English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ H ] / High noon

High noon traduction Turc

153 traduction parallèle
They met in the street, high noon, and waited to draw.
Onlar sokak ortasında karşı karşıya gelir ve birbirinin silah çekmesini beklerdi.
"It is the sentence of this tribunal, on the morrow at high noon you be taken to the square in Nottingham and there hanged by the neck until you are dead."
"Bu mahkemenin kararı, yarın tam öğle vakti Nottingham meydanına götürülüp ölene dek boynundan asılmandır."
At low tide and high noon
Tam öğle vakti med-cezir
# Look at that big hand move along Nearin'high noon
"Yaklaşan öğlen vakti, şu alkışlara bir bak."
And it was high noon, ma'am, high noon.
Ve öğle vaktiydi bayan, tam öğle vakti.
Not at high noon in a tropical country in summer.
Tropik bir ülkede, yazın tam öğle vakti yapmayın.
We're planning on high noon tomorrow, if that suits you.
Sizin için uygunsa, yarın öğleni planlıyoruz.
High noon tomorrow, I'm on that plane.
Yarın öğleden sonra, o uçakta olacağım.
At high noon, he goes straight down.
Tam öğle vakti, dimdik aşağıya doğru dalar.
The film society's showing High Noon.
High Noon oynuyor.
- It's high noon!
- Öğle vakti.
Shootin'it out at high noon, maybe we can raise the van... pull the A-Team...
Belki vana ulaşabiliriz.
Up in the sky, like the sun at high noon...
"Gök yüzünde Güneş kadar tepede"
Up in the sky, like the sun at high noon
Gökyüzünde, Güneş kadar tepede ve parlak!
Up in the sky, like the sun at high noon...
Gökyüzünde, Güneş kadar tepede ve parlak!
Up in the sky, like the sun at high noon...
"Gökyüzünde, Güneş Kadar tepede ve parlak!"
Up in the sky, like the sun at high noon
Gökyüzünde, Güneş Kadar tepede ve parlak!
We make like the shadows at high noon.
Gölge gibi kaybolalım.
High noon.
Öğlen.
But tomorrow at high noon, the entire village can witness your final performance.
Ama yarın tam öğle vakti, tüm köy son gösterine tanık olacak.
"High noon"?
"Öğleyin" mi dedi?
He could kill a nun in Central Park at high noon, and we couldn't touch him.
Central Park'ta gündüz bir rahibi öldürse bile ona dokunamayız.
- High noon.
- Tam öğle vakti.
High noon?
- Güneş tepedeyken mi?
You know how you get. It'll be High Noon.
Nasıl olacağını biliyorsun.
That moon's gonna light this place up like high noon, ma'am.
Ay burayı gün gibi aydınlatacak hanımefendi.
- High noon.
- Biliyordum.
Look at how the shadows on the nose fall in a straight line, like it's high noon.
Hiçbir şey. Onu görmeye gittik, ama ev sahibesi, o piç kurusunun gittiğini söyledi.
Our men are to be hung in the square at high noon tomorrow.
Yarın öğle vakti adamlarımız meydanda asılacak.
- High noon.
- Tam 12'de.
High noon.
Tam 12'de.
- "High Noon".
- Kahraman Şerif mi?
- "High Noon"!
- Kahraman Şerif!
- I brought up "High Noon".
- Ben Kahraman Şerif meselesini açtım.
What does "High Noon" have to do with New York?
Kahraman Şerif'in New York'la ne ilgisi var?
But the best part was high noon in said un-air-conditioned car when both cheese and woman ripened nicely.
Ama en güzeli tam öğle vaktindeydi. Klimasız bir arabada peynir ve kadın güzelce olgunlaştığında.
Great. High Noon in Hong Kong.
Hong Kong'da High Noon filmi.
So, what made you decide to take a stroll in the desert at high noon?
Öğle vakti çöle gelme fikri nereden aklınıza esti?
CAROLINE : Tick, tick, tock, high noon approaches.
Zaman yaklaşıyor,
- Oh, mama, high noon.
Şimdi de 11. Tanrım.
That will make it exactly high noon.
Bu da öğle vaktini bulur.
You just pack a bag, bring your.45 and be ready to roll at high noon.
Çantanı hazırla. 45'liğini getir.
"High Noon"?
Nedir?
I can't. My dad's home, and I promised him that El backo grudge match at high noon.
Babam evde ve öğleden sonra "El Backo" nun rövanşını yapmaya söz verdim.
Gary Cooper was in High Noon.
Gary Cooper High Noon'da oynamıştı.
You shall see darkness cover Egypt when the sun climbs high to noon.
Güneş öğlen tepeye yükseldiğinde, Mısır'ın karardığını göreceksin.
Noon, well, how high is the price?
- O zaman oyunun fiyatı nedir?
When the sun was high at noon as if the world's on fire a frightful voice spoke to me.
Öğlen güneşi tam tepede, dünya alev alev yanıyorken korkunç bir ses benimle konuştu.
Up in the sky, like the sun at high noon...
Gök yüzünde Güneş kadar tepede!
High noon.
Tam öğle vakti.
The actual ceremony will take place this Saturday at high noon.
Gerçek tören bu cumartesi, büyük zorluklarla elde ettiğiniz diplomalarınızı almadan önce öğlen gerçekleşecek.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]