Translate.vc / İspanyolca → Türkçe / Tíbet
Tíbet Çeviri Türkçe
214 parallel translation
Justo en la frontera del Tíbet.
Tam Tibet sınırında.
¿ Por qué me lo tengo que tragar en el Tíbet?
Neden Tibet'teyken yutayım ki?
" Contó algo curioso sobre un lugar en el Tíbet.
" Tibet'te bir yer hakkında müthiş şeyler anlattı.
Mendigó y luchó abriéndose camino hacia la frontera del Tíbet.
Dilenerek ve dövüşerek Tibet sınırına doğru ilerledi.
Hasta que al fin... le seguí la pista hasta el puesto más avanzado en el Tíbet.
Onun izini... Tibet'teki en uç sınır kasabasına kadar sürdüm.
Son del Tíbet.
Tibet'te.
- Viene de Tíbet.
Bu Tibet'ten.
Ahora verá imágenes... tomadas en el antiguo país del Tíbet.
Şimdi de eski Tibet ülkesinde çekilmiş resimler göreceğiz.
Quiero ir al Tíbet.
Tibet'e gitmek istiyorum.
Durante meses su familia sólo sabía que viajaba solo... por sitios extraños, como el Tíbet.
Aylar boyunca, ailesinin tek bildiği, Tibet gibi tuhaf yerlere seyahat ettiği oldu ki bu da garipti çünkü karısını ve çocuğunu severdi.
No existía un padre. Yo siempre pensaba en irme al Tíbet... a hacer Dios sabe qué.
Bu kesinlikle baba değildi, çünkü sürekli olarak Tibet'e gideyim veya bir şeyler yapayım diye düşünüyordum.
¿ Te imaginas extrapolar esta situación al Tíbet?
Anlatabiliyor muyum Wally, böyle bir konuyu bir Tibetlinin evine götürsen çok tuhaf olurdu.
Es interesante, porque cuando fui a Ladakh, en el Tíbet... y pasé un mes en una granja, cuando venía gente a tomar el té por la noche... nadie decía nada, a menos que ocurriera algo... y casi nunca había nada.
Çok enteresan Wally. Batı Tibet, Ladakh'a gitmiştim ve orada bir çiftlikte bir ay kadar kalmıştım akşam saatlerinde insanlar çay içmeye gelirlerdi ve kimse konuşmazdı. Tabii söyleyecekleri bir şey yoksa ama neredeyse hiç olmazdı.
"Un viaje por la cocina del Tíbet".
- Bu daha iyi... "Tibet mutfağında bir gezi".
Durante dos años viajé al Tíbet y me entretuve visitando Lhasa y pasando algún tiempo con el Dalai Lama.
İki yıl boyunca Tibet'i dolaştım. Lhasa'yı gezerek eğlendim. Birkaç kere Dalay Lama'yla görüştüm.
- ¿ Y qué? - Hasta hay un pueblo, el Tíbet.
Hatta Tibet isimli bir şehirleri de var.
Marcia, por favor, recuérdele al profesor Galt que tendré que ver al Dalai Lama antes de mi viaje al Tíbet.
Marcia, lütfen Profesör Galt'a hatırlat Tibet seyahatimden önce Dalay Lama'yı görmem gerek.
Visitar el Tíbet, llamadas desde Malí.
Tibet yolculuğu ve Mali'den telefon.
Por supuesto, no hace falta que diga que me gustaría visitar el Tíbet.
Ve tabii ki, Tibet'e gitmek istediğimi söylemezsem olmaz.
El Tíbet.
Tibet.
Tíbet.
Tibet.
Para explicar lo que vamos a hacer primero voy a hablarles un poco sobre un país llamado Tíbet.
Birazdan yapacağımız şeyi anlatırken size Tibet adlı bir ülkeden de bahsedeceğim.
En 1950, la China comunista invadió el Tíbet.
1950 yılında, komünist Çin Tibet'i işgal etti.
- ¿ El Tíbet?
- Tibet mi?
Sí, debo ir a Tíbet por un tiempo.
Evet. Bir süreliğine Tibet'e gitmeliyim.
Estuvimos en Vietnam en el 54, en Indonesia en el 58, en el Tíbet en el 59.
54'te Vietnam'da... 58'de Endonezya'da, 59'da Tibet'teydik.
lo gane del mejor mago de la India... al cual se lo dio el mejor mago del Tíbet.
"Onu Hintli bir sihirbazdan aldım. O da Tibetli bir sihirbazdan almış."
Yo hubiese dicho que contiene una momia, ya que es del Tíbet.
Ben olsam etiketine Tibet'ten gelen bir mumya mahfazası yazardım.
No, los sarcófagos del Tíbet eran de piedra.
Hayır. Tibet'te sandukalar taştan yapılırdı.
Cuatro años más tarde, un hombre santo, disfrazado como criado, se encontró en un lejano rincón del Tíbet.
Dört yıl sonra, uşak olarak gizlenmiş bir kutsal kişi kendini Tibet'in uzak bir köşesinde buldu. Ondördüncü Dalai Lama'yı arıyordu
El no dejará el Tíbet.
Tibet'i terketmeyecek.
Por favor, por favor, él no dejará el Tíbet.
Lütfen, lütfen, Tibet'i terketmeyecek.
Hoy, la rendición del Tíbet es completa.
Bugün, Tibet'in teslimi tamamlandı.
En Pekín, representantes del Tíbet y de la República Popular... rubricaron un Acuerdo de Diecisiete Puntos retornando el Tíbet a su Madre Patria.
Pekin'de, Tibet ve Halk Cumhuriyeti'nden temsilciler... Tibet'i anavatana döndüren bir Onyedi Nokta Anlaşmasını imzaladılar.
Representantes del Dalai Lama han suscripto el tratado en su nombre... con los mejores deseos por una rápida reunificación del Tíbet con la Madre Patria.
Dalai Lama'nın temsilcileri anlaşmayı onun adına imzaladılar... ve onun, Tibet'in anavatanla hızlı bir bütünleşmesi için en iyi dilekleriyle.
El pueblo tibetano se unirá y expulsará... a los agresores imperialistas del Tíbet.
Tibet halkı birleşecek ve emperyalist saldırganları... Tibet'ten kovacak.
Si permanece en el Tíbet, no podemos garantizar su seguridad, Santidad.
Tibet'te kalırsanız, güvenliğinizi garanti edemeyiz, Efendimiz.
Usted traerá el hambre al pueblo del Tíbet.
Tibet halkına kıtlık getireceksiniz.
Las noticias del Ejército Popular de Liberación progresan en el Tíbet... fue respaldado con entusiasmo por todos los sectores de la población.
Halk Kurtuluş Ordusunun Tibet'e yürüyüşü haberi... nüfusun tüm kesimleri tarafından sevinçle karşılandı.
La misión de China es trae el progreso al Tíbet.
Çin'in görevi Tibet'e ilerleme getirmektir.
Damos la bienvenida al Tíbet, de regreso a la madre patria.
Sana hoşgeldin diyoruz, Tibet, tekrar anavatana hoşgeldin.
El Tíbet es un gran país, con una historia maravillosa.
Tibet büyük bir ülke, harika bir tarihtir.
El Tíbet ha sido envenenado por la religión, y su pueblo está envenenado e inferiorizado.
Tibet din ile zehirlenmiş, ve halkınız da zehirlenmiş ve geri.
Su resistencia debe venir desde fuera del Tíbet, Kundun.
Direnişiniz Tibet dışından olmalı, Kundun.
Estamos aquí para curar al pueblo del Tíbet.
Tibet halkını iyileştirmek için buradayız.
Si lo matan, matan al Tíbet.
Sizi öldürürlerse, Tibet'i öldürürler.
Pensaría lo que la supervivencia del Tíbet realmente significaría... en los años por venir.
Tibet için önümüzdeki yıllarda ayakta kalmanın... ne anlama geldiğini düşünürdüm.
No me pidas que deje el Tíbet, Phala.
Tibet'i terketmemi isteme, Phala.
Constituimos el Gobierno Temporal del Tíbet, única autoridad legal en esta tierra.
Geçici Tibet Hükümetini kuruyoruz, ülkedeki tek yasal otorite.
El Dalai Lama todavía no ha vuelto al Tíbet.
Dalai Lama henüz Tibet'e dönmedi. Bir gün bu yolculuğu yapacağını umuyor.
Es uno de los símbolos más antiguos del Tíbet.
Antik Tibet sembollerinden birisidir.