Английские фразы | Русские фразы | Турецкие фразы
Translate.vc / английский → турецкий / [ M ] / Moving forward

Moving forward перевод на турецкий

842 параллельный перевод
That scene was added, and I think that scene is so important to understand Allison's mind-set moving forward, because you see her as this, you know, this sort of sweet, naive girl, and then something massive happens. And then it's, you know...
Bu sahnenin önemli olacağını düşündüm çünkü çok büyük bir şey meydana geliyor ve bu da tatlı, saf bir kız olan Allison'ın düşüncelerinin değişmesine yol açıyor ve zaten sonrasında çok üzgün ve intikam almak istiyor.
Nevertheless, some things are moving forward.
Yine de bazı şeyler ilerliyor.
The Huns are moving forward.
Hunlar yollarına devam ediyorlar.
No, we're moving forward.
Hayır, ilerlemeye devam ediyoruz.
Poetry is movement, moving forward
Bu şiirsel bir oyun. Şiirsellik hareket ister.
No idea, Shimmy, but they seem to be moving forward in force.
Bilmiyorum, Shimmy, ama kuvvetle ilerliyorlarmış gibi.
Everything is evolving ; everything is moving forward ; everything is changing.
Herşey gelişiyor, ileri doğru hareket ediyor. Herşey değişiyor.
Look, Doc, I don't understand this at all, all this moving forward in time.
Doktor, hiçbir şey anlamadım bütün bu zamanda yolculuk falan.
Chronometers moving forward again.
Kronometreler tekrar ilerliyor.
Thank you for moving forward in such an orderly manner.
Bu doğru tavrınızdan ötürü teşekkür ederim.
We're moving forward.
Yuvarlanıp gidiyoruz.
The Galactica will be moving forward soon.
Galactica yakında ilerlemeye başlayacak.
The Galactica will be moving forward after that.
Galactica bundan sonra hareket edecek.
This process of moving forward goes on throughout the animal's life.
Bu öne doğru kayma süreci hayvanın hayatı boyunca devam eder.
I gotta keep moving forward. - Just move.
İlerlemek zorundayım.
Let's get out there and get America moving forward.
Kalkın ve ülkeniz için çalışın.
Keep the yoke moving forward.
Çatalı ileri itmeye devam et.
Now listen closely. 3 worms line up in one straight line, moving forward.
Şimdi iyi dinle. 3 solucan bir çizgi halinde gidiyorlarmış. Birinci solucan demiş ki :
Hey, you gotta keep moving forward.
Hey, devam et bakalım.
He fancies that he's moving forward with a definite purpose.
Belirli bir amacı var ve ileri doğru hereket ettiğini düşünüyor.
If you wish her dead, by all means, keep moving forward.
Eğer kızın ölmesini istiyorsan, hay hay. Yürümeye devam et.
Moving forward. Hold on. - Oh, shit!
Kahretsin!
Radiation alarms activating in all compartments. Engineering heavily contaminated, radiation moving forward.
Tüm birimlerden radyasyon alarmı alıyoruz.
You gotta keep moving forward.
Devam etmelisiniz.
It's the yearning. It's the moving forward.
İleriye doğru hareket ediyordu.
Moving forward.
İlerle.
He kept us moving forward when the pain of looking back was too great.
Geçmişe bakmanın acısı çok taze olana kadar ilerlemeye devam etti.
Look, some of the ghouls and I are a little concerned the project isn't moving forward.
Bak, ben ve birkaç ölü planın işlemediğinden endişe duyuyoruz. - Şimdi öldüremem.
We're moving forward again.
Tekrar ileri gidiyoruz.
All we can do now is keep moving forward... carefully.
Bütün yapabileceğimiz şey, ileri doğru gitmek... dikkatlice.
Life is like a train that keeps on moving forward and then reaches the end of the line, the terminus
Hayat dümdüz ilerleyen bir tren gibidir, rayların sonuna geldiğinde son durağa ulaşır.
I tell myself that at times like that strong people keep moving forward, anyway no matter what they're going to find.
Bence böyle zamanlarda... güçlü insanlar yine de ilerlemeye devam ederler... sonunda ne bulacak olurlarsa olsunlar.
Is there a reason why we're not moving forward at all?
Neden bi türlü ilerleyemediğimizi öğrenebilir miyim acaba?
Either we're moving forward or we're standing still.
Konuşuyoruz ama hiçbir yere varamıyoruz.
Every single person that I know is growing up and moving forward in some way.
Tanıdığım herkes büyüyor ve bir şekilde hayatta ilerliyor.
There's the state-regulated ones and then the ones that you're trapped in when your life is going nowhere and everyone else is moving forward.
Bir devletinkiler var be bir de hayatın hiç bir yere gitmiyorken etrafındaki herkes ileri doğru gidiyormuş gibi geldiğinde hissettiğin hapsolma var.
Again, they're on the younger side and moving forward at this age isn't crucial.
Yine söylüyorum, çok küçükler ve bu yaşta ilerde olmak çok önemli değil.
But there is one thing I've learned... And that's that the hardest part about moving forward is not looking back.
Ama öğrendiğim bir şey var ki o da yoluna devam etmenin esas zor kısmı, geriye bakmamaktır.
By limiting our movement forward, we facilitate moving backwards.
İleriye hareketimizin sınırlanması, geriye doğru hareketimizi kolaylaştırıyor.
Let's keep that canister moving forward.
Kutuyu ileri doğru hareket halinde tutalım.
Keep moving it forward until you get through the silicon sealer.
KSilikon contayı geçene kadar itmeye devam et.
I'm really looking forward to just moving back in with him and getting on with my life.
Şimdi geleceği düşünüyorum. Yapmak istediğim çok şey var.
Ten-forward, we are moving the ship as you requested.
Pruva 10, istediğiniz yere gemiyi götürüyoruz.
Bridge to ten-forward, now that we are moving the ship, I want to know the nature of the injuries to my crew.
Köprüden Pruva 10'a, gemiyi istediğiniz yönde hareket ettirdiğimize göre, mürettebatımın sağlık durumunu öğrenmek istiyorum.
This army has lost too many of its veteran commanders and you, sir, have a very bad habit of moving too far forward.
Bu ordu pek çok komutanını kaybetti ve sizin... çok ileri gitmek gibi kötü bir alışkanlığınız var.
As winter turned into spring the Allies were once again fighting their way forward moving into Germany.
Kış bitip bahar başlarken... müttefikler bir kez daha Almanya'ya doğru... ilerlemeye başladı.
I'm going to recess now until this new matter can be explained..... so we might then begin moving in a forward direction.
Bu durum aydınlatılıncaya kadar bir ara veriyorum böylece ileri aşamalara ulaşılabilir.
He said he was moving the timetable forward to midnight.
Zaman çizelgesini geceye ilerlettiğini söylemişti.
It's always moving forward on a track.
Her zaman istikamette ileri doğru yol almaktır.
Jen is.... not necessarily moving forward but at least she's moving.
Jen pek ilerlemiyor ama en azından hareket halinde.
Instead of moving time forward to bypass this wretched teething it might just be possible to reverse time's heady flow and undo ever having drawn those damnable blueprints.
Bu lanet diş çıkarmadan kurtulmak için zamanı ileri almaktansa, zamanın akışını ters çevirerek o planları hiç yapmamış olmayı seçmek mümkün olabilir.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]