Slurp Çeviri İngilizce
101 parallel translation
d Bir tabak, şapırta şapırta... d d.. ikinci bir tabak, şapırta şapırta. d
One bowl, slurpy-slurp A second bowl, slurpy-slurp
d Ve tabağımda çipura var. d d Bir tabak, şapırdata şapırdata. d d İkinci bir tabak, şapırdata şapırdata. d d Üçüncü bir tabak istiyordum fakat bütün balıklar tükenmiş. d
And sea bream on my plate One bowl, slurpy-slurp A second bowl, slurpy-slurp
Hayır, onu yapmaya nefesim kalmadı.
Oh, no, I don't have enough breath to slurp.
O dışarısı için, bu içerisi için. Hadi iç bakalım şunu.
That's for the outside, this is for the inside, so you slurp this down.
Höpürdete höpürdete benim fincanımdaki kahveyi mi içiyorsun?
You're going to slurp my lifer's juice out of my own cup?
Tatlım, belkide Brian'dır. Ama bu olamaz. Brian yatağında.
[slurp ] [ burp] i'll get the rest of that later.
[Hopurdetmek]
[Slurp]
Hâkim onlara bok yiyip ölmelerini söyledi.
Judge told them to slurp shit and die.
Yandaki bara gidip, paranı biralara yatırıp sarhoş olmadan önce 100 canlı yada 1000 canlı olmaya ne dersin?
But before you stagger into the nearest bar... to slurp down your money... how would you like to make hundred times more? A thousand times?
Kıçımı yalayın.
You can just slurp my butt.
Höpürdetmeyin.
Don't slurp.
Çünkü, parçaları istediğim kadar uzatabiliyorum ve ağzıma aynen şöyle şapırdatarak sokuyorum.
Because I can keep the strands long and I can slurp it up to my mouth like this.
Suyu içe çekerek içmek, yasa budur!
To slurp up our drink, that is the law.
Kocan, Geğiren ve Şapırdatana sor bakalım bir.
Just ask your husband, Burp'n'Slurp.
- Höpürdetme, lütfen.
- Don't slurp, please.
Ulan hiç değilse höpürdetme.
At least don't slurp.
Tamam. Bir şapırtı evet, iki şapırtı hayır olsun, ne dersin?
Okay, how about one slurp for "yes"
Bir şapırtı evet, iki şapırtı bir şey ya da diğeri dedin.
You said, "One slurp for yes... Two for... something or other."
Bart, çorbanı höpürdetmeden iç.
Bart, don't slurp your soup.
- Evet. Parmağını şapırdatıyorsun.
Yeah. it's'cause you slurp your finger.
Şapırdatmak mı?
Slurp?
Bu şapırdatmak değildir.
This is not a slurp.
Bal gibi de şapırdatmaktır.
It's a slurp, okay?
Höpürdet.
Slurp.
Höpürdet, seni hayvan.
Slurp, you animal.
Iscağıken yi.
Slurp it while it's hot.
Bir tane çubuk makarnayı beraber yiyelim. Çeke çeke ortada buluşalım.
Let's share a piece of spaghetti together and then we can slurp it till we meet in the middle. "
Dillerini yapıştırırlar ve höpürdetirler.
They stick their tongues in and slurp, slurp.
Hortumumdan su içmek ister misin?
Would you like a slurp from my hose?
Milk-shake.
A Slurp-ee.
Koupfer bunun kaygan bir umurum olduğunu söyledi.
Coupler said it was a slippery slurp.
Elbette, bana da en iyilerden biri olduğu söylendi.
Yeah. The guy running slurp N'Gulp tells me it's one of the best.
Buraya bak Tracy. Çorbayı höpürdetmek çok kaba bir davranış.
Now, see here, Tracy, it's impolite to slurp one's soup.
Audrey bira içerken ağzımı şapırdatmamdan nefret eder.
Audrey hates it when I slurp pitchers of beer.
Eh, sizi rahat bırakayım bari, her ne kadar hüpletip kaçmaktan... nefret etsem de.
All right, well, I'll get out of your hair as much I hate to slurp and run.
" Belki Universal Stüdyoları'nda şapırdatarak dondurma yeriz.
'Maybe slurp down ice cream at Universal Studios.
Ya da neden kahveyi höpürdeterek içerlerse, soğuyacağını düşündüklerini.
It's like when they slurp coffee thinking it's gonna change the temperature,
Ya da senin büyük iri dalganı şapırdatarak yemeyi arzular!
Or he'll slurp you a big fat cock!
Sonra şapırdata şapırdata kahvesinden yudumlardı.
Then he'd slurpy slurp his coffee really loudly.
Ona bir tadımlık versem oyun oynamaya başlardı.
Once I gave it a slurp, a mouthful ; she was full of tricks then!
Baş mihmandar olduğumdan beri... iki yıldır.. yemeğe, konsere, kucak dansına para ödemiyorum.
I haven't paid for a meal, a concert, a slurp job from a titty dancer in my two years as head concierge.
Ahh... ~ Kan... ~
Oh, slurp slurp. dancing loser blood
Evet, sorun yok.
Yes. lt's all right. Slurp slurp.
Bir cesede bakamamana rağmen o sümüksü şeyi hüpletebiliyor musun?
You can't look at a dead body, but you could slurp that snot down?
İlk defa böylesine yakın ve ağır çekim görüntülenen ve nabız gibi atan bu kulakçıklar örümceğin solunum sistemindeki karbondioksit ve oksijen seviyesini düzenler.
Coming up, the deadly slurp o a green phantom. And later, a stampede. In the heat of the day, light from the sun can be blinding.
Ben de çorbamı şapırdatmayı severim.
I like to slurp my soup.
Dur da yalayayım!
Slurp it up!
Başka yerde şapırdat.
Go slurp somewhere else.
Tabii ya, Büyükanne Slurp. O tavşan dişlerinden tanımalıydım.
- You make that out?
- Höpürdeterek içme.
- And never slurp the stroganoff.
Al bakalım!
- This, slurp slurp ya see?