Translate.vc / Portugais → Turc / Invade
Invade traduction Turc
244 traduction parallèle
O que sente deve ser a melancolia da felicidade, aquele sentimento que nos invade quando percebemos que nem o amor pode ficar sempre em maré alta.
Hissettiğiniz muhtemelen mutluluğun melankolisi. Aşkın bile sonsuz olmadığını fark ettiğimizde üzerimize çöken o karanlık duygu.
O vento sopra tão forte... que o mar invade a terra.
Rüzgar öyle sert eser ki, deniz arka ayakları üzerine kalkar ve karşı kıyıya yürür.
Suponha que algum branco quer "ferro amarelo" e invade as nossas terras.
Diyelim ki beyaz adam sarı demir istedi ve topraklarımıza geldi.
o teu mundo invade o meu e contagia a tua beleza quando estamos juntos.
Ve seninle birlikte olduğumda, benim de içimden eşsiz değerler çıkıyor.
Sabes, lá onde o sol nos invade, nos entra no sangue.
Orada güneş sana hakim oluyor, kanına giriyor.
Quando você entra com seus homens em minhas terras... assustando as crianças e as senhoras. Quando invade o meu lar, como se fosse a lei... e o Deus todo poderoso.
Atına atlayıp küstah bir şekilde arazime girdiğinde, çocukları ve kadınları korkuttuğunda, sanki sen kanunmuşsun ya da Tanrı'ymışsın gibi evime baskın yaptığında, sana şunu söyleyeceğim :
Porque invade a minha privacidade?
Mahremiyetimi bozmak zorundamısın,?
- A insegurança invade as vossas ruas, são levianas desavergonhadas e doentes, carteiristas gananciosos e fumadores de ópio insidiosos.
Caddeleriniz hastalıklı ahlaksız kadınlar, açgözlü yankesiciler, fırsat kollayan esrarkeşler tarafından güvensiz yerler haline dönüştürüldü.
Respira fundo e a vida pareçe - - lhe tão simples, tão líímpida, que o súbito impulso de ajudar a humanidade inteira a invade.
Hayat o kadar basit ve berrak görünüyordu ki.. .. bütün insanlığa yardım etme heyecanıyla dolmuştu.
Olha, não sei quem você é nem o que quer, mas não sou obrigada a responder alguém que invade a minha casa assim!
Bakın, kim olduğunuzu ve ne istediğinizi bilmiyorum, ama bu şekilde evimin içine... dalan birine yanıt verecek değilim!
Hoje vou e sinto orgulho em ir, porque recordo pessoas que não voltaram e me invade um horrível sentimento de perda e, ao mesmo tempo, esplêndida camaradagem.
Artık gidiyorum ve bununla övünüyorum. Çünkü geri gelmeyen insanları hatırlıyorum. Kafayı bulduğumda aklıma, verilen kayıplar ve arkadaşlıklar düşüyor.
Suponha que Hitler não invade. O que sucede?
Ve Hitler'in istilayı yapamadığını.
- Invade a lógica.
- Derin mantığa saldır.
Em noites de lua cheia... invade a igreja e arranca cabeças de galinhas com os dentes.
Dolunayda, kilise avlularına gizlice girip tavukların kafalarını ısırarak koparırmış.
Quem invade o Reino dos Homens de Neve?
Kardan Adam'ın krallığına kim izinsizce giriyor?
Primeiro, invade a minha vida pessoal e parece estar fascinado pela minha amiga, a menina de Merlier.
Önce özel hayatımı işgal ettin ve nedense arkadaşım bayan de Merlier'den çok etkilenmiş gibi görünüyordun.
"Se o teu inimigo for superior, invade-o."
"Eğer düşmanın daha güçlüyse, ondan kaç."
Um alienígena de um planeta distante invade a vossa sala todas as segundas, às 8 horas. 7 centrais.
Uzak gezegenden gelen bir uzaylı her pazartesi akşamı 7 : 00-8 : 00 arasında oturma odanızı işgal edebilir mi?
Como ousa... com que direito, invade a minha casa?
Bu da ne? - Evime nasıl bu şekilde girersiniz?
Atravessa portas grossas e espessas. Invade o meu laboratório, o meu computador e as minhas fórmulas. E modifica-as.
Zaman kilitli kapılardan geçiyor, benim laboratuarıma, bilgisayarıma ve formüllerime ulaşıp onları değiştirebiliyor.
UMA NOVA PRAGA INVADE AS CIDADES : SDN SÍNDROMA DE DEBILITAÇÃO NERVOSA,
Yeni bir hastalık şehirleri sarsıyor.
Espera ai, se esse tipo é tão poderoso... porque é que ele não nos invade?
Dur bir saniye. Eğer bu adam bu kadar güçlüyse... neden hemen işgale başlamıyor?
No céu A escuridão invade tudo...
Yukarıdaki cennetten bir ışık parlıyor...
No céu A escuridão invade tudo...
Yuaıdaki cennetten bir ışık yansıyor
O pânico invade Springfield, enquanto mascotes gigantes de publicidade assaltam a cidade.
Reklam maskotları şehri yakıp yıkarken şehirde panik havası hüküm sürüyor.
Então ele invade uma reunião de Chefes de Estado, certo? Usando apenas um notebook invade o Comando de Defesa Aérea e derruba todo o sistema de segurança nacional.
Bu yüzden, Genelkurmay Başkanının toplantısına izinsiz dalmış,... ve sadece bir diz üstü bilgisayarla, Hava Savunma Komutanlığı'nın sistemine girip tüm savunma ağımızı devre dışı bırakmış.
O oceano, transpondo suas margens, não avança, mais... que o jovem Lartes, que agora invade vosso castelo!
Taşan denizler bile daha çabuk dolduramaz ovayı genç Laertes ve arkadaşlarından daha önce. Böylesine devirip geçemez ordularınızı...
Deixo a janela aberta para o ar entrar o ar invade tudo mesmo os quartos trancados por dentro.
Odanın havalanması için pencereleri açtırdım. Kullanılmayan odalarda rutubet oluyor.
Temor me invade!
Korku giriyor içime!
O Bush invade o meu território, depois fica com os meus amigos, depois goza com a minha forma de falar. Provavelmente.
Bush ilk benim mahallemi ele geçirdi, sonra arkadaşlarımı çaldı konuşmamla da büyük ihtimal dalga geçti.
"Sempre que passo pelo monumento," "invade-me a tristeza."
"Shelly anıtının yanından her gün geçmeme rağmen," "hüzünü her seferinde beni etkiliyor."
A terra invade a composição!
Toprak kompozisyonu dolduruyor.
A solidão invade os seus corações.
Yalnızlık insanların kalplerini dolduracak.
Uma calma invade-lhe o olhar.
Gözlerine bir sakinlik çöker.
Comecei a perceber que a resposta a esta questão talvez resida dentro da forma de vida. Há prova biológica da sua ligação ao cancro que invade o meu corpo, a um vírus que vive dentro deste organismo e ao qual eu fui exposta durante o meu rapto, há três anos atrás.
Şimdi, bu yaşam türünün, biyolojik kanıtın içinde olabilecek sorunun bu organizmanın içinde yaşayan virüsle üç yıl önceki kaçırılmamda maruz kaldığım vücudumda yayılan kanserle bağlantısının cevabını anlamaya başladım.
Algo que poderá confirmar as minhas suspeitas sombrias acerca da fonte desta doença que me invade o corpo, na esperança de provar que a sua causa não foi inocente, muito embora ainda se desconheça a sua cura.
Vücudumda yayılan bu kanserin kaynağı hakkındaki karanlık şüpheleri doğrulayabilecek, tedavisi bilinmez kalsa bile, kansere bunun neden olduğunun kanıtını sağlayabilecek bir resim.
Invade o castelo mas não tem acesso à sala do tesouro.
Şatoya saldırabilirsin ama hazine odasının anahtarını elde edemezsin, asla.
Invade a vizinhança inteira.
Her tarafı mahvediyor.
Saliva gelada, o frio invade... o corpo de Said, morto, | assassinado.
Salyası dondu, vücudunu soğuk kapladı. Said'in bedeni öldü, öldürüldü, suikaste maruz kaldı.
Ali perto, um macho Postosuchus esfomeado invade o território da fêmea ferida.
Yakınlarda susamış bir erkek Postosuchus yaralı dişinin bölgesini işgal etmiş.
Como se me seguir e incomodar as pessoas com quem trabalho não fosse o bastante, invade o meu apartamento?
Beni sağda solda takip etmen ve beraber çalıştığım insanları rahatsız etmen yetmezmiş gibi. Bir de evime girdin ha?
Mas um estranho que invade um apartamento de uma senhora é perversão.
Ama yabancı birinin bir kızın dairesine gizlice girmesi ahlaksızlıktır.
Traltixx disse que invade nossos neurônios ópticos.
Tamam. T'raltixx bize optik nöronlardan saldırıya uğradığımızı söyledi.
Há 4 dias, um tipo invade uma casa e dá com uma mulher sozinha.
Dört gün önce bir adam bir daireye girmiş. Bir kadını yalnız bulmuş.
Estamos tão dispersos que o inimigo invade o posto de comando para usar as latrinas.
Hat o kadar zayıf ki düşman ordugaha girebiliyor.
A Alemanha invade a Polónia e o Estado livre de Danzig pondo fim aos esforços e esperanças dos diplomatas por uma determinação pacífica.
Almanya Polonya'yı ve özgür eyaletleri işgal ederek huzur ve barış dolu bir hayat için diplomatların girişimleri ve umutlarını bitirdi.
O Japão invade durante o reinado do Rei Sejong, e o pai do Rei é o tirano Yeonsan.
Japonlar, Kral Sejong'un zamanında işgal ediyor... kralın babası ise zorba Yeonsan.
Ele dispara em quem invade as terras deles, sabes.
Kaçak girenleri gördüğünde vuruyor, biliyorsun.
Sem investigar, o Japão invade a China.
Japonya olayın aydınlatılmasını beklemeden, Çin'e saldırdı.
Aí, a misericórdia invade-lhe o coração.
Kalbi merhametle dolacaktir.
Você invade.
İçeri patlatıyorsunuz.