English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ F ] / Fetched

Fetched translate Turkish

435 parallel translation
Panspermia is not that far-fetched after all.
Panspermia sadece olanı alıp getirme değildir.
Look what I fetched you, Mrs. Cody. LOUlSA :
Bakın size ne getirdim Bayan Cody.
It's too far-fetched not to be the truth.
Biraz abartılı olması, gerçek olmadığı anlamına gelmez ki.
I'd have fetched you if there'd been time.
Ölmeseydi, onu sana getirebilirdim.
A minute would've fetched Sister Briony who would've stopped it at once.
Onu hemen durdurabilecek Rahibe Briony'i gidip almak, bir dakikanı alırdı.
- Take him back where you fetched him.
- Aldığınız yere geri götürün!
Pretty far-fetched.
Oldukça abartılı geliyor.
- Isn't that far-fetched?
- Bu biraz zorlama değil mi?
I fetched the last bottle we got and you drunk it empty.
Kalan son şişeyi getirdim, dibine kadar içtin.
Why, this is the most far-fetched nonsense yet.
Bu hayatımda gördüğüm en saçma şey.
Far-fetched?
Saçma mı?
Well, that's no more far-fetched than your gill-man.
Öyleyse sizin solungaçlı adamdan daha doğa üstü olamaz.
The women would not be fetched
Kadınlar getirilmek istememiş. "
Meseemeth good that with some little train... forthwith from Ludlow the young prince be fetched... hither to London to be crowned our king.
Bence şimdi uygun olan, küçük Prensin ufak bir muhafız birliği refakatinde....... Ludlow'dan Londra'ya getirilmesi ve taç giyerek kralımız olmasıdır.
Jethro fetched the money and Cathy took it and went to meet Vance.
Jethro parayı almış. Ama Cathy de ondan alıp Vance'le buluşmaya gitmiş.
A young buck fetched it in late last summer.
Geçen yaz bir yerli getirdi elbiseyi.
- I was stupid when I fetched you...
Sizi kaçırdığım gece, aptallık ettim...
It's not really so far-fetched when you think about it.
Düşününce, çok da uzak bir olasılık değil.
I fetched up his tray about an hour ago.
Bir saat kadar önce kalanları almaya gitmiştim.
He fetched me at once and took me back to the body.
Beni kolumdan tutup doğruca cesede götürdü.
Fetched y'all a mess of crawdads, Miss Lora, for you and yo'friends.
Fırından yeni çıkmış istakoz Bayan Lora ve arkadaşları için.
- Isn't this a little far-fetched?
- Bu biraz abartılı değil mi?
And that's not so far-fetched, dear old Dad.
Bu da o kadar inanılması zor değil, sevgili ihtiyar.
Just the same, you will admit that, for a coincidence, it was pretty far-fetched.
eğer yine aynı şeylere söylerse, bunun bir abartı olduğunu anlarız.
We fetched him to identify the body.
Cesedi teşhis etmek için onu getirdik.
Yes. A bit far-fetched.
Biraz inanılması zor.
Maki-moteh has his son fetched.
Maki-moteh oğlu getirdi.
I met him at the auction when my Cézanne fetched such a stunning price.
Onunla Cézanne tablomun müthiş fiyatla satıldığı müzayedede tanıştım.
I've known things dug out that have fetched a fortune.
Bu şeyleri kazıp çıkarmanın insana bir servet kazandırdığını biliyorum.
He fetched her flowers.
Karısına çiçek topluyor. Düşünsene.
No matter how remote, how far-fetched the notion, I want it run down.
Ne kadar uzak bir ihtimal olsa bile inceleyin.
The incredibly innocent film actress... or something less far-fetched?
İnanılmaz derecede masum bir film aktrisi olarak mı yoksa daha az zoraki bir şeyle mi?
Nothing quite as far-fetched as Dr. Lambros... who doesn't appear in any medical register.
Hiçbir tıbbi kayıtta adı bulunmayan Dr. Lambros kadar zoraki olamaz.
I then fetched the stick, unbuttoned my pants, and lay myself over the cushions.
Gidip sopayı getirdim, pantolonumu indirdim, ve minderlerin üzerine uzandım.
That's far-fetched, Herbert.
Bu çok mantıksız Herbert.
Herbert's theories are always far-fetched.
Herbert'in kuramları hep mantıksızdır zaten.
So she fetched'em.
Kadın polisi çağırdı.
That evening, some nurses fetched me with a wheelbarrow.
Burası istasyon. Burası ana bina.
She had run to Semyon Zakharovich's chief, and even fetched him out from dinner.
Semyon Zaharoviç'in polis şefinin yanına gitmiş ama onları tam yemeklerinin ortasında yakalamış.
Pretty far-fetched.
- Çok uzak bir ihtimal.
I told her it was a far-fetched idea.
Ben de bunun çok uzak bir ihtimal olduğunu söyledim.
I'll tell you, it's too far-fetched.
Size söyleyeceğim, oldukça değişik.
But Christ never fetched no infant child out of a cactus tree and then waited for two hours until it died to bury it, did he?
Ama İsa hiç bir zaman, bir bebeği bir kaktüsün içinden kurtardıktan sonra ölmesi için iki saat başında beklemedi.
What I'll lay on you seems so far-fetched, I can't even believe it myself.
Sana anlatacağım şey o kadar gerçek dışı | görünüyor ki, buna ben bile inanamıyorum.
Fetched by the police without knowing anything beforehand.
Hiçbir şey bilmeden, polis tarafından yakalandım.
Two policemen came and fetched me.
İki polis memuru geldi ve beni götürdüler.
Narcissus came and fetched me.
Narcissus gelip beni götürdü.
Snowflake fetched it. "
Kartanesi getirecek. "
Is that so far-fetched?
- Neden? Olmayacak bir şey mi?
Goods that cost us hard cash, fetched 3,000 miles from England.
Bunu sürdürecek miyiz?
I think that's pretty far-fetched.
Dreyfus ona gülümseyecektir. Bence bu çok açık.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]