English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ T ] / That's all you got

That's all you got translate Turkish

1,314 parallel translation
I just mean he's your boyfriend and you've got good taste, that's all.
Zevkliymişsin.
EVEN IF WE DO PAY THE 400 BUCKS, THAT'S ALL THE EXTRA MONEY WE GOT LYING AROUND, YOU KNOW?
400 doları ödesek bile onun dışında paramız yok ki.
If that's all you got, this is over.
Eğer buysa, o zaman işin bitti.
I've got the time and the management experience, and if that's all that's keeping you from going.
Zamanım ve yöneticilik tecrübem var seni yolundan alıkoymasından iyidir.
After you dropped trou, all I could think was... I got to get me some of that.
Pantolonu indirince, sırf "Şundan biraz tatmalıyım." diye düşündüm.
- 75,000. That's all you got left from your land schemes?
Emlak işinden o kadar mı kaldı?
You got me, that's all you need.
Elinde ben varım. Tek ihtiyacın bu.
But sometimes, you got to forget about all that and just remember what's really important.
- Ama bazen bunları unutup asıl önemli olanı hatırla.
That's not all you got, Maggie.
Sadece o değil.
You have to understand that this is all Mirta has got.
Bunu anlamalısın Mirta'nın elindeki hepsi bu.
You've got all that.
Bir arada. Önceden karışmış halde.
That's all you got for your girl?
Sevgiline bu kadar mı?
If you betray us, I'll rip your fucking balls off and stuff them up your ass so that the next time you shit, you'll shit all over your balls, got it?
İhanet edersen taşaklarını koparıp kıçına sokarım ki bir daha sıçtığında taşaklarına sıçasın. Anladın mı?
Twenty seconds, that's all you've got.
20 saniye, bütün süren bu.
Don't you know that he's got a list of all the boys... missing from the school?
Onun elinde bütün okulu ekmiş çocukların bir listesi olduğunu bilmiyor musun?
Yes, Do you think that's all I've got?
Evet. Bütün yapabilceğimin bu mu olduğunu sanıyorsunuz?
that atheism is an achievement of some sort, or it's something which one can get good at and one can do it badly or achieve it badly. I wonder if you could explain to me, first of all, why it is you feel that atheism is something which you have to practice, and practice makes perfect, and we've got it wrong.
Şimdi, öncelikle neden ateizmin alıştırma yapılması gereken bir şey olduğunu ve alıştırmanın onu mükemmelleştireceğini ve bizim bunu yanlış anladığımızı düşünüyorsun açıklayabilir misin?
That's all right. It's not important. Actually, I've been wanting to meet you, and at least I got that wish.
Rica ederim, önemli değil zaten sizinle tanışmayı çok istiyordum en azından bu gerçekleşmiş oldu umarım başka bir projenizde...
If that's all you've got to say, then -
Böyle birşeyin nasıl mümkün olabildiğini anlamıyorum.
You know, I've got three Harvard law professors... and a former U.S. Attorney on my campaign steering committee... all saying that there is no way that I can get that ad yanked off the air.
Bliyormusun kampanya komitemde 3 tane Harvard Profesörüm ve eski bir savcı var... hepsinin söylediği bu asılsız reklamlardan kurtulamayacağım.
Man, that's all you got?
Bütün paran bu mu?
- How can you be with a guy that's got a problem with the very thing you're all about?
- Nasıl bir adamla olabilir Sen tüm ilgili çok şey ile ilgili bir sorun var olduğunu?
If at that point you ask, yes, I'll make restitution, all rights and wrongs aside,'cause you've got me by the fucking balls.
Eğer o zaman da istersen paranı geri veririm. Doğrusu, yanlışı bir kenara... beni fena halde köşeye sıkıştırdın.
That's all right, baby. I got to have you.
Sorun değil tatlım.
You've got one minute to make an impression and that's all you can come up with?
İntiba bırakmak için bir dakikan var ve bunu mu buldun?
- And that's all you got? - Yeah.
- Elindeki bilgi bu kadar mı?
That's all you got?
Hepsi bu kadar mı?
Let's take out all the pushing, the pressure, the training that you've got to do to be as good as you are.
Tüm zorlamaları, baskıları bir yana bırakalım tam istediğin gibi bir eğitimin içinde olacaksın.
That's a pretty big bowl of cereal you got there, sweetheart. You gonna eat all that?
Bu çok büyük bir mısır gevreği tabağı, tatlım.
See, I've got this boyfriend, except he's all the way in New Zealand and... well... how did you know that Mr. Bell was the right guy for you?
Bakın, Yeni Zellanda'da yaşayan bir erkek arkadaşım var ve... Bay Bell'in sizin için doğru insan olduğunu nasıl anladınız?
Maybe it's'cause you couldn't hold onto your own family that you're scared - Shane's all you got left. - Excuse me?
Belki kendi ailen dağıldı diye Shane'e sarılıyorsun.
If that's all you got, I wouldn't be looking so smug.
Elindeki buysa bu kadar kendinden emin durma.
On top of that, she said you got all, like, grossed out by her pussy... that's totally not cool.
Dahası, onun kadınlık organından tiksindiğini söyledi. Bu hiç hoş değil.
I know that I gave you my word that I was going to stop all this prying, but... In these last few months I got a taste of what it was like to keep my mom's secret... and I've never felt more alone.
Biliyorum sana söz verdim burnumu sokmayı bırakacağım dedim ama son birkaç aydır annemin sırrını tutmak ne demek anladım ve kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.
- That's all you got?
Hepsi bu mu?
I went for him before he got you, that's all.
O senin işini bitirmeden ben ona saldırdım, bu kadar.
Fuck it. By now, for all you know, he's got all that downtown real estate.
S.ktiret, şu ana kadar tek bildiğimiz, şehir merkezinde gayrimenkulü olduğu.
Man, you got to narrow that shit down. Find some way to work with all them Peanuts.
Bu aramayı biraz sınırlandırman gerekiyor..... bu bütün Peanutlarla bir şekilde uğraşman gerekiyor.
With all that going on, you're lucky you even got us, man.
Bu kadar işin ortasında bizi bulabildiğiniz için bile şanslısınız.
Now, I need to know exactly what happened that night... and so far, all I got out of you... is that you twisted your ankle during practice.
O gece olanları harfi harfine bilmem gerekiyor ve şu ana kadar senden edinebildiğim tek şey antrenman sırasında ayak bileğini incitmiş olman.
I'm not a stalker... and I wasn't making fun of you, and that's really all I... got.
Seni gözetlemiyorum ve seninle dalga geçmiyordum ve tüm demek istediklerim bunlar.
You know, I was thinking. Now that we've got the Moebius Field Portal up and running, why stop here? Think about all the planets we could check out.
Düşünüyordum da madem Moebius alan geçidi çalışır durumda neden burada duralım?
You just got the jitters, that's all.
Senin sinirlerin bozulmuş, hepsi bu.
You and your mama, that's all you got.
Sen ve annen, tüm sahip oldukların bunlar.
All right, now that you've got a swinging pad, it's time to bring Fran back here and, um, you know.
Göz kamaştırıcı bir dairen olduğuna göre, şimdi Fran'i buraya getirme zamanı ve bilirsin işte.
You're the adult here. I was counting on you to know the mechanics, because - Well, let's face it, as a baby all I've got to go on is beer commercial innuendo and that myth about where babies come from.
Mekanik konusunda sana güveniyordum, bir bebek olarak tek bildiğim bebeklerin nereden geldiği hakkındaki efsane.
You got that all wrong, George.
Yanlış anlamışsın George.
You just got spooked, that's all.
Sadece biraz ürktün, o kadar.
I mean, if you grew up around people... that got a kick out of hurting'people... or got a kick out of robbing'people... and that's all around you 24 / 7 all day... that means eventually... you gonna start catching a feel for it.
Demek istediğim, insanlara zarar veren, insanları soyanlarla birlikte büyürseniz, ki bu insanlar 7 gün 24 saat buralardadır, ister istemez onlar gibi olmaya başlarsınız.
- That's all you got to do.
- Hepsi bu.
You've got it all wrong, Mrs Oliver, that's why I came up to see you.
Yanlış anladınız, Bayan Oliver. Onun için görmeye geldim sizi.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]