Bırım translate Spanish
11,428 parallel translation
Ben hazırım, beni rahat bırak.
Ayúdame a tirar.
Ajan Hardy ile beni baş başa bırakır mısınız lütfen?
¿ Podéis dejarnos solos al agente Hardy y a mí, por favor?
Çocuklarımı en yakın olduğum kişiye bırakırım.
Dejo a mis hijos con mi persona.
Hayır, onu savunmayı bırakır mısın?
No, ¿ puedes dejarlo, por favor?
Yürümeyi bırakır mısın?
Deja de caminar.
- Bizi yalnız bırakır mısın lütfen?
- ¡ Jay! - ¿ Un poco de privacidad, por favor?
Beni rahat bırak yoksa yemin ederim bağırırım!
¡ Déjame en paz o te juro que gritaré!
- Sanırım sen böyle deyince "AyağaSerpiştirme321" i yüzüstü bırakmak istemiyorum.
Supongo que viéndolo de esa forma... no me gustaría decepcionarte "PiesSalpicados321".
Sanırım seni eve bırakmalıyım.
Creo que debería llevarte a casa.
Keskin bir bıçak gibi görünsede bir heykel traşda kullanılan oyma bıçağı sanırım.
Un cuchillo de escultura fue usado como sierra. Como sierra.
Bir sonraki stajyer için notlarımı bırakırım.
Le dejaré mis notas al próximo interno.
B... "Öfke problemim var ve cılız bir insanım, ve uykularında insanlara dadanırım."
B... "Tengo problemas de ira, y ahora soy un humano débil, y tengo que meterme con gente mientras duerme."
Doktor değilsin, oyun oynamayı bırak, çünkü ben bir vampirim, ve eğer bunu batırırsan, kafanı kopartırım.
No eres médico, así que deja de jugar, porque yo soy vampiro y te arrancaré la cabeza si fastidias esto.
Seni canlı bırakır mı sanıyorsun?
¿ Crees que te va a mantener a salvo?
Umarım bırakmamıştır.
Espero que no.
Eğer arkadaşını önemsiyorsan bu işi bize bırak. Sanırım ben de sizinle geleceğim.
Y si te importa algo tu amigo, nos dejarás manejar esto.
Herhangi bir soruya doğru cevap verirsen bırakırım.
Si respondes a cualquier pregunta correctamente, me iré.
Yanlarına bırakır mıyım? Birisi bedelini ödemeli.
¿ Crees que lo voy a olvidar tan fácil?
- Burada bırakırım.
- Me iré de aquí.
- Baba, beni Milhouse'ların evine bırakır mısın?
Papá, ¿ puedes llevarme a casa de Milhouse?
- Bırakırım.
- Lo suelto. - ¿ Sí?
Onca zamandır mücadeleden bıktım usandım.
Estoy cansado de luchar todo el rato.
Hayır bırakmayacağım.
No, no voy a rendirme.
Birini bırakırım.
Liberaré uno.
Bak, Ben — Bütün bunları arkamda bırakmaya hazırım, tamam mı?
Mira, yo... voy a olvidar todo esto, ¿ sí?
Hayır, sakin olmayı bıraktım artık, tamam mı?
No. Estoy harta de calmarme, ¿ comprendes?
B-E-R-T-H-I-L-D A-M-A-T-I-A-S.
B-E-R... T-H-I... L-D-A...
Hayır! Sırtıma bıçak yapıştırdım.
Pistola pegada en la espalda.
Sanırım geçen gece matematik kitabımı Charlotte'ta bıraktım.
Olvidé mi libro de cálculo en casa de Charlotte la otra noche.
Hayır, hayır. Üç ay önce kullanmayı bıraktım ben.
No, paré hace tres meses, yo...
Yani, bardaki işimi bıraktım, ve şimdi Johnny'nin tır kiralama şirketinde, masabaşı işte çalışıyorum.
Bueno, renuncié a mi trabajo del bar... y ahora trabajo en la recepción... de la compañía de alquileres de camiones de Johnny.
Seni bırakırım.
Yo te llevo.
Bırakalım polis halletsin. Hayır anne.
- Que la policía se encargue.
Uzun zamandır seni izlemeyi bırakmıştım, ama tuhaf davranmaya başlayınca ben de endişelendim.
Dejé de observarte por mucho tiempo, pero cuando comenzaste a actuar de forma extraña, Me preocupé.
Yalvarırım, onun canını yakmayı bırak!
¡ Por favor, deja de hacerle daño!
Mırıldanmayı bırakıp direkt söylemen lazım!
Lo que necesitas es dejar de murmurar y refunfuñar y decirle lo que te pasa.
Seni geceleri alırım, sabahları bırakırım.
Te llevo por la noche, por día te llevan.
- Akışına mı bıraktınız? Akışını bırakmak keten takım elbiseler için kullanılır değer verdiğin bir ilişki için değil.
¿ Ligero e informal? Ligero e informal es como describirías un traje pantalón de lino, no una relación que te importe.
Tamam, kalıbı alırım.
Bueno, voy a conseguir la plantilla.
Sonra da gitmeme izin verirsin ve ikinizi kişisel meselelerinizi çözmek için rahat bırakırım.
Después por qué no me dejas ir, los dejaré resolviendo sus problemas personales.
Hayır, seni bırakmayacağım.
No, no voy a dejarte.
Üzerinde bıçak yoktur sanırım?
Supongo que no llevas un cuchillo.
- Vay be. Sanırım eski Mike Warren'ın birazını diğer tarafta bırakmışsın.
Supongo que dejaste algo del viejo Mike Warren en el otro lado, ¿ no?
E-S-K-İ A-H-İ-T-İ-N B-E-Ş-İ-N-C-İ K-İ-T-A-B-I.
D-e-u-t... e-r-o... n-o-m-i-o.
- Hayır, birkaç yıl önce bıraktım.
No.
Yatak odasından bazı şeyleri aldığını fark ettim ve bu sorun değil ama diş macununu bırakır mısın?
Me he dado cuenta de que has cogido algunas cosas del baño, y está bien, ¿ pero podrías dejar la pasta de dientes?
O bıyığı tekrar bırakmak haftalarımı alır.
Me llevará semanas volver a dejarme crecer ese bigote.
O iğrenç şeye karşı bu şehri bir araya getirmek için uğraşıyorum ve inanıyorum ki hepimiz farklılıklarımızı bir kenara bırakır ve yekvücut olursak bu zalimliği defedebiliriz.
Mira, estoy tratando de unir a la ciudad contra esta abominación, y creo que si todos dejamos nuestras diferencias a un lado y nos presentamos como uno, entonces podremos repeler esta barbaridad.
Buraya biraz para bırakmak üzere olduğum için sanırım.
Sí, creo que es porque me voy a dejar... una pasta aquí.
# Takım elbise, takım elbise T-A-K-I-M E-L-B-İ-S-E #
Traje de dandi T-R-A-J-E D-E D-A-N-D-I
# Takım elbise, takım elbise T-A-K-I-M E-L-B-İ-S-E #
Traje de dandi T-R-A-J-E D-E D-A-N-D-I