English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / inglés → turco / [ M ] / Music playing

Music playing traducir turco

1,345 traducción paralela
- ( rock music playing ) - That's supposed to put him to sleep?
Onu bu mu uyutacakmış?
[Pop music playing]
[Pop müzik çalıyor]
[Upbeat pop music playing]
[Neşeli pop müzik çalıyor]
[Romantic music playing]
[Romantik müzik çalıyor]
HOWARD : I'm sorry. ( Operatic music playing )
Özür dilerim.
Good night, sir. ( Operatic music playing ) Evening, Carter.
İyi geceler efendim.
During the war, Carter was attached to British Intelligence in Cairo as a translator, and he returned to painting. ( Lively jazz music playing ) Ah!
Carter savaş sırasında, Kahire'de bir çevirmen olarak İngiliz istihbaratına bağlıydı... ve resim yapmaya geri döndü.
( Jazz music playing on gramophone ) Oh! I'm sorry.
Özür dilerim.
[music playing in the distance]
- Bu partideki aptallardan biri kitabı çaldı! - Ne kitabı? - Biri İncilini mi çalmış?
FOR THE FIRST TIME ANYWHERE, LET'S GIVE A HUGE HAND AND A LOT OF LOVE TO... ( romantic music playing ) MR. AND MRS. ERIC DiBENEDETTO!
Heryerden once ilk kez burada haydi Bay ve Bayan Eric DiBenedetto'ya buyuk destegimizi ve sevgimizi gosterelim.
[UPBEAT DISCO MUSIC PLAYING]
[DİSKODA NEŞELİ BİR PARÇA ÇALAR]
That was the music playing. I remember that music.
Kırdaki atları hatırladın mı?
Yeah, he definitely has a problem with law enforcement. ( music playing, muffled through earpieces )
Evet, kesinlikle kanun güçleri ile sorunu var.
We still have the right music playing.
Uygun müzik de çalıyor.
With the soundtrack music playing like that- - ohh.
Hazır film müzikleri de çalıyor.
( theme music playing )
ESE 4.2.4 BETA Kullanılarak Oluşturulmuştur. Ripper : black _ milk Elle Düzeltme : black _ milk
I was playing the piano, the music and he remembered...
Hatırladı, piyanoyu çalıyordum, müzik ve hatırladı.
Whether it was these wild and crazy poets that were getting up on stage... or whether it was a musician playing some riff in a jazz club... or some bluegrass guy, some old roots music... it filters through you, you speak them when they come out verbally and you play them.
Sahneye çıkıp şiir okuyan yabanıl ve çılgın şairler olsun... caz kulübünde doğaçlama motifler çalan bir müzisyen olsun... Appalachia Dağları'ndan bir ozan, veya spritüel bir şarkıcı... hepsi ruhunuzdan süzülür, onları konuşurdunuz. Sözlere döküldüklerinde onları çalardınız.
We will be playing classical music the entire ride.
Tüm yarışma boyunca klasik müzik çalacağız.
I guess I always figured they got into their parents'wagon and went cruising up and down their main drag playing loud banjo music and acting like idiots.
Bana kalırsa, anne-babalarının arabasına atlayıp, ana caddede bir aşağı bir yukarı turlayarak ve yüksek sesle banjo çalarak, salaklar gibi davranırlardı.
I'm not exactly in love with the music we're playing now.
Onların müziğini beğenmiyorum.
Playing the music i wanna hear.
Dinlemek istediğim müziği çalıyorum.
They're playing music!
Müzik çalıyorlar!
[rock music playing] Hi, um...
Selam, am...
# # [pop music playing]
Hey...
# # [pop music playing] Yes, Your Honor.
Evet, Sayın Hakim.
She was playing country music?
Country müzik mi çalıyor?
Now, if tampering medications is our poisoner's music, then Primalect is the key he's playing it in.
Yani eğer bizim bozuk ilaçlarımız bizim zehirleyici müziğimizse, o zaman Primalect onun çaldığı portenin anahtarı demektir.
( MUSIC PLAYING ON CAR RADIO ) Dude. We're driving.
Biz araba kullanıyoruz ahbap.
Red, I know you said wait in the car, but fez keeps playing his crazy bongo music.
Red, arabada bekleyin dediğini biliyorum, fakat Fez manyak bongo müziği çalıp duruyor.
Music had been playing full blast for hours.
Saatlerdir yüksek sesli bir müzik çalıyormuş.
( CHRISTMAS MUSIC PLAYING )
- Edward.
Mr. Stephen Loomis... ( BAND PLAYING LIGHT JAZZ MUSIC )
Bay Stephen Loomis- -
Ah, you want to start playing some music, please?
Biraz müzik çalmaya başlar mısınız, lütfen?
People yelling'at you and computers playing music.
Bağırıp çağıran insanlar ve müzik çalan bilgisayarlar.
Claire, honey, the music's playing for you now and forever.
Claire, tatlım, bu müzik senin için çalıyor ve sonsuza dek çalacak.
I was in London playing my music.
Londra'da kendi müziğimi çalıyordum.
And you quit playing that negro music!
O zenci müziğini bir daha duymak istemiyorum!
My only clue was his car stereo.. it was playing classical music.
Tek ipucum, arabanın teybinde çalan klasik müzikti.
I turned on a radio show from the city, and it was playing pop music
Şehirdeki radyo şovlarından birini açıyorum ve pop müzik dinliyorum.
Just take yourtime until you feel like playing the piano forthe sake of the music.
Sadece hissedene kadar bekle ve müziğin hatırına çal piyanoyu.
This music box has been playing this song... long before the gas truck began playing it.
Bu müzik kutusu bu şarkıyı kamyonculardan çok önce de çalıyordu.
( theme music playing )
ESE 4.2.4 BETA Kullanılarak Oluşturulmuştur.
Same field where he said music was playing. Music, horses... that's a weird combination.
"Sen de gelmek ister misin?"
I love playing music.
Müziği çok seviyorum.
And if you insist on loitering and playing your hippie, doo-wop music to the obvious detriment of the mercantile interests of this town, our authorities will forcibly remove you with water hoses and canine units, if necessary.
Böyle aylaklık edip hippi doo-wop müziği yapmaya devam ederseniz kasabadaki ticari işletmelerin göreceği zarar nedeniyle yetkililer sizi zorla buradan götürmek zorunda kalacak. Gerek görülürse su ve köpeklerle.
We're in a truck with some guys who're playing music.
Müzik yapan birkaç adamla birlikte bir araçtayız.
I can still hear the music from the party, you know, that song is just... just playing in my head. Nobody knew where the shot came from, but, you know, they knew why it came.
Partiden gelen müzigi hala duyabiliyorum, bilyior musun o müzik... kafamda çalıyordu.Ateşin nerden geldigini kimse bilmiyordu,
Music that's bright and exciting, like you're playing with your mom.
Annenle çalıyormuşsun gibi cıvıl cıvıl ve sevinçli bir müzik.
That's why you couldn't resist playing your big-haired, drug-induced death music on Mortimer Tilden's stereo while you forced him to swallow all those pills.
O yüzden Mortimer Tilden'e o ilaçları yuttururken müzik setinde uzun saçlı, uyuşturucu almış metalcilerin şarkısını çalmaktan kendini alamadın.
Ladies and gentlemen, sometimes a father has the privilege... of playing a little music with his daughter.
Bayanlar ve baylar, bazı zamanlar bir babanın kızıyla şarkı söylemek gibi bir ayrıcalığı olur.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]