English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ I ] / It's mean

It's mean traduction Turc

21,588 traduction parallèle
I mean, Ali's life is in danger, and it's our fault.
Yani, Ali'nin hayatı tehlikede ve bu bizim suçumuz.
I mean, don't get me wrong, it's a good thing but I'm the one who broke ranks with the bastard.
Beni yanlış anlama, iyi bir şey bu ama o piçle arası bozulan benim.
Thanks. I mean, it's no trouble.
Yani, hiç sorun değil.
I mean, like before, but it was a false alarm.
.. yani, daha önce de olmuştu yanlış alarm.
Well, I mean, I guess they probably do, but it's just safer not to.
Belki de isterler ama söylememek daha güvenli.
What's that supposed to mean? It means the more I drink, the better you sound.
Ne kadar çok içersem senin sesin o kadar iyi geliyor demek.
I mean, it doesn't define Emma's future or anything.
Emma'nın geleceğini etkilemeyecek. - Sen kreşe gittin mi?
So... so she went through the trouble of signing us up, and choosing a carrier, and getting it turned on. - I mean, who has got that kind of time? !
Bize hat açmak için onca zahmete girmiş kendine kariyer seçmiş ve telefonu açtırmış.
It's gonna mean more to my career than my dissertation if I'm right.
Eğer haklıysam bırak tezi kariyerim için çok şey ifade edecek.
- I mean, it's too important.
- Çok önemli bir olay sonuçta.
So, with that in mind, yeah, I mean... you know, would it be so wrong if... we were, you know, I mean, uh, all... together?
Yani, bunu aklınızdan çıkarmayın... Asıl ne yanlış olurdu biliyor musunuz? Birlikte nasıl desem hep beraber yapsak.
I mean, look, it's taking forever to get here.
Buraya gelene kadar ömür biter.
Oh, I'd say it's a lean, mean version worth about 400K.
O dediğiniz hali bana 400 bin eder gibi geliyor.
I mean, half of it.
Yani, yarısını.
I mean, it's what we're supposed to do.
Yapmamız gereken şey bu.
I didn't mean to drop a bomb on you like that, it's just, I've exhausted all my normal avenues, and you're the only person left who won't think I'm crazy.
Öyle bir anda söylemek istemezdim ama denemediğim yol kalmadı ve bana deli gözüyle bakmayacak tek kişi de sizsiniz.
That's what I said. But, you know, she's a child, and, I mean, it is obvious she has no idea - what she's doing without me.
Bende öyle söyledim ama biliyorsun çocuk gibi ve ben olmasam ne yapacağını bilemeyecek halde.
You mean the one she sold for $ 35 to a stranger who defiled it with his seed?
35 dolar için kendisini bir adamın tohumuyla kirlettiğini mi söylemeye çalışıyorsun?
You know, it's like I-I want to give up on Rebecca's scheming, I do... but it's just, it... every morning I still wake up with an emptiness and a longing, and... I mean, at first I thought it was because you and I weren't boning, but...
Gerçekten Rebecca'nın entrikalarından uzak durmaya çalışıyorum, deniyorum ama her sabah aynı özlem ve boşlukta uyanıyorum başlangıçta ikimizin yaşadıkları yüzünden sanırdım ama...
Well... I mean, that's... that's not how it works, Scott.
İşler pek de öyle yürümüyor Scott.
What does it mean?
Ne demeye çalışıyorsun?
No, I mean it's gone.
- Hayır, blog yoktu.
I mean, it's a short-term gig a-and there are a ton of liability waivers I have to sign, but still.
Ayrıca imzalamam gereken bir sürü mesuliyet feragatnamesi var ama yine de.
I mean, it's almost...
Bu his, nerdeyse...
I mean, there are chapters, it's kind of a loose structure, uh, but, I don't know, something's missing.
Yani yapı eksiği olan birkaç bölüm var ama tam bilemiyorum bir şeyler eksik.
I mean, it's God.
Yani o tanrı.
I mean, let's face it, Sam.
Kabul edelim Sam.
I mean, it's probably nothing.
Muhtemelen önemli bir şey değildir.
I mean, once you've created the most amazing film ever, it's a little like climbing Everest.
Yani bir kere gelmiş geçmiş en iyi filmi yaptıktan sonra bu biraz Everest'e tırmanmaya benzer.
I mean, as bad as you think this place is with you, it's even worse without you.
Burası seninle ne kadar kötü olsa da... sensiz çok daha kötü.
I mean, it's true, he's a dent doctor.
Gerçi kaporta doktoru.
I mean, still, it's better than Rooster.
Yine de Horoz'dan iyidir.
I mean, it's only recently I've gotten to live my own life.
Yani hayatımı yaşamaya daha yeni başladım.
I mean, there's no denying it.
Yani inkar ettiği bir kısım yok.
I mean, the D.A.'s office could've put these up or anyone who knows what we've done, but it wasn't any of them.
- Evet. Yani bunları Bölge Başsavcılığı da asabilirdi, ne yaptığımızı bilen biri de.
And you understand. I mean, it's just...
Anlıyorsun ya, yani...
I mean, I take it every day, so I'm used to it.
Her gün kullanıyorum o yüzden alışığım.
- Well, it's not gonna happen yet, I mean, right? It's not...
Hemen olmayacak sonuçta, değil mi?
I mean, but you do it because you know, there's always, you know, some potential.
Ama devam ediyorsun çünkü her zaman bir ihtimal vardır.
I mean, you have no idea what it's like.
Nasıl olduğunu tahmin edemezsin.
I mean, come on, it's not like you're unhappy.
Sonuçta mutsuz falan değilsin.
I mean, it's... it's fast.
Yani hızlı.
I mean, I know it's expensive.
Yani, pahalı olduklarını biliyorum.
It's been amazing getting to know you. I mean, it's crazy.
Seni tanımak harikaydı.
I mean, a fourth guy may have gotten away. It...
Yani, belki dördüncü kişi kaçmış olabilir.
Easy. Back in the orphanage, I'd shoot fire extinguishers into a pillowcase, seal it up tight, CO2 turns into dry ice in seconds, then you can use it all kinds of ways to get back at mean girls.
Yetimhanedeyken yangın söndürücüleri yastık kılıfına boşaltır sıkıca kapatırdım, CO2 saniyeler içinde kuru buza dönerdi sonra adi kızlardan her türlü intikamını almak için kullanabilirsin.
I mean, it's one day, you know?
Sadece bir gün yani...
I mean, seeding start-ups, it's boring.
Yeni projeleri desteklemek sıkıcı.
It's called a suntan, guys, I mean...
Buna bronzlaşmak deniyor çocuklar.
I mean, it's delicate and delicious.
- Leziz ve nefistir.
I mean, for what it's worth, I'm sure he did have to run an errand for Smurf.
Ne olduysa artık, eminim Şirin'in ayak işlerini yapmak zorunda kalmıştır.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]