English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ L ] / Look at you go

Look at you go traduction Turc

680 traduction parallèle
If you go to the Andes and look at the volcanic rocks of the Andes and indeed the plutonic deep rocks injected under the volcanoes in the deep crust, these are the three minerals that you will find.
Eğer Andlara gidip, oradaki volkanik taşları ve tabii ki kabuğun derinliklerinde volkanların altına zerk olmuş derin plütonik kayaçlara baksanız bulacağınız üç mineral bunlardır.
No matter how far back in time you go, every rock contains a detailed picture of the environment it formed in, if you know how to look at it.
Zamanda ne kadar geriye giderseniz gidin her kaya oluştuğu çevrenin detaylı bir resmini içerir. Tabii nasıl bakacağınızı bilirseniz.
Don't you have to go around to look at things?
Dolaşıp eşyalara bakman gerekmiyor mu?
Go look at the pretty feather, you painted buzzard.
Git ve güzel tüylerine bak seni boyalı akbaba.
As long as you're sponsoring the gym, let's go and take a look at it.
Spor salonunu destekle, yeter. Gel, bakalım.
Sir, before you go on, take a look at the curtain on the balcony.
Efendim, devam etmeden önce yukarıdaki balkonun perdesine bir baksanız iyi olur.
When I go away, will you go back to that square in the middle of the town and take a good look at it?
Ben gidince, kasabanın merkezindeki meydana git. Oraya iyice bak.
Before i go, i'd like to look at my painting of you.
Gitmeden önce tabloma bakmak istiyorum.
You put it on the box when you told me to go look at the anchor.
Onu kutuya koydun ve sonra gidip çapaya bakmamı söyledin.
Look, you go at the Rialto, and ask old Pete.
Bence Rialto'ya git ve Yaşlı Pete'e sor.
To look out there and see them all laughing, to hear that roar go up, waves of laughter coming at you.
Salona bakmak ve güldüklerini duymak. Yükselen kahkahalar, kulağına gelen kahkaha dalgaları.
Look at her eyes, they follow you wherever you go.
Gözlerine bakın, nereye giderseniz takip eder onlar.
And now you look at me with those great big cow eyes, point at that phoney arm, and I melt and go along!
Şimdiyse bana şu sığır gibi kocaman gözlerle bakıyorsun, şu kolu işaret et, eriyeyim ve de gideyim!
It's only been five days, and you go look for him at the morgue.
Henüz beş gün olmuş, sizse onu morgta arıyorsunuz.
Look, honey, why don't you go over to the party at the church?
Bak tatlım, niçin kilisede ki partiye gitmiyorsun?
When you go out, you take another good look at him, will you?
Dışarı çıktığında iyice bir bak tamam mı?
Look, Bill, before you go, do have a look in that closet.
Dinle Bill, gitmeden önce şu dolaba da bir göz at.
I'll look at some more, you go see what's with Taubman, and at dinner, we'll talk it over nice and calm.
Ben birkaç çatı katı daha gezeceğim. Sen de Taubman'la görüş. Akşam yemeğinde sakin bir şekilde konuşuruz.
Well, don't you think we ought to go and have a look at it?
Gidip bakmamız gerektiğini düşünmüyor musun?
- Is it Leamas? Look at me, child, if you wish to go home.
Evine dönmek istiyorsan, yüzüme bak çocuğum.
She's a tart. One has only to look at you to see that she'd go to bed with anything in trousers.
Onu kim görse, önüne gelenle yatacağını anlar.
You go look for him at once
Onu bize bulan iyi olur
If you want to know why I'm in his bedroom, go and take a look at mine.
Madem niye onun odasında olduğumu merak ediyorsun gidip benim odama baksana.
Go on, I want to look at you
Hadi! Seni izlemek istiyorum.
If you really want to cry, go in the kitchen and look at your meat loaf.
Ağlamak istiyorsan mutfağa git ve rostona bak.
Look at you, always having a go at me
Her zaman bana sataşacak bir şeylerin oluyor.
Go away. Can't I even look at you after all those three years?
Koskoca üç yıldan sonra sana bakamaz mıyım?
We're supposed to go out and find someplace... look at it and tell you what the situation is.
Bizim gidip bir yer bulmamız oraya bakıp size durumu bildirmemiz gerekli.
Now, you go in there and you get some paper and you're gonna draw a diagram of that prison and I'll look at it.
Şimdi sen oraya gir ve biraz kağıt getir ve hapishanenein bir diyagramını çizeceksin ve ben inceleyeceğim.
I'll look out here, you go steal her horse.
Hadi atını çalalım!
Look at him go, will you?
Kaçışına baksanıza!
You just close your eyes and go back to sleep while I take a close look at this gentleman over here.
Sen gözlerini kapa ve uyumaya devam et ben şuradaki beyefendiye yakından bir bakayım.
The reason I go there is to look at you. Tell you something, it is not cabbages I want. Actually it's you I want.
sadece senin için geliyordum benim derdim sebzeler değil tek istediğim sensin!
( man ) Salerno, if you go in on a boat, you look at the mountains that hem you in and the passes through which you go.
Salerno'ya bir bot içinde gidiyorsanız sizi ve geçeceğini geçitleri kuşatmış dağları görürdünüz.
You go and look at the major buildings works on the banks of the river, and the gutted streets that resemble ploughed fields, the pipe laying, the blocks of flats being razed to the ground.
Nehrin kıyısındaki inşaatları, sürülmüş tarlaları andıran delik deşik sokakları, kanalizasyonları yerle bir edilen apartmanları seyretmeye gidiyorsun.
And I'd go in, and he'd come forward out of his office with his watch in his hand... and then he'd look at the clock on the wall, and he said... "You're five minutes late," he'd say.
Gittiğimde ofisinden elinde saatiyle çıkıp duvardaki saate bakar ve "Beş dakika geciktin." derdi.
I stay at the bank, and you go to town, look around.
Ben bankada kalıyorum, sen de şehre gidersin, etrafa bakarsın.
Look at its mouth, inviting you to go inside.
Ağzına bakın, sizi içeri davet ediyor.
Don't you think we ought to go down and take a look at her?
Aşağı inip ona bir bakmalı mıyız?
But any neighborhood that's near a university or near an old, uh, an old beatnik ghetto, you know, or a bohemian area, hippie neighborhood. You know, the supermarket in that area, go into the supermarket in a head neighborhood and take a look at the cookie section, looks like a war zone.
Bir üniversiteye hippi veya bohem bir mahalleye yakın bir süpermarkette yani o tarz bir muhitte süpermarkete gidip kurabiyelerin olduğu reyona bir bakın.
I'll go first, but I forbid you to look at my legs.
Önden gideceğim ama bacaklarıma bakmanızı yasaklıyorum.
Well, I'd rather look at her than watch you go to seed :
Peki, senin düşüşünü izlemektense, O'na bakmayı tercih ederim.
NOW, YOU GO AROUND AND LOOK AT WALTER'S. NOW, HE BE SITTING OVER AN OVEN WITH NOTHING BUT A COAT ON AND SITTING AROUND THERE, RUBBING THEIR KNEES ALL DAY
Adam bütün gün sırtında bir kabanla ateşin başında oturuyor, bütün gün dizlerini ovuşturuyor ottan başka bir şey yemiyor ve talihsiz bir kaderle cebelleşiyor.
- Then you go and look at it.
- Öyleyse git de gör.
Ferguson, you'd better go and get that Hun doctor from next door. - He ought to have a look at Doyle.
Doktoru bulup Doyle'a bakmasını isteseniz iyi olacak.
Have a good look at the controls in that thing before you go down.
Aşağı inmeden önce, Kontrollere bir göz at..
You go up to try to look at her and Mrs Fawlty, she go crazy.
Sizi çıkıp kıza bakmaya çalışmak... ve Bayan Fawlty, çılgına dönmek.
I know you can't wait to go over... to take a look at that rich and pretty prostitute, eh?
Biliyorsun ki oradaki... zengin ve güzel fahişelerle takılamazsın
You go have a medic look at it, Fields.
Git bir doktora görün Fields.
Don't look down your nose at me, Victoria. It makes you go cross-eyed.
Bana öyle tepeden bakma Victoria, seni şaşı yapıyor.
Go and have the nurse take a look at you.
Revire gidip kendine baktır.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]