English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Turkish → Portuguese / [ K ] / Klar

Klar translate Portuguese

108,481 parallel translation
Saklandım ve yaptıklarını izledim.
Escondi-me e vi o que fizeste.
- Mavi ışıklar.
As luzes azuis.
Kızkardeşin bağımlıyken iş yerimizden çaldıklarına karşılık onu uzaklaştırmak dışında sana ne yapılacağını söylemedik,
Nós não te dissemos o que fazer quando a tua irmã era uma viciada, exceto afastá-la do nosso negócio, o qual ela andava a roubar.
Ama bu ailenin yaşadıklarını neden anlamaya çalışmıyorsun?
Mas que tal tentares compreender o que esta família está a passar?
O başlıkların altına bakmadan bize bin Ladin diyemezler.
Não podem dizer que somos o Bin Laden sem verificar a nossa identidade.
İşler sarpa sarmadan Judy'nin basınla konuşması lazım, bu da konu başlıklarını belirleyecek.
A Judy tem de falar com a imprensa antes que a situação lá fora piore e ele vai dar uns toques quanto aos assuntos a falar.
Acı verici deneyimler, haksızlıklar...
Experiências dolorosas, injustiças...
Yaptıkların ve söylediklerin insanları etkiliyor Alex.
Alex, o que fazes e o que dizes afeta as pessoas.
Kültürleri o kadar zengin ki bizimkini çaldıklarını bilmiyorlar.
Têm acesso a tanta cultura que nem sabem que roubaram a nossa.
Bu arada onları okumalısınız, buradan İnternet'te yayınlanan saçmalıkları izlemeyi bırakın da talep listemizi ele geçirin çünkü taleplerimiz adil, gerekli ve bu eylemi barışçıl ve değişim odaklı tutma niyetimizin bir göstergesi.
Devem ler essas exigências, já agora, parar de ver os vídeos idiotas deste sítio que aparecem na Internet e ler a nossa lista de exigências porque elas são justas, necessárias e mostram que pretendemos que este protesto seja pacífico e que o nosso objetivo é a mudança.
Evli olmadıkları insanlarla seks yaparlar.
Têm sexo com pessoas com as quais não são casadas.
Yaptıkları işe dört elle sarılan ama nedendir bilinmez, yine de başarılı olamamış insanlara.
Pessoas que são apaixonadas pelo que fazem e que, por qualquer motivo, não tiveram sucesso.
Öyle olmadıklarını kim söylüyor?
Quem diz não estarem pacíficos?
Şimdi geçmişte yaptıklarının bin kat fazlasını düşün.
Imagina isso reflectido para ti mil vezes pior.
Anna, ağrın olduğu için bulaşıkları yıkayamayacağını söylemiştin.
Anna, não lavavas a loiça por causa das cãibras.
Onların bilgisi zayıflıkları, senin hayal dünyansa gücün.
O conhecimento é a fraqueza deles e a tua imaginação é a tua força.
Acil olan durumla ilgilenirken geleceği güvenceye aldıklarından da emin olurlar. Ferguson?
Tratam do imediato e garantem o futuro.
Senin gibi sınırsız potansiyele sahip bir öğrenciye sık rastlamıyorum ama ne yazık ki tuhaflıkların konusunda bütün profesörlerin benim kadar sabırlı değil.
Não é comum encontrar um aluno com o seu enorme potencial. Contudo, nem todos os professores têm paciência para a sua excentricidade.
Hayatımı, varlıkların doğasıyla ilgili sürükleyici bir sohbet sürdüremeyen bir kadınla geçirmek istediğime emin değilim.
Não sei se quero passar a vida com uma mulher que não tem uma conversa cativante sobre a natureza das coisas.
Mesela ısı akışları ve sıcaklıklar neden bağlantılı?
Porque há uma ligação entre os fluxos térmicos e as temperaturas?
Yakındaki evliliğimin hatırına lütfen niyetini o zavallı kıza açıklar mısın?
Pelo amor do meu futuro casamento, podes tornar claras as tuas intenções para a rapariga?
Derse geç kaldıkları için itişip kakışıyorlar.
Aos encontrões, atrasados para a aula.
Peki dalgalar daha yoğun materyallerde daha iyi ilerliyorsa neden elimi kaldırıp en parlak ışıkları bile engelleyebiliyorum?
Mas, se as ondas percorrem melhor materiais mais densos, então... Porque posso tapar a luz mais intensa com a minha mão?
Tuhaflıklarına katlanacak bir kadın bulduysan bu mucize burun kıvrılacak bir şey değil.
Encontraste uma mulher que tolera as tuas peculiaridades? Bom, não devemos desdenhar os milagres.
İspatlarla nasıl saçmalıkların ispatlanabileceğini biliyoruz.
Sabemos que disparates se podem provar.
"Bir çözeltideki parçacıklar, gaz gibi davranır."
"Partículas numa solução comportam-se como um gás."
Spot ışıklarını istiyor, orası belli.
Ele quer a ribalta, isso é evidente.
Siyasetin aptallıklarını ne zamandır önemsiyorsun?
Desde quando te preocupas com as parvoíces da política?
Arketip saçmalıklarını para ödeyen hastalarına sakla.
- Poupe os disparates para os pacientes que pagam.
Hatanın sen olduğunu anladıklarında seni oraya koyacaklar.
Quando eles descobrirem que o engano és tu, é ali que te metem.
Çok iyi bakmadıklarındandır o.
Se calhar não estão a olhar com atenção.
Senin için yaptıklarını çok kişi öğrenmişti çünkü.
Havia demasiadas pessoas que sabiam o que ela fazia para ti.
Bir an dünyaya öfkeli bir çocukken bir baktım parmaklıkların arasından geçmeye çalışıp bana yardım edecek bir Dışlanmış yok diye beni tehdit eden biri hâline geldi.
Primeiro era só um miúdo revoltado com o mundo e, de repente, começou a tentar passar o corpo pelas grades, ameaçando-me que o Esconjurado não estava ali para me ajudar.
İhânetlerini gizlemek için kullandıkları yalanlar.
Mentiras que usam para esconder as suas traições.
Nasıl çalıştıklarını görmek için makineleri parçalarına ayırmayı sevdiğimi biliyorsun? - Mm-hmm.
Sabes que gosto de desmontar máquinas para ver como funcionam?
Eleştirmenlerin karşı çıkamayacakları bir şey teklif ederek kızgınlıklarını giderme niyetindeyiz :
E tencionamos acalmá-los ao oferecer algo que os críticos não podem refutar.
Aynı etkinin, yıldız ışıkları Güneş'in yanından geçerken de olduğuna inanıyorum ama bu teori ancak Güneş tutulması sırasında doğrulanabilir.
Creio que este mesmo efeito acontece quando a luz das estrelas passa pelo Sol, mas só é possível confirmar essa teoria durante um eclipse solar.
Güneş'in kütle çekiminin yıldız ışıklarını büktüğünü kanıtlarsınız.
Que a gravidade do Sol distorce a luz das estrelas
Umursadıkları tek şey para!
Só querem saber de dinheiro!
"Umursadıkları tek şey para."
"Só querem saber de dinheiro!"
- Hava kabarcıklarını boşalt.
- Tira as bolhas de ar.
Ne yaptıklarını bilmiyorlar.
Elas não fazem ideia do que estão a fazer.
Yastığındaki tüyleri çıkarıp onu ölene dek hunharca gıdıklarız.
Podemos tirar penas da almofada e fazer-lhe cócegas até à morte.
Işıkları yakan kişi en azından bir Twinkie'yi hak eder, değil mi?
Aquela que restabeleceu a luz devia receber um bolo Twinkie, certo?
Vali şu kutularda her ne varsa mahkumları onlarla ödüllendirerek durumun şiddetini nasıl hafifletmeyi planlıyor, açıklar mısın?
Explique-me como é o plano do governador para amenizar a situação inclui recompensar as reclusas com o que quer que esteja dentro das caixas.
Bu atıştırmalıklar çok leziz.
Estes snacks são deliciosos. Picantes.
Getirdiğin atıştırmalıklar sayesinde midemiz bayram etti.
Os snacks que nos trouxeste eram deliciosos.
Atıştırmalıkları rehinelerle nasıl aynı kefeye koyduğunuzu anlamadım.
Sim, mas não acho que alguns snacks tenham o mesmo valor que os reféns.
Atıştırmalıklarınızı verin.
Precisamos dos vossos snacks.
Hala olmayan bir diğer şeyde hımm kolaylaştırmadıkları diğer bir şeyde, işçilerin vizesi.
Outra coisa que eles não facilitam. é nos vistos de trabalhadores?
Dizilerde yaptıkları gibi.
Pois.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]