English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Francês → Turco / Elégance

Elégance tradutor Turco

488 parallel translation
D'ailleurs, vous n'êtes pas un modèle d'élégance non plus.
"Reklam yıldızı değilsin sonuçta."
Quelle élégance!
Ne hoş.
Sans vouloir vous vexer, vous avez l'élégance d'un vrai moscovite.
Kırılman riskine rağmen tam bir Moskovalı kadar şık olduğunu söyleyeyim.
Je n'ai ni passion ni élégance dans ma vie.
Ne aşk coşkusu, ne cazibe.
Quelle élégance, Egbert! Je ne vous reconnais pas!
Ne kadar şık olmuşsun, Egbert!
Il danse avec élégance.
İncelikle dans ediyor.
Tu avais dit avec élégance : "Du champagne est indispensable."
En kibar halinle şöyle demiştin "Şampanya içmeliyiz."
Vous êtes d'une élégance!
Amanın, Bayan Julie, domuz avına çıkmak için mi giyindiniz? Beğeneceğini umuyorum.
Tu as l'élégance de l'admettre.
Bunu kabul edecek kadar asilsin Sully.
Même avec élégance
Daha iyi giyindiği yok, süslenip püsleniyor.
Quelle élégance, M. Henderson.
- Jilet gibi giyinmişsiniz Bay Henderson.
Vous devriez vivre dans le luxe, la beauté et l'élégance.
Lüks içinde, güzellik, zarafet içinde yaşamalısın.
Leur élégance ne m'attire pas.
Onların ince yanları bana pek çekici gelmiyor.
Propre, mais sans élégance.
Her şeye rağmen ; temiz ve kullanışlıdır.
Si tu n'étais pas si bornée, tu verrais l'élégance de ma tenue.
Bu kadar aptal olmasaydın ne kadar şık giyindiğimin farkına varırdın.
Quelle élégance!
Ne zerafet!
L'élégance même.
- Olabileceğin kadar zarif.
Tu as un beau costume. Quelle élégance!
Jamie, takımın çok şık.
Votre élégance est toujours si raffinée.
Şıklığınız her gün daha da artıyor.
- Quelle élégance!
- Çok hoş biri!
Je veux vieillir avec élégance.
Güzel kalarak yaşlanmayı düşünüyorum. İşte, Matmazel.
Tu es incapable de comprendre l'élégance des nobles.
O halde hanedanlığın asilleri arasında sizi gerçekten kimin sevdiğini sorabilir miyim?
Confort et élégance.
Rahat ve kibar bir şekilde.
Vous n'osez pas rire de notre fausse élégance, de nos fards, de nos accents étudiés.
Kim bilir, sana sorsak bu makyajlı yüzümüze, fosforlu konuşmalarımıza,.. ... pejmürde halimize bakıp daha gülünç olduğumuzu söylerdin.
Ca se voit. M. Nordley, vous avez apporté ici l'élégance.
Söyleyene bakın Asıl siz, Bay Marswell'in sirkine kültür getirdiniz.
On dirait qu'elle a gagné le Grand Prix d'Élégance, - il y a des années.
Yıllar önce zarafet yarışması kazanmışa benziyor sanki.
Ma retraite manque d'élégance, je ne suis pas un héros passionné.
Bu cayışım şık olmadı, kabul ; ama insanüstü bir varlık yok karşında.
Fairchild était un brillant chauffeur d'une grande élégance, comme les huit voitures sous ses soins.
Fairchild pırlanta gibi iyi bir şofördü..... baktığı sekiz otomobil gibi.
Et quelle élégance, comme si elle était de la haute.
Balonun yıldızı. - Onun yeri hep orasıymış gibi.
Tu l'entends "après", et tu te lèves pour libérer ce pauvre insecte pris au piège avec l'élégance que tu déploies à te libérer des cœurs.
Sonra kalkıyorsun ve şu zavallı yaratığa özgürlüğünü veriyorsun kadının kalbinden kendini zarif şekilde özgürleştirdiğin gibi.
C'est un très bel homme, d'une élégance raffinée.
Boylu poslu biri, oldukça zarif.
Charlie, quelle elegance!
Charlie, ne kadar da yakışıklısın!
"De l'élégance pour celle qui s'en fiche"
İşte. Kıyafetlerle ilgilenmeyen kadın için kıyafetler.
Je veux de la grâce, de l'élégance et du pep.
Quality Kadını zarif, ince ve çok canlı olmalı.
La grâce, l'élégance, le pep, c'est courant.
Quality'deki tüm kızlar zarif, ince ve çok canlı.
Mais vous vous exprimez avec élégance, mon Colonel.
Böyle konuşmanıza gerek yok, Albay.
Vous avez l'élégance de rougir.
Utanacak kadar nezakete sahip olmana sevindim.
En parlant d'élégance, tu aurais dû voir le yacht.
Hoş şeylerden söz edelim. Yatı görmelisiniz.
Il n'avait pas le snobisme de la caste ou de la fortune... mais celui de la beauté et de l'élégance des objets...
Aile veya para züppesi değildi, ama o bir züppeydi, tamam.
Ce n'est pas de l'élégance... mais une dignité personnelle.
Nazik sayılmazsın, ama ağırbaşlı gibisin.
Avec le dernier navire d'Orient, j'ai apporté à votre île splendide l'un des trésors les plus prisés de ces contrées où la science et l'élégance ne surpassent pas les vôtres.
Son dogu gemisi ile sizleri, muhtesem adaya getirdim. Bölgenin en degerli hazinelerinden birine, getirdim ; bilim ve zerafet. iste burada..
Tout le monde ne sait pas surprendre avec élégance!
Herkes böylesi bir sürprizin altından kalkamaz.
Quand je vois les femmes en jodhpur je regrette l'élégance de nos amazones d'autrefois.
Binici kıyafetli bir hanım konuğumu görünce, atçılıkta eski zarafet kalmadı diyorum kendi kendime.
Avec combien d'élégance tu dis à ton Roi de s'occuper de ses propres affaires.
Kralına kendi işine bakmasını, ne kadar da nazik bir dille söylüyorsun.
" Le Français parle avec élégance
" Fransa'da her Fransız vatandaş yutmuştur A'dan Z'ye Fransızcayı
Vous allez vivre ici 6 mois, pour apprendre a parler avec élégance... comme une vendeuse.
Burada altı ay kalacak... ve çiçekçideki bir hanımefendi gibi güzel konuşmayı öğreneceksin.
Quelle élégance...!
Pek de şıkız hani!
Tu es d'une élégance, le père!
Harika olmuşsun, baba. Çok şıksın.
Ben, quelle élégance.
Ben, tam bir beyefendi gibi görünüyorsun.
L'attitude et l'élégance avec lesquelles... vous êtes descendu de carrosse m'ont ébloui.
Tavrınız ve zerafetiniz,... daha arabanızdan indiğinizde beni etkiledi.
Autrefois, une courtisane nommée Kokonoe, poudrée et vêtue avec élégance, s'est poignardée dans cette pièce, je ne sais pour quelle raison.
Uzun zaman önce Kokonoe adında bir sosyete kızı vardı. Sebebini bilmiyorum. Pudralanmış ve en iyi elbisesini giymişti.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]