Işınlanıyor translate Portuguese
42 parallel translation
Kaptanı ve kaptan yardımcısı bize ışınlanıyor, yanlarında alışılagelmedik bir yolcu ile birlikte.
O seu capitão e o primeiro-oficial vêm aí com um passageiro invulgar.
- Birisi aşağıya ışınlanıyor.
- Há alguém a descer.
Bir şey bu gemiye ışınlanıyor.
Capitão, alguma coisa está a transportar-se para esta nave.
Bir şey ışınlanıyor.
Alguma coisa está a transportar-se para cá.
Hergün milyonlarca insan ışınlanıyor.
Todos os dias se transportam milhões de pessoas sem problemas.
Tanrım ışınlanıyor galiba.
É "teleportação"!
Gönderici sıraya ışınlanıyor.
Transferindo para o emissor de sinal.
Ve... ışınlanıyor.
E... accionando.
Bağlantının kaynağına ışınlanıyor.
Transportando para a fonte do sinal.
Kargo tutucusuna ışınlanıyor.
Transportando a sonda para a área de carga.
Kardeşin ışınlanıyor.
A tua irmã anda a Pestanejar.
Savaş başlıkları ışınlanıyor, beş, dört, üç, iki, bir, şimdi!
A transportar a ogiva em cinco, quatro, três, dois, um, agora.
Yarbay Sheppard ve ekibi aşağıya ışınlanıyor.
O Coronel Sheppard e a sua equipa estão a ser teletransportados.
Başka bir boyuta ışınlanıyor.
É transportado para outra dimensão.
Lütfen ışınlanıyor musun artık her ne yapıyorsanız onu yapar mısın?
Por favor, pode desaparecer ou seja lá o que tenha feito?
PLT ışınlanıyor.
PLT teletransportou-se.
Android silahlarından çıkan enerji dalgasını bilekliği şarj etmek için kullanıyor ve tam parçalara ayrılacağı sırada aslında ışınlanıyor.
E, no momento em que devia desintegrar-se, ele teletransporta-se.
Yüzey koşulları aşağıya ışınlanıp araştırmamızı imkansız kılıyor.
As condições à superfície tornam impossível descer para investigar.
Bir müzisyenin konseri canlı yayınlanıyor. Bir zamanların Londra'sından bir zamanların New York'una. Günlerden de Çarşamba.
Então imaginem um músico... a emitir ao vivo do que foi Londres para o que foi Nova Iorque numa 4ªfeira.
Wayne'in Dünyasını Noah'ın Hanı yayınlanıyor.
Wayne's World, com o patrocínio da Noah's Arcade.
Onu direkt revire ışınlayın. Işınlanıyor.
O que estás a fazer?
İlk ışık aydınlanınca, farklı türde kuşlar birer birer koroya katılıyor.
Com as primeiras luzes que raiam, diferentes tipos de aves, uma a uma, juntam-se ao coro.
Yüzünü gördüğümde gece aydınlanıyor. Dolayısıyla, benim için gece yok.
Pois não é noite quando vejo o vosso rosto, daí que penso que não seja noite.
O zaman neden ışınlanıp uzaklaşmıyor?
Se isso acontecesse, ele não podia orbitar para longe?
Sadece mantıksal süreci görmeye çalışıyorum. Onu gördüğümde de gizemli olay aydınlanıyor ve suçlunun düşünce yapısı ortaya çıkıyor.
Simplesmente aplico o processo do raciocínio lógico e quando esse processo é aplicado, alors, o mistério fica esclarecido
Bu İnternet üstünden yayınlanıyor ve sonradan pişman olacağımı biliyorum ama en azından Titanik batarken ışıkları yanıyordu.
E sei que isto é transmitido pela Internet. Sei que virei a lamentá-lo. Ao menos o Titanic tinha as luzes acesas ao afundar-se.
Burası güzel, büyük bir ülke. Modern dünyanın ışığıyla aydınlanıyor.
Quando este é um grande país, o farol iluminando o mundo de hoje.
Bana şunu gösterdi ki herşey geçmişin ışığında aydınlanıyor.
Mostrou-me... que tudo está iluminado à luz do passado.
Sıcak, lezzetli bir yemek verdiğinde, talihsiz insanların yüzleri nasıl da aydınlanıyor.
Meu, e a maneira como as caras dos menos afortunados se iluminam quando lhes damos uma quente e nutritiva refeição.
Her soruyu cevaplayışında bir anı tetikleniyor ve beynin belli bölgeleri aydınlanıyor.
Sempre que ele responde a uma pergunta, acciona uma memória e determinadas áreas do cérebro dele iluminar-se-ão.
# Dünya bu yıldızların ışığıyla aydınlanıyor.. #
O mundo está banhado com a luz das estrelas...
Senin cennet hükümdarlığına giden yol parlayan fenerlerin ışığıyla aydınlanıyor.
É um feixe de luz que ilumina o caminho para o teu trono celestial.
Erdemli kalbinin yol gösterici ışığı sayesinde karanlık ve kötü zamanlar aydınlanıyor.
"A luz guiadora do seu coração virtuoso " fornecem iluminação nestes tempos sombrios e problemáticos.
Dışarısı aydınlanıyor.
Já começa a amanhecer.
Yurt dışında da yayınlanıyor mu?
Ela sai do País? Está em todos os lugares.
83 tane ölen çocuğa ait görüntüler bazı kanallarda yayınlanıyor. Açıkça bellidir ki biz bu saldırının çok yanlış olduğuna inanıyoruz.
As imagens divulgadas dos corpos de 83 crianças, alegadamente mortas no ataque, na nossa opinião, são falsas.
83 tane ölen çocuğa ait görüntüler bazı kanallarda yayınlanıyor. Açıkça bellidir ki biz bu saldırının çok yanlış olduğuna inanıyoruz.
As imagens, divulgadas por órgãos de informação de todo o mundo, de 83 corpos de crianças, alegadamente foram mortas no ataque, na nossa opinião, são falsas.
83 tane ölen çocuğa ait görüntüler bazı kanallarda yayınlanıyor. Teröristlerin propagandaları uğruna yaptığı bu şeyin yanlış olduğuna inanıyoruz.
As imagens divulgadas dos corpos de 83 crianças alegadamente mortas no ataque, acreditamos serem falsas, criadas para fazer propaganda.
Bir taraftan kan sızarken, öbür taraftan bok ve sidik akıyor ve bu, öylece lanet 6 : 00 haberlerinde yayınlanıyor.
Sangue a sair de um dos lados, mijo e merda a sair do outro... E tudo acaba na merda do noticiário das 18 : 00.
Şimdi, bilmiyorum hepiniz bunun farkında mısınız ama Ghibli filmleri yalnızca Nippon TV'de yayınlanıyor.
Não sei se estão a par, mas os filmes Ghibli só passam na NTV. Porquê?
Devreyi onarınca ışıklar yeniden aydınlanıyor.
Reparamos o circuito e tudo volta a acender.