Английские фразы | Русские фразы | Турецкие фразы
Translate.vc / английский → турецкий / [ N ] / Negotiate

Negotiate перевод на турецкий

2,714 параллельный перевод
It's not a priest's job to negotiate with a drug lord.
Bir uyuşturucu baronuna arabuluculuk yapmak bir rahibin işi değil.
I didn't go to negotiate, I went to ask.
Arabuluculuk yapmaya gitmedim, rica etmeye gittim.
We'll negotiate on the flight.
Yolda anlaşırız.
Are you gonna negotiate her contract?
Kontratını müzakere edecek misin?
♪ I'll easily negotiate complete surrender ♪
♪ Kolayca müzakere edeceğiz ♪
Under his supervision, I helped negotiate the division of assets and execute the paperwork.
Onun idaresinde, mal varlıkları paylaşımının pazarlığında ve evrak işlerinin yapılmasında yardım ettim.
What percentage did your law firm negotiate for Bubble Elastic's future profits?
Bubble Elastic'in gelecek kârları için hukuk firmanız yüzde kaç anlaşma sağladı?
I wanna re-negotiate!
Yeniden anlaşma istiyorum.
Then do not negotiate the enemy with us.
Düşmanı bizle görüştürmeyin.
- To negotiate.
- Görüşmeyi.
No longer want to negotiate with me.
Artık benimle tartışmayın.
The Fuhrer would negotiate peace.
Fuhrer, barışı tartışmalı.
I say we negotiate.
Bence tartışılabiliriz.
I don't think you're in a position to negotiate, do you?
Pazarlık yapacak bir konumda olduğunu düşünmüyorum, yanlış mı?
- Since when do we negotiate with apostates? !
Ne zamandan beri döneklerle pazarlığa oturuyoruz?
And now that Oversight's out of the way, I'm willing to negotiate.
Üst Yönetim artık yolumuzdan çekildiğine göre şartları görüşmeye hazırım.
You can't negotiate with terrorists.
- Teröristlerle müzakere yapamazsın.
If the government refuses to negotiate with the terrorists. "
Devlet teröristlerle anlaşmayı kabul etmezse "
So, I was able to negotiate a great price... pending your approval.
Mükemmel bir fiyata anlaşabilmek için senin onayını bekliyorum.
Well, what would we negotiate about, Lemon?
Ne hakkında müzakere edeceğiz ki Lemon?
You know what, I'm insulted that you think it's beneath you to negotiate with me.
Biliyor musun, benimle müzakere etmenin sana yakışmadığını düşünmeni hakaret olarak algılıyorum.
We're prepared to negotiate.
Pazarlık yapmaya hazırız.
I think we can negotiate that.
Bununls pazarlık yapabiliriz.
You gave them two days to negotiate with the threat of a strike hanging over our heads.
Sen onlara ellerinde grev tehdidi ile pazarlık etmeleri için iki gün verdin.
Well, the one way to fix it is to negotiate a settlement.
Düzeltmenin tek yolu bir anlaşma önermektir.
But if she were to serve the two of us up to him then she'd be in a position to negotiate.
Ama ikimizi onun önüne sunarsa Russell'la pazarlık edebilecek bir konuma gelirdi.
Maybe we can negotiate with them.
Belki de pazarlık yapabiliriz.
We sit and negotiate with them.
Onlarla oturup pazarlık yapacağız.
The only pirates have to negotiate with, it's your husband.
Oradaki korsanların bizimle pazarlık edebileceği tek şey mürettebatımız.
A trained advocate working for us, who negotiate on our behalf.
Bu konuda eğitimli bir avukat ile çalışabiliriz. Bizim adımıza pazarlık yapabilir.
- A to negotiate for us.
- Bizim yerimize pazarlık edebilsin diye.
I'm to negotiate and interpret.
Ben pazarlıkçı ve çevirmenim.
We must continue to negotiate until we come to an agreement.
Bir anlaşma yapıncaya kadar pazarlığa devam etmeliyiz.
The world we live in, you can't negotiate from a position of weakness.
Yaşadığımız dünyada zayıf bir noktadaysan müzakere hakkın olmaz.
We will not negotiate with terrorists.
Teröristlerle anlaşma yapmayacağız.
Thousands of wildebeest must negotiate its dangerous waters and casualties are inevitable.
Binlerce Afrika Antilobu bu tehlikeli akarsudan geçmek ve kaçınılmaz kayıplar vermek zorunda.
Each year, thousands of cranes negotiate a pass that leads them 200 miles to the other side.
Her yıl binlerce turna 320 km öteye geçmeye çalışıyor.
But you don't have a state department cover for when it comes time to negotiate.
Ama senin Dışişleri Bakanlığı kapağın yok ki zamanı geldiğinde irtibata geçesin.
Analise, I'm not gonna negotiate with myself.
Analise, kendi kendimle pazarlık yapmak hoşuma gitmiyor.
- Fine. Next time you negotiate.
- İyi o zaman bir dahaki sefere pazarlığı sen yaparsın.
I'm sorry to hear that but I don't want to weaken my bargaining position while I have a deal to negotiate.
- Bunu duyduğuma üzüldüm. Ancak şu anda yanlış bir şey yaparak anlaşma şansımı riske atamam.
The British government will not negotiate for hostages.
İngiliz Hükümeti esirler için pazarlık etmeyecek.
- You want to negotiate?
Pazarlık etmek mi istiyorsun? Parayı görelim.
Told her that I could negotiate the peaceful surrender of all personnel.
Herkesin barış içinde teslim olması için sizinle konuşacağımı söyledim.
If they say it's too dangerous to negotiate, we have to listen.
Eğer tehlikeli olduğunu söylüyorlarsa, onları dinlemek zorundayız.
If we can't negotiate, then we go in.
- Pazarlık edemezsek içeri gireceğiz.
You're in no position to negotiate.
- Pazarlık yapacak durumda değilsin.
Then we'll negotiate a settlement.
Öyleyse fiyatta uzlaşırız.
I asked my agent to negotiate a three-year contract.
Temsilcimden üç yıllık kontrat müzakere etmesini istedim.
Either he kills some American spies, or you agree to negotiate for their release on Iranian soil.
Ya birkaç Amerikan ajanını öldürecek ya da siz onların salınımı için görüşmeye katılacaksınız.
I'd like to propose to the president that he send you to Iran as a last-ditch effort to negotiate for these journalists.
Başkan'a son çare olarak seni İran'a, bu gazetecilerin hayatları için müzakereye göndermesini teklif etmek istiyorum.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]