English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Turkish → French / [ K ] / Klar

Klar translate French

116,547 parallel translation
Davalarımın yarısı, klinikte yaptıklarım gibi olacak. Fakat bu sefer, büyük bir firmanın kaynakları arkamda olacak.
La moitié de mes affaires, comme fait la clinique, seulement cette fois, avec les ressources d'un grand cabinet derrière nous.
Artık ortağım, Louis, bu demek oluyor ki "ben buradayım, sense burada" saçmalıkların...
Je suis une associée maintenant, Louis, ce qui veut dire que toute ta connerie "tu es en haut et je suis en bas"
Kendimizden ve yaptıklarımızdan daha korkutucu ne var ki?
Rien n'est plus effrayant que ce qu'on est. Ce qu'on a fait.
Affedersiniz ama tekrar açıklar mısınız?
Pardon, mais pourriez-vous réexpliquer?
Avukat olabilmem için yaptıklarından dolayı sana minnettar olduğumu göstermek istedim.
Je les ai achetées pour te remercier d'avoir fait tout ce qu'il faut pour m'assurer une chance d'entrer au barreau.
Çünkü senin işi halletmek için yapmadığımız şey kalmadı. Yaptıklarımızı iptal etmekte bir an olsun tereddüt etmem.
Car on a remué ciel et terre pour vous sortir des emmerdes, et j'ai aucun problème à vous y renvoyer.
Madenciler ve bu büro adına yaptıklarım için.
Pour tout ce que j'ai fait pour les mineurs et le centre.
Bunlar yeterli gelmezse senin için yaptıklarıma ne demeli?
Et si ça ne suffit pas, pour ce que j'ai fait pour toi.
- Yeni birinin başa geçtiğini herkesin bilmesini istediler. Verdikleri mesaj da kendilerini kanıtlamaya çalıştıkları değildi.
- Ils voulaient que le monde sache qu'il y avait un nouveau shérif en ville, et que le message envoyé n'est pas que tu aies quelque chose à prouver...
- Bu yaptıklarını ilk kez yapıyor olamazlar.
- qu'ils font ça.
Ofsteven'a yaptıkları şeyi bana da yapamayacaklar.
Quoi qu'ils aient fait à Desteven, ça m'arrivera pas, pigé?
Sana ne yaptıklarını biliyorum.
Je sais ce qu'ils t'ont fait.
Damızlıklar hakkında çok şey duyduk.
On parle beaucoup des Servantes.
Damızlıklar, ev sahibine bağlı olarak isim alıyor.
Les Servantes prennent le nom du chef du foyer.
Damızlıklar, bütün ulus adına çocuk doğuruyorlar.
Les Servantes portent les enfants de la nation.
Bu gece Gilead'da başardıklarımızı kutluyoruz.
Ce soir, nous célébrons Gilead, et ce que nous avons accompli.
Hepsi de damızlıklar tarafından getirildi.
Tous mis au monde dans ce district, par nos Servantes.
Damızlıkları satacaklar.
Vendre des Servantes.
Hepsi bölgeye damızlıklarımız tarafından getirildi.
Mis au monde dans ce district par nos Servantes.
Hayır, çikolata parçacıkları.
- Des pépites de chocolat.
Aslında... doğurgan kadınları aradıklarını düşünüyoruz.
On pense qu'ils cherchaient des femmes fertiles.
Senin damızlıklar konusunda fikrin nedir?
Quelle est votre opinion, au sujet des Servantes?
Yeraltında tanıdıkları vardı.
J'ai eu du bol, ils connaissaient la Route.
Damızlıkları ülke dışına kaçırıyorlar. Yani deniyorlar.
Ils font passer des Servantes à l'étranger.
Damızlıklarını el üstünde tuttu.
" Il s'est penché sur son humble servante.
Sonra damızlıklar geldi.
" Alors, les servantes s'avancèrent,
Biraz yüzeyi kazıdıkça ne manyaklıklar çıkıyor.
Une fois qu'on creuse un peu, c'est dingue ce qu'on trouve.
Haksızlıklar doğuyor
On ne peut pas les laisser derrière
Hem Kalaşnikoflarla içeri daldıklarında onu canlı kalkan olarak kullanırız.
On l'utilisera comme bouclier humain quand ils chargeront avec leurs AK-47.
Birincisi, bize davrandıkları şekilde, bir grup hayvan gibi.
Soit comme des animaux, de la même façon dont on nous traite.
Sonra bizi çıkarmak için kapıyı açtıklarında saldırırız.
Quand elles ouvriront la porte, on se jette.
Diğer yandan, onları bize dayadıkları iğrenç yemeği yemeye zorlamak da çok özel bir ceza olmaz mı?
D'un autre côté, les forcer à manger la tambouille qu'on nous sert est un châtiment particulièrement savoureux. Non?
Taystee, yaptıklarımıza bakmak ister misin?
Taystee, tu veux voir notre boulot?
Jo Gunraf iki ayaklı yaratıkları yemez.
Jo Gunraf ne mange pas de bipèdes.
Onu sizin gibi karbon bazlı yaşam formlarını sattıkları Kırmızı Kale'ye götürdüler.
Ils l'ont amené à la Forteresse Rouge où ils vendent du carbone comme vous.
Eğer Kaptan Hunter'ın bazı noksanlıklarını gidermeden anılarını geri verirsek ona pek de iyilik yapmış olmayız.
Nous ne ferions pas une faveur au Capitaine Hunter si nous restaurions ses souvenirs sans prendre la liberté de combler certaines de ses lacunes.
Bu da Raymond'ın neden minyatür halde kaldığını açıklar. - Jax...
Ce qui explique pourquoi Raymond est bloqué en mode miniature.
Sanırım tüm yaşadıklarımızdan sonra bir öpücük cazip olabilir.
Je suppose qu'après ce que tu as traversé, un bisou semblerait vieillot.
Zamanda yolculuk mümkün ve tüm tarih saldırıya açık halde. Bu yüzden zaman aberasyonlarının yayılmasını önlemek ve açtıkları hasarı onarmak amacıyla zamanda yolculuk etmeliyiz.
Le voyage dans le temps est réel, et l'histoire est vulnérable aux attaques, c'est pourquoi on doit voyager dans le temps pour stopper la propagation de ces aberrations temporelles et annuler leurs conséquences sur l'histoire.
- Evet, lütfen girme. - Kolera, difteri, tifo ve deri hastalıklarına değinmiyorum bile.
- Choléra, diphtérie, fièvre typhoïde, sans parler des maladies de peau.
Öyleyse o alçak hainle ortak olmadıklarını nereden bileceğiz?
Comment savoir qu'ils ne sont pas alliés avec ce voyou? - Ray?
Arthur'a yaptıklarını gördün.
Tu as vu ce qu'ils ont fait à Arthur.
Benim bildiğim tek şey, Legion'ın bunu alana kadar durmayacağıdır. Ve aldıklarında da dünyanın sonu gelecek.
Je sais que la Légion de l'Apocalypse ne s'arrêtera pas avant d'obtenir ça, et quand ce sera le cas, le monde que nous connaissons sera perdu.
Bu, gerçek hayatta bizi neden öldürmeye çalıştığını açıklar.
Ça explique pourquoi il veut nous tuer en vrai.
Diğerleri bunu kaçırdıkları için çok kıskanacak.
Le reste de l'équipe s'en voudra d'avoir raté ça.
Sana yaşattıklarım için özür dilerim.
Navré de t'avoir fait traverser tout ça.
Benim insanlarımın yaptıklarından sonra.
Après ce que mon peuple a fait.
Bana ne yaptıklarına bak.
Regarde ce qu'ils m'ont fait.
Ya da daha kötüsü, Lex'e yaptıklarıyla.
Ou pire, regarde ce qu'ils ont fait à Lex.
Bize ne yaptıklarını anlatmalıydım. Yapamazdın.
Tu ne pouvais pas, devant le Commandant.
Profesör Stein bu tarz uyanıklıklar için biraz yaşlı kalıyor.
Mlle Lance doit être morte.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]