Английские фразы | Русские фразы | Турецкие фразы
Translate.vc / английский → турецкий / [ Y ] / You got him

You got him перевод на турецкий

6,491 параллельный перевод
Well, you got him to call off the attack.
Saldırıyı iptal etmesini sağladın.
- You got him?
- Tuttun mu?
- You got him to lie on the stand.
- Kürsüde yalan söylettiniz ona.
You got him.
Yakaladın adamı.
Yeah, you got him?
Yakaladın mı?
You got him?
İyice tuttun mu?
You got him?
Onu aldın mı?
You got him in a bar, Rebecca?
- Onu bir bara mı getirdin Rebecca?
Well, you got him. Great.
Onu bulmuşsunuz.
Hold on to him! You got him!
Tut onu, yakaladın onu!
You got him to back down.
Onu vazgeçirmişsin.
You got him.
Onu yakaladın.
Oh, it's nice you got him that.
- Ona hediye alman iyi olmuş.
Basically, all you got to do is fake him out a few times.
Aslında, tek yapman gereken bir kaç kez kandırmak.
And then you and Elliot got drunk and you told him you'd give him $ 100 if he could read the story off the prompter without laughing.
Sonra Elliot ile sarhoş olduğunuzda, haberi monitörden gülmeden okuyabilirse 100 dolar vereceğini söyledin.
I'm just glad you got away from him.
Ondan uzaklaşmana sevindim.
You just got to let him go, Poll.
O zaman bırak gitsin Poll.
You must have got close to him.
Ona yaklaşmış olmalısın.
The real hero is the person who got killed at the police station after you arrested him.
Gerçek kahraman, siz onu tutukladıktan sonra hapishanede öldürülen adamdır.
You've got to talk him into giving me that picture back.
Fotoğrafı vermesi için onu ikna etmelisin.
The one that got caught in that bear trap you set so you could do whatever you did to him.
İstediğini yapasın diye kurduğun ayı tuzağına yakalanan bacağı.
If you lock someone in a box who doesn't belong there, he's got a lot to say when you finally let him out.
Eğer birisini ait olmadığı bir yere kilitlersen... oradan çıkardığında söyleyecek çok şeyi olur.
I mean, you got to do something to stop him, right?
O'nu durdurmak için bir şeyler yapacaksın değil mi?
You've really got to keep an eye on him.
Gözünü üzerinden ayırmaya gelmiyor.
If you've got any sense of right or wrong left, you're gonna look Junior in the face and tell him what you did.
Doğru ile yanlış hakkında bir hissin kaldıysa Junior'a bakıp ne yaptığını söylersin.
Have you got a mobile number for him?
- Telefon numarası sende var mı?
You know, as far as I'm concerned, they can have whatever they want because they got him out of the D.E.A., and now that Tony might be having some stability in his life, maybe he'll start thinking
Bana kalırsa ne isterlerse alabilirler çünkü onu şu narkotik işinden kurtardılar ve artık Tony'nin de düzenli bir hayatı olabilir.
I am fuckin'fantastic, and I got to say, I think your dad would be, too, if you'd just fuckin'let him.
- Harikayım ve itiraf etmeliyim ona izin versen baban da iyi olur.
I don't want to scare him, don't want to lose him... but, you know, I need to know we've got a secure future or what's the point?
Onu korkutmak ya da kaybetmek istemiyorum ama geleceğimizin güvende olduğunu bilmem lazım, yoksa ne anlamı var ki?
But you got to stop, go home, and talk to him.
Ama durmalı, evine gitmeli ve onunla konuşmalısın.
Well, then, Donnie has got to sacrifice what's important to him because you're just not willing to sacrifice what's important to you.
Donnie kendi isteklerinden vazgeçmeye hazır çünkü sen,.. ... sana göre önemli olan şeylerden fedakârlık etmiyorsun.
He's got a lot of fucking eyes on him. You know?
Herkesin gözü onun üstünde.
Alan's by himself at a club, so I got to meet up with him, but, uh, see you down the road.
Alan kulüpte tek başına. Onunla buluşmalıyım. Sonra görüşürüz.
You got me to follow him and...
Onu takip etmemi istediniz ve...
Once upon a time, you would have smiled, taken him up on his offer, and figured the rest out when you got there.
Eskiden olsaydı, gülümseyip teklifini kabul ederdin ve işi beraber hallederdiniz.
You got your hour with him?
Bir saatini geçirdin mi onunla?
Yeah, unless you're gonna tell me what you got during your hour with him, this is my time.
- Öyle mi? Onunla geçirdiğin bir saati bana anlatmadıkça bu da benim vaktim oluyor.
And you got on a train with him.
- Sen de onunla trene bindin!
Eventually you got to forgive him.
Nihayetinde onu affedeceksin.
So you're trying to convince us that a married man, a father, who practically raised Nicholas since he was two, took him from his bed, starved him in a warehouse for five days, demanded $ 80 million ransom, got it and then shoved a rag so far down his throat that he choked to death?
Yani bizi evli bir adamın, bir babanın iki yaşından beri Nicholas'ı büyüten kişinin onu yatağından alıp, onu beş gün boyunca bir depoda aç bıraktığına ve 80 milyon dolar fidye istediğine, aldığına ve boğularak ölene kadar boğazına bir bezi ittirdiğine ikna etmeye mi çalışıyorsun?
You didn't meet him at the bar, you got jumped in the alley.
Onunla barda karşılaşmadın, sokakta dayak yedin.
You said that you'd take him down with one blow, and then he got back up.
Onu tek hamlede yere sereceğini söylemiştin ancak yine ayağa kalktı.
- You got your hour with him?
- İstediğin bir saati geçirdin mi onunla?
The puppy's got you running recon for him now?
Köpek yavrusu sana onun için keşif mi yaptırıyor?
You mean they got him drunk, set him up, and booked a photographer to maximise his embarrassment?
- Onu sarhoş ettiler, ona tuzak kurdular,... bir fotoğrafçı tutup bu utancı iyice katladılar demek istiyorsun?
Were you on the same case that got him killed?
Onun öldürüldüğü dosyada mısın?
That night at the senior dance when Lyle got drunk and dragged me onto the dance floor, you said the last place I should be is anywhere near him.
Mezuniyet gecesinde Lyle sarhoş olup beni dans pistine sürüklediğinde olmam gereken son yerin onun yanı olduğunu söylemiştin.
You got to get rid of him.
Ondan kurtulmalısın.
You have got to let me go after him.
İzin ver onun peşine düşeyim.
I've got all the embarassing stories about him, Caterina, in case you're interested.
Onun hakkında utan verici hikayelerin var, Caterina, eğer ilgilenirsen.
Then go after him,'cause all you've got on me is hearsay, and might I point this is the accusation of a man who is about to be fired, which I'd say should be taken with a cubic meter of salt.
O zaman onun peşine düş çünkü beni suçladığın şey sadece bir dedikodu bence kovulmak üzere olan bu adamın suçlamaları incir çekirdeğini bile doldurmaz.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]