English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ T ] / That's my man

That's my man translate Turkish

1,574 parallel translation
That's my brave little man.
İşte benim küçük, cesur adamım.
My uncle says that a man came in. He threw hot coffee in his face and robbed him.
Amcam o adamın içeri girdiğini, yüzüne sıcak kahve attığını ve soyduğunu söylüyor.
My point is Homer is the exact same man you married, and if there's a problem here, it's that you keep expecting him to change.
Anlatmaya çalıştığım Homer evlendiğin zaman nasıl biriyse şu anda aynı adam, ve aslında sorun senin ondan değişmesini beklemen.
It's obvious to anyone with eyes to see that you're a military man, which makes me wonder, why is it you question the actions of my father's soldiers?
Senin askeriyeden olduğu herkes için çok açık görünüyor bu da merak ettirdi neden babamın askerlerinin hareketlerini sorguluyorsun?
Man, I hope we can find one that's got everything my baby needs.
Dostum, umarım bebeğimin ihtiyacı olan her şeye sahip bir yer bulabiliriz.
I know, and that's why you're not gonna hear about the dead man with my name on his hand because I like being able to leave the house without an armed escort.
Biliyorum. Bu yüzden elinin üzerinde adım yazan ölü adamı duymayacaksın. Çünkü evden çıkarken silahlı kuvvetler eşliğinde çıkmak istemem.
"Yo, Dime Bag, man, that's my daughter."
"Hey, Dime Bag, adamım bu benim kızım."
- That's not my stuff, man.
Onlar benim değil dostum.
- That's not my stuff, man.
Onlar benim değil.
What's wrong is that dad Number 4 moved out. And now my mom is having a sleepover with her new man candy.
Olan şu ki, dört numaralı baba taşındı... ve annemin yeni şeker adamı bu gece yatıya kalacak.
That's my man, grab the ball.
İşte benim adamım, topu tut.
That's my man!
İşte benim adamım!
That's my man!
İşte adamım!
He / she believes that it would not recognize the one man that took it away from my?
Sen, tüm bu işlerin benden alınmaya çalışıldığını anlamıyorsun
And that's my godfather on the right, the best man.
Sağdaki sağdıç da manevi babam.
Hey. Hey! That's my stuff, man.
Onlar benim eşyalarım, dostum.
That's my beer, man.
O benim biram, dostum.
You know, I think there's more money in that pot than my old man made in a year.
Bence o kapta bir yılda kazandığımdan daha çok para var.
Because the people of my palace... once believed they could create a god... a power that was neither man nor beast... that would protect them.
Çünkü benim insanlarım kendilerini koruyacak insan ve canavar karışımı güçlü bir Tanrı yaratacaklarına inanmışlardı.
I'm still a little confused, but, finally, I'm on the road to being a man... and I guess that's my way of apologizing for the sudden change of plans.
Hala biraz şaşkınım, ama sonunda erkek olma yolunda ilerliyorum ve sanırım bu da planlardaki ani değişiklik için özür dileme yöntemim.
- And he's hopin'that the Johnson Girls... he's goin'to hear them shake their hips a little... and sing Touch me, Kiss me, Be my man.
- Ve Johnson Kızlarının - popolarını biraz sallamalarını... ve "Dokun Bana, Öp Beni, Erkeğim Ol" şarkısını söylemelerini umuyor.
- That's my homey, man.
- Bu bizim ordan, dostum.
Hey, this is my buddy Nathan's last weekend as a single man... and I was kind of wondering if maybe there was something, you know, that...
Hey, bu hafta sonu dostum Nathan'ın bekar olarak geçireceği son hafta sonu... ve düşünüyordum da sizin bildiğiniz, belki...
- Hi, that's my sister's, blood, man.
- Hey, kız kardeşimin o, adamım.
My great-grandmother said that's why man never sees them.
Büyükannemin anlattığına göre insanlar bu yüzden onları göremiyormuş.
And he's the same man who robbed me, And he's the same man who slipped that piece of paper in my pocket.
Beni soyan adam, cebime bu kağıdı koyan adamla aynı.
- Now that's my man!
İşte adamım!
That's my man!
Evet.
And that's something I would never take away from any man, certainly not my own son.
Ve bu, hiçbir insandan özellikle de oğlumun elinden asla almayacağım bir şey.
Ah, that's what my old man used to say every time I'd give him one of these.
Ah, bunlardan birisini ona her verdiğimde benim moruğun söylediği bir şeydi bu.
Look, if you want to go out there and tell her that the only man willing to stand up and say,'I do,'still gags at the thought of kissing her, then be my guest,
Bak, eğer dışarı çıkıp onun karşısına geçip, onu öpme fikri hâlâ mideni bulandırırken ona bunu yapacak tek kişi benim, ben yaparım diyebileceksen, buyur.
Hey, don't even think I'm touching my man's coat that I know you nutted all over, you no-aiming ass.
Sakın benim pisliklerime dokunmayı düşünme
- That's why you're my man.
- Bu yüzden sen benim adamımsın
My God, a modern character. That's so old, man.
Hey Allahım modern mi, bu çok eski moda dostum.
That there's Milky, my main man.
Şuradaki Milky, has adamım.
Essentially, this man said that my client is next.
Özünde, bu adam sıradaki kurbanın müvekkilim olduğunu söylemiş.
When I was a young girl, living in Memphis, one night, my girlfriends and I were at an arcade when it was closing, and this man came up to us and... told us that...
Memphis'de genç bir kızken, bir gece kızlarla biz, kapanış saatinde bir atari salonunda takılıyorduk, bir adam yanımıza geldi ve... dedi ki...
That's how they must be controlling me... they put a piece of medal in my head or something, man... and it's telling me what to do.
Beni burda bırakmazdınız o zaman ve hapse falan atardınız di mi? Bana ne yapacağımı söyle, ben de onu yapayım ha!
But you've got the look of a man that's serving time. Are you on my team?
Fakat sende hapishanedeki adamların bakışı var, bizimle misin?
And then, he was telling me he was gonna make nudie photos with my sister, and that's just not cool, man.
Ve sonra, kardeşimle çıplak fotoğraflar çekmesi için gitmesi gerektiğini söyledi ve bu hiç hoş değil, adamım.
That's the man who broke into my home and punched me.
Bu evime girip, bana yumruk atan adam.
That girl's my sister, man.
O benim ablam!
You tell him that if he don't have my diamonds and my 18 grand by noon tomorrow, he's a dead man.
Yarın öğleye kadar elmaslarımı ve 18 binimi getirmezse artık ölü bir adam.
- San Francisco Police Department! That's my man out there!
- San Francisco Polisi!
The part that you don't know is that my cell included Sun Porter, - Min Crane and this man. - She's lying.
Bilmediğiniz şey, hücremde Sun Porter Min Crane ve bu adam vardı.
Well, the problem is the man that my Laurenda's so fond of lacks ambition.
Sorun, Laurenda'nın aşık olduğu adamın ihtirası yok.
My father decided that sending the wrong man to prison was better than sending no one.
Babam da hiç kimseyi hapse gönderememektense yanlış adamı hapse göndermenin daha iyi olduğuna karar verdi.
- That's my man!
- İşte adamım!
You tell that man he's welcome on my reservation any time.
O adama söyleyin, benim topraklarıma istediği zaman gelebilir.
Shoot first, ask questions later. That's my man.
Önce vur, soruları sonra sor.
And my point, Colonel Foerster, is that your man Norris, he's fucking the dog on this, way I hear it.
Demem o ki, Albay Foerster şu adamın Norris duyduğum kadarıyla bu işte yaş tahtaya oturmuş.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]