Işınlanıyor перевод на французский
63 параллельный перевод
Kaptanı ve kaptan yardımcısı bize ışınlanıyor, yanlarında alışılagelmedik bir yolcu ile birlikte.
Le capitaine et son second montent à bord accompagnés d'un passager inhabituel.
- Birisi aşağıya ışınlanıyor.
- Quelqu'un qui se téléporte.
Bir şey bu gemiye ışınlanıyor.
Quelque chose est téléporté à bord.
Bir şey ışınlanıyor.
Quelque chose se téléporte à bord.
Çoktan halledildi, 0700'de gemiye ışınlanıyor.
C'est fait. Elle sera amenée à bord à 07h00.
Bakan Campio gemiye ışınlanıyor.
Le ministre Campio est à bord.
Gönderici sıraya ışınlanıyor.
Transfert à l'émetteur.
Acil durum gücü, Işınlama Odası 2'ye yönlendiriliyor. Ve... ışınlanıyor.
Alimentation d'urgence dérivée sur salle de téléportation 2.
Tanrım ışınlanıyor galiba.
- C'est de la téléportation!
Kardeşin ışınlanıyor.
Ta soeur a cligné de l'oeil.
Savaş başlıkları ışınlanıyor, beş, dört, üç, iki, bir, şimdi!
Téléportation des ogives dans... cinq, quatre, trois, deux, un... top.
Yarbay Sheppard ve ekibi aşağıya ışınlanıyor.
Le colonel Sheppard et son équipe vont être téléportés.
Başka bir boyuta ışınlanıyor.
- Envoyé dans une autre dimension.
Hava aydınlanıyor mu?
Ça s'éclaircit?
Işınlanıyor, hile yapıyor! Artık onu asla yakalayamayız!
Elle s'est téléportée, c'est de la triche!
Yüzey koşulları aşağıya ışınlanıp araştırmamızı imkansız kılıyor.
Les conditions en surface excluent toute téléportation sur place.
Düşünsene! Bir müzisyenin konseri canlı yayınlanıyor. Bir zamanların Londra'sından bir zamanların New York'una.
- Imaginons un musicien donnant un concert radiodiffusé de Londres à New York, un mercredi.
Kontrol panelim meteor ateşi gibi aydınlanıyor.
Mes voyants s'allument comme des météorites.
Reader's Digest o zamanlar yayınlanıyor muydu? 1834?
Est-ce qu'on publiait le Reader's Digest à ce moment-là, professeur Stanley?
Atılgan'ın motorları üzerinde testler yapmak için ışınlanıyor.
Je suis le Capt Picard.
Wayne'in Dünyasını Noah'ın Hanı yayınlanıyor.
Wayne's World, présenté par les Arches de Noé!
Ama eğer bahsettiğimiz şirketlerdense, her şey aydınlanıyor.
S'il travaille pour un de ces cabinets, tout se recoupe.
Onu oradan çıkartın. Onu direkt revire ışınlayın. Işınlanıyor.
- Téléportez-la à l'infirmerie.
Bağlantının kaynağına ışınlanıyor.
- Téléportation à la source.
Yüzünü gördüğümde gece aydınlanıyor. Dolayısıyla, benim için gece yok.
Il ne fait plus nuit quand je vois ton visage, aussi je ne crois pas être dans la nuit.
Ama sonra güzel bir şey oluyor. Birden... Her şey aydınlanıyor.
Et puis... il arrive quelque chose de bien et tout s'illumine.
Keman çaldığı zaman bütün yüzü aydınlanıyor.
Quand il joue de la musique, son visage s'illumine.
Franklin gazetesi yaklaşık yüz yıldır yayınlanıyor.
C'est vrai, il s'agit du Franklin, c'est un journal qui existe depuis une centaine d'années.
O zaman neden ışınlanıp uzaklaşmıyor?
Pourquoi ne part-il pas juste ailleurs?
Law Order'ın altıncısı yayınlanıyor.
Il y a 6 séries "Law Order".
Modern dünyanın ışığıyla aydınlanıyor.
Le phare du monde moderne.
Bana şunu gösterdi ki herşey geçmişin ışığında aydınlanıyor.
Elle m'a montré que tout est illuminé à la lumière du passé.
O şeyi ateşledikleri zaman etraf Hiroşima gibi aydınlanıyor.
Quand ils braquent leur rayon, tout s'embrase comme à Hiroshima.
Sıcak, lezzetli bir yemek verdiğinde, talihsiz insanların yüzleri nasıl da aydınlanıyor.
Mec, la manière dont les visages des moins fortunés s'illuminent quand tu leur donnes un chaud et nourrissant repas.
Her soruyu cevaplayışında bir anı tetikleniyor ve beynin belli bölgeleri aydınlanıyor.
Chaque réponse déclenche un souvenir, et certaines zones de son cerveau vont s'éclaircir.
MAVİGOKKUSAGİ gecenin güzelliği sen geldikten sonra tamamdır kader bana senin gözlerinden gülümsüyor dünyam ışığınla aydınlanıyor benden uzaktasın ama yinede benimlesin milyonlarca kez söylemek isterdim sana ama kalbimin sesini duyarmısın ki sen bu yüzden her gece rüyalarımda fısıldarım aşkımı kulağına
La beauté de la nuit est ici après tout, Le destin me sourit comme tu le vois La beauté qui est adoré par le monde, intouchable..
# Dünya bu yıldızların ışığıyla aydınlanıyor.. #
Le monde est enveloppé par la lumière des étoiles
Haçı çıkarınca Sona yine aydınlanıyor.
Enlève la croix... Sona s'allume de nouveau.
Gün gittikçe de aydınlanıyor, değil mi?
Qu'est-ce qu'on s'amuse, ici.
Senin cennet hükümdarlığına giden yol parlayan fenerlerin ışığıyla aydınlanıyor.
Elle illumine le chemin qui mène à Ton trône céleste.
Resimleriniz sınırlarda ve havaalanlarında yayınlanıyor.
Vos photos ont été transmises aux frontières et aux aéroports.
Karanlık aydınlanıyor tıpkı benim hayata merhaba dediğim yerdeki sisin sudan yükselişi gibi.
La noirceur s'estompe... comme la brume s'élève du sol marécageux de mon enfance.
Muhabirlerden gelen haberler, Norveç, Oslo'daki televizyon merkezinden, rejim propagandasına ve yanlış bilgilendirmelere karşı koymak için, uydu aracılığı ile Burma'ya yayınlanıyor.
Depuis Oslo, la chaîne diffuse ces images en Birmanie, par satellite, pour contrer la propagande gouvernementale.
Yüzü aydınlanıyor.
Son visage s'illumine.
Hava aydınlanıyor.
Le ciel s'éclaircit.
Erdemli kalbinin yol gösterici ışığı sayesinde karanlık ve kötü zamanlar aydınlanıyor.
Son cœur vertueux nous guide et nous donne la lumière dans ces temps sombres et inquiétants.
Dışarısı aydınlanıyor.
Il commence à faire jour.
Yurt dışında da yayınlanıyor mu?
Il paraît à l'étranger? On peut le lire partout.
aydınlanıyor delikanlı ve bu kasaba tüm tacirlerin pazarı fakat, neden Ahab?
Le monde s'éclaire à l'huile de dragon. Et pour les commerçants, le marché est ici.
Güneş ışıkları denizde yakamoz yapmış ve resmen insanın üstünde aydınlanıyor.
Le coucher de soleil qui se cache derrière, qui se reflète dans l'eau, c'est fantastique.
83 tane ölen çocuğa ait görüntüler bazı kanallarda yayınlanıyor. Açıkça bellidir ki biz bu saldırının çok yanlış olduğuna inanıyoruz. Teröristlerce propagandaları uğruna yaptıkları bu şeyin.
Les images diffusées... des corps de 83 enfants prétendument tués... sont fausses, croyons-nous... créées par des terroristes à des fins de propagande.