English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ T ] / That's all i remember

That's all i remember traduction Turc

314 traduction parallèle
And that's all I remember.
İşte tüm hatırladığım bu.
Then he said, "Say ah" and I said "ah," and that's all I can remember.
Sonra "Aaa de" dedi. Ben de "Aaa" dedim. İşte tüm hatırladığım bu.
It was a hot afternoon and I can still remember... the smell of honeysuckle all along that street.
Sıcaktı. Sokaktaki çiçek kokularını hatırlıyorum. Hanımeli.
That's all I can remember. - Mm-hmm.
Tüm hatırladıklarım bunlar.
I remember falling to my knees... and that's all.
Dizlerimin üstüne düştüğümü hatırlıyorum. Hepsi bu kadar.
I don't remember all that was said over a hundred winter evenings
Yüzlerce kış akşamı boyunca söylenenlerin tamamını hatırlamıyorum.
Well, let's see. I... That's all I can remember.
- Bütün hatırlayabildiğim bu...
I ask you all to remember that he is not a Briton but a Viking who has led a secluded life in exile with his father.
Kendisinden bir britanyalı olmadığını hatırlamasını istiyorum. Bir viking, babasıyla birlikte sürgünde yaşamaya zorlanmış biri.
- Mother. I don't suppose you remember your UncleJervis, but that's perfectly all right. - He doesn't remember you either.
Linda, amcanı tanıyacağını sanmıyorum, zaten o da seni tanımıyor.
I think that's all I can remember. Oh, yes, a lamp.
Başka unuttuğum bir şey var mı diye düşünüyorum.Oh, evet, bir lamba.
Ever since I was a kid that's all I can remember.
Çocukluğumdan beri hatırlayabildiklerimin hepsi bu.
I was a child, that's all I remember.
Çocuktum, tek hatırladığım bu.
I can remember a time when all you'd have done for a clout like that was scratch it.
Uzunca bir süredir prestijimi sıfıra düşüren bu olayı düşünüyordum.
That's all I remember.
- Tek hatırladığım bu.
That's not all! I fought them and they broke two of my vertebrae. Remember?
Ama bu yetmedi, onlarla dövüştüm ve iki kaburgamı kırdılar.
"It exploded, and that's all I remember."
"Patladı, hatırlayabildiklerim bunlar."
- That's all I remember.
- Bütün hatırladığım bu.
That's all I remember.
Hatırladığım tek bu.
That's all I remember.
Bütün hatırladığım bu.
That's all I remember.
Tüm hatırladığım bu.
That handshake is all I've lived for for as long as I can remember.
Başkan'la el sıkışmak hayatımın tek gayesi.
Well, that's all I remember doing.
Sadece bunu yaptığımı hatırlıyorum.
THAT'S ALL I REMEMBER, AND I'M SORRY TO SAY IT'S ALL WRONG.
Hatırldığım tek şey bu. Maalesef hepsi yanlıştı.
That's all I remember.
Hatırladıklarım bunlar.
I remember being very sick and having nightmares, and that's all.
Çok hasta olduğumu ve kabuslar gördüğümü hatırlıyorum. Hepsi bu.
I've hardly been reincarnated at all, but Dave... he can remember all the way back to ancient Egypt... building the pyramids and all of that.
Ben yeni bir bedene zar zor girmişim ama Dave! Eski Mısır'a kadar her şeyi hatırlıyor, piramitlerin inşasını bile!
But I do remember all that trouble, that poor child being abducted... and taken off by that handsome devil, Bandit.
Ama olayları hatırlıyorum. Zavallı kadın bir yakışıklı şeytan tarafından alıkonmuştu. Haydut tarafından.
- That's all I remember
- Tek hatırladığım bu.
Some of you may feel that the cormorant does not play an important part in the life of the school, but I would remind you that it was presented to us by the corporation of the town of Sudbury to commemorate Empire Day, when we try to remember the names of all those from the Sudbury area who so gallantly gave their lives to keep China British.
Bir kısmınız karabatağın okulumuzda... önemli bir rol oynamadığını düşünebilir, ama şunu hatırlatayım ki... bu karabatak bize, Sudbury Belediye Meclisi tarafından... İmparatorluk Günü anısına hediye edilmiştir. Unutmayın ki o gün, Sudbury yöresinden olup...
That's all i remember.
Tüm hatırladığım bu işte.
I know all of you work very hard during the day... and I'm sure that you could think... of some more exciting ways to spend your evenings... but remember that the degree that you earn in here... can spell more money for you out there.
Biliyorum bütün gün çok fazla çalışıyorsunuz ve eminim akşamlarınızı daha eğlenceli şeyler yaparak geçirmek istersiniz ama unutmayın burada kazandığınız dereceler dışarıda size daha fazla para kazandırabilir.
That's all I remember.
Aklımda bu kadar kalmış.
That's all right, I'll remember.
Önemli değil. Aklımda tutarım.
Listen, man, free advice is usually worth exactly what it cost, but you-all comin'in here pretty much like I did, I thought I'd tell you something that's good to remember.
Dinle, bedava tavsiyenin değeri de fiyatı kadardır ama buraya gelişin üç aşağı beş yukarı benimki gibi. Aklında tutman gereken bir kaç bir şey söyleyeceğim.
That's all I remember about that day :
O gün hakkında tüm hatırladığım bu.
I remember complaining to Francis one day about my confusion about all that was going down, and I said to him,
Bir gün Francis'e, olan biten herşeyle ilintili olarak kafamdaki karışıklıklardan şikayet ettiğimi hatırlıyorum. Ona şöyle demiştim :
That's all I can remember, Mom, but if I think of any more, I will let you know.
Şimdilik bütün hatırladığım bu, Anne, fakat daha fazla düşünürsem sana bildiricem.
I'll bet you that in six months... you're back with Linda, and she's pregnant... and this will all be something you hardly remember.
İddia ediyorum ki, altı ay içinde Linda'ya kavuşacaksın. O hamile kalacak ve bütün bu olanlar, çok zor hatırladığın şeyler olacak.
That's all I can remember.
Tüm hatırladıklarım bunlar.
I remember. There's that chapter where richard walks all night.
Richard n, gece boyunca yürüdüğü bir bölüm olduğunu hatırlıyorum.
No, I saw a flash and then I felt the pain, but that's all I remember.
Hayır, Bir parlama gördüm sonrasında ağrı hissettim, Tüm hatırladığım bu.
But I know that's Peggy, and I believe we all remember her.
Ama şu Peggy ve sanırım onu hepimiz hatırlıyoruz.
"That's all I remember about your daddy was his fuzzy little pot-belly riding on top of me shooting his caffeine ridden semen into my belly" "to produce my little water-headed miracle baby"
Baban hakkında tek hatırladığım, üzerimde kıllı, şişko göbeğinin tepinişi ve kafein istilasına uğramış spermlerini rahmime fışkırtışı benim geri zekalı küçük mucize bebeklerimi üretmem için.
That's all right. I can remember for both of us.
Ben, ikimiz için de hatırlayabilirim.
And as I leave that's an example I think all of us should remember.
Ve ben ayrıldığım için, bu bir örnek bence hepimiz hatırlamalıyız.
That's all I can remember.
Hatırlayabildiğim, hepsi bu.
Some people got killed and he was involved, that's all I remember.
O iş başındayken birileri ölmüştü, tek hatırladığım bu.
That's about all I remember from my childhood lessons.
Çocukken aldığım derslerden hatırladığım tek şey bu.
- That's all I remember.
- Tüm hatırladığım o.
That's all I remember.
Bütün hatırladıklarım bu kadar.
It's just that three days ago I didn't have any past at all and now I'm trying to remember an entire lifetime.
Daha üç gün önce bir geçmişim yoktu, şimdiyse bütün bir yaşamı anımsamaya çalışıyorum.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]