English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / İngilizce → Türkçe / [ I ] / I just can't

I just can't Çeviri Türkçe

18,919 parallel translation
I just can't do it.
Yapamam.
I just can't support this bill.
Tasarıyı destekleyemem işte.
I just... I can't tell you how much it means- -
Ne kadar anlamlı olduğunu anlatamam size.
So you can just... answer my questions, and I won't call my friends in American intelligence and tell them all about you.
Bu yüzden sadece sorularıma cevap ver ve ben de Amerikan istihbaratındaki arkadaşlarımı arayıp senden bahsetmeyeyim.
I just can't OK that, alright?
Onaylayamam tamam mı?
I just can't fit it in my business cards.
Sadece kartvizitime sığmıyor.
I don't condone attacking anyone, but we can't just dismiss why they're doing it.
herhangibir saldırıyı affedecek değilim, ancak niye yaptıklarını da görmezlikten gelemeyiz.
It's just I can't go giving customer information out over the phone to whoever calls.
Her arayana telefonda müşteri bilgilerini veremem.
Just because I'm not drinking doesn't mean you can't right?
Sadece içmiyorum diye haklı olamayacağın anlamına gelmiyor mu?
But I just can't.
Ama yapamam.
I can't just go up to him and be like, "Hey, I'm your son."
Öylece gidip "Hey, ben senin oğlunum." diyemem.
I can't just throw my fate to the wind for someone...
Sadece kaderimi öylece rüzgara bırakamam benden daha...
I can't just go to a restaurant, order food, and just sit there and stare at it.
Lokantanın birine gidip yemek sipariş ettikten sonra oturup dik dik bakamam ki.
I just can't let you stop me.
Beni engellemene izin veremezdim.
When I tell you something, a secret, you can't just decide, "Oh, I think I'll tell my wife."
Sana bir şey söylediğimde, bir sırrımı paylaştığımda gidip de "Karıma söyleyeyim" diyemezsin.
I just, I can't concentrate. Um...
Konsantre olamıyorum.
Your mother and I discussed this, and after everything that happened today, we both feel that this is something we just can't ignore.
Annenle bu konuyu tartıştık, bugün olanlardan sonra ikimiz de bu yaptığını görmezden gelemeyeceğimizi düşünüyoruz.
Seeing what Alec just did, I realized I can't shut you out.
Alec'in az önce yaptığını görünce, seni görmezden gelemeyeceğimi fark ettim.
If he has intelligence, I can't just overrule him.
Eğer elinde bir istihbarat varsa öylece dışarı atamam.
I don't understand why we can't just be basic allies.
Neden sadece ittifak olamadığımızı anlamıyorum.
And I just got out of lockup, like, nine months ago'and I, I can't get a real job'and, and even this stupid crap job cut me back to part-time'and that's why I'm so behind on rent.
Hayat gerçekten zorlu, biliyorsunuz. Cezaevinden 9 ay kadar önce çıktım ve gerçek bir işe giremiyorum. Bu aptal iş bile beni yarı zamanlıya döndürüyor bu yüzden de kira ödememin gerisindeyim.
I know that you don't want it and I know it's just another burden to you, but there's no preventing it now, so all we can do is...
İstemediğini biliyorum. Sana başka bir yük olacak biliyorum ama engelleyecek halimiz yok o yüzden tek yapmamız gereken...
I can't just leave.
Öylece gidemem.
And I made an agreement, and I've honored it, but I just don't know if I can do that here.
Bir anlaşma yaptım ve ona sadığım ama burada yapabilir miyim bilmiyorum.
Listen, I want to respect that highly classified work you do here, so why don't you just take us to the guy in charge and we can discuss this privately?
Burada yaptığınız aşırı gizli işlere saygı duymak istiyorum, o yüzden lütfen bizi en sorumlu kişiye götürün de mevzuyu özel olarak görüşelim.
I can't just give you his phone number. "
Sana öylece telefon numarasını veremem. "
Well... I think it's just the NZT mind's way of fragmenting a problem into deviating perspectives, embodied by familiar people, or other nonthreatening manifestations, with whom you can interact to arrive at resolutions, but I don't know.
Bence NZT etkisindeki beynin bir sorunu farklı açılardan almak için birbirine benzeyen kişilerce bölmesi veya diğer tehlike arz etmeyen durumları diğer şartlarda görebileceğin insanlarla göstermesi ama bilmiyorum.
But there's just one thing I can't figure out :
Ama anlayamadığım tek bir şey var.
Uh, I just can't sit here and wait.
Burada elim kolum bağlı bekleyemem.
I just can't stomach my kid coming from a Bears fan, that's all.
Çocuğumun bir Bears fanından gelmesini kaldıramam, hepsi bu.
I just... I can't believe you're not jumping at the opportunity to get rid of it.
Ondan kurtulma fırsatına hevesle atlamamana şaşıyorum.
I can't believe you all got together just to throw a party for us!
Sadece bize parti vermek için hepinizin biraraya gelmesine inanamıyorum!
Evan's cheating on Allison, and I just want to go in there and bust him, but I can't.
Evan, Allison'ı aldatıyor. İçeri girip, ona haddini bildirmek istiyorum. Ama yapamam.
A-and if you can't wait till I can get the cash, then go buy it yourself and I'll just pay you back.
Parayı ayarlamamı bekleyemezsen git kendin al, ben de sana ödeyeyim.
- I want to help you I can't just give you what you're asking.
Sana yardımcı olmak istiyorum. Ama istediklerini veremem..
I just can't stop it.
Durduramıyorum.
I just can't look at people!
İnsanlara bakamıyorum.
I just can't... heal anymore.
Ben sadece... artık iyileşemiyorum.
I just... I just don't know how much more of it I can take.
Ben buna daha ne kadar dayanabileceğimi bilmiyorum.
Listen, can you not just put him on now, so I don't have to waste any more time?
Baksana, şimdi hattı ona bağlayamaz mısın? Böylece zaman kazanmış oluruz.
Chris, I just don't think that we can wrap her up in some sort of bubble.
- Chris, sanırım mümkün değil. Onu sürekli koruma altında tutmamız mümkün değil.
Earl, I thought this would make you happy, but if you don't wanna play, we can just go.
Earl, bu seni mutlu eder sanıyordum.. .. ama çalmak istemiyorsan hemen gidebiliriz.
I can't complain about the paycheck I get from him, - just for being me. - No?
Sadece kendim olduğum için ondan para almaya hayır demem.
I just can't do the crawl.
Kulaç atamıyorum.
I can't just sit here and wait for the sword to drop.
Burada oturup tetiğin çekilmesini bekleyemem.
I can't do that. You just said that you would do anything for me.
- Az önce benim için her şeyi yapacağını söyledin.
She just said we can't produce someone who places Mike at Harvard, and I say we can.
Mike'ın Harvard'da okuduğunu söyleyebilecek birini bulamadılar dediniz ama bulduk.
I can't believe you just said that to me.
Bunu söylediğine inanmıyorum.
I can appreciate that it comes from a place of concern, but it's dirty money, and I just don't want it. I don't need it.
Endişe edip evime geldiğin için minnettarım ama o kara para istemiyorum.
I just don't think that the government or anybody can be trusted with that kind of power.
Sadece hükümet ya da başka biri o türde bir güce sahip olmamalıydı. Ben de sızdırdım.
- I can't just say that. I'd have to actually let him off the hook.
Onu bu durumdan kurtarmış olurum.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]