Английские фразы | Русские фразы | Турецкие фразы
Translate.vc / английский → турецкий / [ Y ] / You're allowed

You're allowed перевод на турецкий

1,901 параллельный перевод
- You're not allowed to dump me for this.
- Bunun için beni terkedemezsin
- You're not allowed to smoke in here.
- Burada içmek yasak.
You're allowed to do that.
Bunu yapmakta bir şey yok.
Just to repeat myself, you're allowed 2 days'food, clothing...
Tekrar edeyim. Iki günlük yiyecek ve giysi alma hakkiniz var, vesaire, vesaire.
You're not allowed.
- Müsaade etmezler.
Kids are the only people In the world That you're allowed to hit.
Dünyada vurma iznimiz olan tek şey çocuklarımız.
You're not allowed to cross this line.
Buradan geçmenize izin yok.
I know, Gerri, but you're allowed a couple of glasses, aren't you, Tanya?
Biliyorum, Gerri ama birkaç kadehe izin veriyorlar, değil mi, Tanya?
You're not allowed to walk here.
Burada yürümene izin yok.
Sure you're not allowed
Kesinlikle yok.
You're only allowed one lover.
... Sadece tek bir aşığınız olabilir.
What do you mean, you're "not allowed"?
İzin yok da ne demek?
You're not allowed to be here.
Sen buraya giremezsin.
You're not allowed here.
Buraya girme iznin yok.
This is the one and only time you " re allowed to steal something.
Bu son kez hırsızlık yapışın olacak.
Hey, you're not allowed up here!
Buraya girmeniz yasak.
You do know that we're not allowed to shoot people on sight any more?
Sen de biliyorsun ki, toplum içinde insanları vurma yetkimiz yok artık.
What, you're not allowed to interact with the art?
Ne yani, sanatla etkileşim kurmak yasak mı?
If I ever get like that, you're allowed to divorce me.
Giderek bu hale dönüşürsem, beni boşamayı düşünürsün.
- No, Hunter's in... You're never allowed to come in here, ever. Unless I invite you.
- Hayır, Hunter davet edilmediğin sürece odama giremezsin.
You're carrying multiple constructs, and something in you has allowed you to fuse them into a kind of superego, but Caroline isn't just one more personality build you'd be adding to the mix.
Birçok düşünceyi aklında taşıyorsun ve sendeki bir şey onları kaynaştırıp süperego gibisinden bir şeye dönüştürüyor. Ama Caroline o karışıma ekleyebileceğin kişilik yapılarından biri değil.
You're always the one to calm our fears and reassure us that everything will work out. But you're allowed to be worried too.
Korkularımızı yatıştırıp her şeyin yoluna gireceğine dair bizlere teminat veren hep sen oldun ama senin de endişelenmeye hakkın var.
You're allowed to lean in to those feelings, you know?
Bunu hissetmelisin, değil mi?
Yeah, you're not allowed within 1,000 feet of my O.R.
Ben ameliyattayken muayenehaneye katılmasına izin verme.
- What? - You're not allowed back here.
Buraya giremezsin.
... You're not allowed to say anything.
Diğerlerinden neden şikâyet etmiyorsun aşikâr.
But you're not allowed to open it.
- Ama açmana izin yok.
Any time after you're 16, you're allowed to the see the film and make your choice.
16 yaşından sonra, filmi izleyerek seçiminizi yapma şansı verilir.
You're not allowed to impersonate a police officer.
Kendinizi bir polis gibi gösteremezsiniz.
OK, you're not allowed to mope around all day wearing a break-up blanket.
Pekâlâ, bütün gün, ayrılma battaniyesi altında üzüntülü... -... bir şekilde oturmana izin vermeyeceğim.
You're not allowed to take them on airplanes.
Uçağa onunla binmene izin vermezler.
Once you've been examined by the Committee you're not allowed to go on leave.
Komite tarafından sınava tabi tutulduğun için buradan çıkmana izin yok.
We're not allowed to beat you with sticks, so we punish you with scut.
Zaten bana kalmış. Sizi sopalarla dövmemize izin yoktur. Biz de sizi ayak işleriyle cezalandırırız.
They're allowed to get drunk here so they will lose control, and then you kick them out to fend for themselves.
Burada sarhoş olmalarına izin veriliyor, kontrolü kaybediyorlar, siz de onları kendilerinden korumak için şutluyorsunuz. Pekâlâ, bakın.
You're not allowed to spin it.
Fırfır yapmak yasak.
No, because you're not allowed to treat family members,
Hayır, çünkü aile üyelerini tedavi edemezsin.
You're not allowed to do that, ever.
Bunu asla yapamazsın.
You know you're not allowed to film the film.
Filmi, filme almanıza izin verilmiyor.
Listen, you're allowed to make life changes without picking a fight with your old life.
Eski hayatınla savaş vermeden yeni hayatında değişiklik yapabilmelisin.
You're not allowed to do this
Senin böyle yapman yasak.
That is not something you're allowed to say.
"İçecek bir şey ister misiniz?" Böyle bir şey söyleyemezsin.
You do know that we're not allowed to shoot people on sight anymore?
İnsanları artık gördüğümüz yerde vurmadığımızın farkında mısın?
Do me a favour? Quit the bullshit, okay? - Look, you're allowed to flirt a little bit.
Biraz flört etmeye hakkın var.
Hey, you know what? You're not allowed to defend her.
Bu kurallara aykırı.
Your Uncle Joe is dead, but you're allowed to start drinking.
Büyük Joe amcan öldü, ama senin içmene izin verildi.
Er, you're not allowed to speak!
Senin konuşmana izin yok.
- Miss, you're not allowed to enter.
- Bayan, girmek için izniniz yok.
How was I supposed to know you're allowed to make a deal with a junkie?
Keşlerle anlaşma yapabileceğimizi nereden bilebilirdim ki? Taş, kağıt, makas...
You're not allowed to be... we don't have much time. Excuse me!
Affedersiniz!
I'm not allowed to use the gay card, but you're allowed to pull the widow card?
Ben eşcinselliğimi kullanamıyorum da sen neden dulluğunu kullanabiliyorsun?
You're allowed to have an opinion on this.
- Bu konuda fikir beyan edebilirsin.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]