English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ I ] / In the middle of the day

In the middle of the day traduction Turc

495 traduction parallèle
Gong Shil! What are you doing out in the middle of the day instead of sleeping?
Gündüz vakti, niye uyumuyorsun?
They can't have a firework show in the middle of the day and I'm too scared to go out at night.
Gündüz vakti havai fişek olmaz, gece de çıkmaya korkuyorum.
What are you doing driving around the countryside... in the middle of the day?
Gün ortasında bu taşrada at sürüp... ne yapıyorsun?
Especially in the middle of the day.
ille de bir gün ortasında.
He's got a big office and he can take off in the middle of the day for three hours.
Adamın büyük bir iş yeri var ve gün ortasında 3 saatliğine işinden ayrılabiliyor. Bu kadar konuşacak kadar önemli şey de neymiş?
In the middle of the day?
Günün bu saatinde mi?
No, my dear fellow, not in the middle of the day.
Dostum, olmaz. Gün ortasında olmaz.
I don't want a drink in the middle of the day.
Günün ortasında içki içmek istemiyorum.
I think it's depraved to drink champagne in the middle of the day, but...
Sanırım gün ortasında şampanya içmek ahlaksızlık, fakat...
And anyhow, what are you doing here in the middle of the day and dressed like that?
Ve her neyse, günün ortasında bu şekilde giyinmiş olarak burada ne arıyorsun?
- A cocktail in the middle of the day?
- Öğlen vakti ne kokteyli? !
I found myself in bed today, in the middle of the day.
Bugün öğlen kendimi yatakta buldum.
No wonder I fall asleep in the middle of the day.
Gün ortasında uyuyakalışım boşuna değil.
I've never known it dark like this in the middle of the day.
Gün ortasında hiç böyle bir karanlık görmedim.
I can't leave dressed like this in the middle of the day.
Fakat günün ortasında bu kıyafetle burayı terk edemem.
It's been a long time since I've seen indecent luxury in the middle of the day.
Uzun zamandır gündüz böyle uygunsuz bir lüks görmemiştim.
Mr Rumson, in a community of 400 men, would you rather I took my bath bare beam and buck naked in the middle of the day?
Bay Rumson, 400 erkek arasında tamamen çırılçıplak... gün ortasında mı yıkanmamı tercih ederdiniz?
Sometimes I fall asleep in the middle of the day.
Bazen günün ortasında böyle uyuyup kalıyorum.
What's the matter with you guys? Drinking sake in the middle of the day!
Gün ortasında sake içmene... arkadaşların ne derler?
Drinking in the middle of the day.
Gün ortasında içiyorsun.
Don't tell me it was in the middle of the day.
Öğlen saati bunu anlatma yavrum.
I don't drink in the middle of the day.
Gün ortasında içmem.
A friend of yours told me where I could find you in the middle of the day.
Arkadaşlarım seni burada bulacağımı söylediler.
Look! Snoozing in the middle of the day.
Şuna bak, gün ortasında şekerleme yapıyor.
What brings you to this godforsaken part of town in the middle of the day?
Gündüz vakti, seni kasabanın Tanrı'nın bile unuttuğu bu kısmına getiren nedir?
The beach, but, in the middle of the day?
Sahil mi? Hem de günün ortasında?
Why are you people here in the middle of the day?
Günün ortasında bu kadar insan ne yapıyorsunuz burada? İş gününün ortasında, soğukta dikilip duruyorsunuz! Birbiriniz için ne hissediyorsunuz?
You'd go for a swim in the middle of the day.
Reklâm yapman gerekirken, yüzmeye gitmen gibi.
This guy, in the middle of the day, comes in my place and starts wrecking it.
O herif günün ortasında dükkanıma gelip etrafı talan etmeye başladı.
And on the road to Damascus, just outside the city, in the middle of the day I was struck by a white light that blinded me!
Şam'a giderken, şehrin hemen dışında, gündüz vakti... beyaz bir ışık gözlerimi kör etti.
MRS HUDSON : Such carryings-on and in the middle of the day
Güpegündüz bu tür şeyler..
Hey, Jade, if I want to take a shower in the middle of the day, it's all right.
Jade, canım duş yapmak isterse yaparım. Sal'ın canı cehenneme!
In the middle of the day, it is twelve o'clock.
Gün ortasında saat 12'dir.
Look, honey, I'm right in the middle of a talk with a very important gentleman.
Tatlım, şu an çok önemli bir beyefendiyle toplantıdayım.
On the fourth day, in the middle of way to New Mexico.
Dördüncü günde New Mexico'ya yolu yarılamıştım.
" It was a cold day in the middle of January.
" Ocak ayının ortasında soğuk bir gündü.
You mean church day's coming in the middle of the week again?
Yani hafta ortasında tekrar kilise günü olacak mı demek istiyorsun?
and Denis Rake landed smack in the middle of the battle. He spent the night in a tree, which he climbed down the next day in order to send us a message saying he'd arrived rather unexpectedly and that all was well.
Bilmediğimiz şey Denis Rake'in Fransa'ya vardığı gece Almanların ani bir saldırı yaptığı ve Denis Rake'in savaşın ortasına balıklama daldığıydı.
Stand in the middle of it all one day
# Bir gün ortasında duracağım
One day, he went into the outhouse and got caught in the middle of a stampede.
Bir gün, evinden dışarı çıktı ve kendini korkunç bir kargaşanın ortasında buldu.
I mean, there's a little spot in the middle of each day, just about your size.
Her günün ortasında küçük bir boşluk var, tam senin ölçülerinde.
A two-day permit in the middle of all this?
Bu kadar işin arasında iki gün izin mi?
After all the problems and worries onshore our first day at sea seems like a pleasure cruise in the middle of war.
Bütün problemler ve endişelerden sonra denizdeki ilk günümüzde, savaşın ortasında olmamıza rağmen sanki tatlı bir zevki hissediyorduk.
Lightning in the middle of a sunny day?
Güneşli bir günün ortasında yıldırım düşer mi?
We send him all over town in the middle of a hot, sunny day.
Sıcak ve güneşli bir günde şehirde tur atmasını isteyeceğiz.
Eve... Eve, I'm in the middle of a very important meeting.
Çok önemli bir toplantıdayım Eve.
Michael, you come home in the middle of the night you sleep all day.
Michael, eve gecenin bir yarısı geliyorsun... bütün gün uyuyorsun.
I remember that day, long ago, when in the middle of a tournament you appeared, glowing, radiant.
O günü hatırlıyorum, uzun zaman önce, mücadelenin ortasında belirmiştin, göz kamaştırıcı, ışıklar saçarak.
"'One bright day in the middle of the night, two dead boys got up to fight.
Şöyle bir şeydi : # Gecenin karanlığı aydınlandığında. #
One bright day in the middle of the night, two dead boys got up to fight.
# Gecenin karanlığı aydınlandığında. # # İki ölü çocuk kavgaya tutuşur. #
She just up and left one day right in the middle of vacuuming.
O, bir gün ortalığı süpürürken, yalnızca kalkıp gitti.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]