems like me and you are bonding.
Sanki aramızda bir bağ oluştu.
Nooooo!
Hayır! - Neden bağırıyorsun?
The bond this couple makes today is sacred... and should be entered into with reverence and honor.
Bu çiftin bugün kurduğu bağ kutsaldır, hürmet ve onurla kurulmalıdır.
Our fundraising has been... It's been off.
Bağış toplama etkinliğimiz durdu.
Some of our biggest cuts are coming from our corporate donors.
En büyük kesintilerimizden bazıları kurumsal bağışçılarımızdan geliyor.
People are getting busted every other day
Bağışların kaymağını sıyırırken
There was one time when she shouted at Nicky, she twisted his arm a little bit.
Bir kez Nicky'ye bağırdığında, kolunu biraz bükmüştü.
Word as bond.
Kelime bağ olarak.
Jesus Christ, Julia, would you please just gut this guy?
Tanrım, Julia. Lütfen bu herifi bağırsakta bırakır mısın
We will yell them into submission!
Bağıra bağıra pes ettireceğiz!
Uh... huge fan of yelling, you know this, but this time, I was thinking more emphatically stating our case so they want to work with us on fighting systemic racism.
Bağırmaya bayılırım, bunu biliyorsun ama bu defa, sistematik ırkçılıkla savaşımızda yanımızda olmaları için davamızı daha vurgulu şekilde ifade etmeyi düşünüyordum.
Spared by a piece of paper, a student ID that you had to see before you could identify me and set me supposedly free.
Kâğıt parçasıyla bağışlandım Görmen gereken bir kimlik Kimliğimi tespit edip Beni güya özgür bırakabilesin diye
Loudenloudefl
Bağırın, bağırın.
- Stop shouting!
- Bağırmayın!
Stop shouting.
Kesin bağırmayı.
Don't shout!
Bağırmayın!
If you keep shouting " He has gone somewhere!
Bağırmaya devam ederseniz adam kaçacak.
- So it's a relation between 2 companies.
- Demek iki şirket arasında bağ var. - Evet!
You know, the best way to bond with someone isn't doing a favor.
Biriyle bağ kurmanın en iyi yolu, iyilik yapmak değildir.
And if it checks out, you know, that's the kind of giving I can get behind.
Eğer doğru çıkarsa, böyle bir bağışı reddedemem.
One woman crying out and men that swore fealty turn against me.
Bir kadının bağırışıyla bana bağlılık yemini eden adamlar, düşman oldu.
Independent.
Bağımsız şekilde yapmış.
And I tend to avoid the kind of connections that lead to dependence or can slow me down.
Beni yavaşlatacak ya da bağımlı hale getirecek ilişkilerden uzak dururum.
How about I tell your donors about the kind of school they're giving to? You listen to me.
Bağışçılarına ne tür bir okula para verdiklerini anlatmama ne dersin?
So, uh... see you later or are you rationing that so I don't get addicted? I'll text you.
Pekâlâ, sonra görüşür müyüz, yoksa bağımlısı olmayayım diye bekletecek misin?
Our leader Troy Fairbanks pardoned Kurt Fletcher and his clown confederacy.
Doğru. Liderimiz Troy Fairbanks Kurt Fletcher'ı ve palyaço birliğini bağışladı.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]