English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ A ] / At that

At that translate Turkish

126,314 parallel translation
- They probably have snacks at that bar.
- Barda atıştırmalık bir şeyler olabilir. - Evet.
We've got three hours before the Guardians arrive at that house.
Muhafızlar buraya gelmeden önce 3 saatimiz var.
I was working undercover in vice at that time and keeping weird hours.
Ahlak şubede gizli görevdeydim ve garip zamanlardı.
My chancellor needs to be at that meeting, roan.
Benim başkanımın da o toplantıda olması gerek, Roan.
Or whatever it is they lost at that factory.
Yada her ne için gönderdilerse, fabrikada bombayı kaybetmişler.
Let's just leave it at that.
Bırak öyle de kalsın.
At the rate the infection is spreading, we believe that Ali has roughly
Enfeksiyonun yayılma hızına göre Ali'nin 36 saati kaldığını düşünüyoruz.
But at the time of the inspection, that wound, if visible at all, would've been smaller than an eyelash.
Fakat muayene sırasında yara görünür durumdaysa bile bir kirpikten bile küçük olmalı.
And if your father had just died, surely one could guess that you would weep at Christmas?
Baban yeni ölmüşse, Noel gecesinde ağlayacağını herkes tahmin eder herhalde.
That took you out there at the school?
Seni okulda o hâle getiren şey.
That night at the school, he told the mayor there was another beacon there.
O gece okulda belediye başkanına başka bir yol gösterici daha olduğunu söyledi.
You've jumped to the conclusion that this note was a forgery, and now you're jumping to the conclusion that a villainous man who swore he'd stop at nothing until he got ahold of your parents'enormous fortune
Bu notun sahte olduğu kararına hemen varmıştınız. Şimdi de hemen ailenizin servetini almaya yemin etmiş şeytani bir adamın ailenizin servetini almak için komplo kurduğu kararına varıyorsunuz.
Well, that just means that before long, certain people are going to want to look at it.
Yani kısa süre içinde buraya bakmak isteyenler olacak.
You would not say, "Josephine Anwhistle had been thrown overboard to the leeches," because that would be incorrect.
"Josephine Anwhistle, tekneden onlarca sülüğün ortasına atıldı" denmez çünkü bu yanlış olur.
But if you said, "Josephine Anwhistle has been thrown overboard to the leeches," you would be all right with that?
Ama "Josephine Anwhistle, tekneden onca sülüğün ortasına atıldı" dersem sorun olmaz yani?
There's absolutely nothing at this point that will convince me that this man is actually Count Olaf.
Beni, bu adamın Kont Olaf olduğuna beni inandıramayacaksınız.
"Seeing in black and white" is a way of saying that a person looks at the world in a manner that is oversimplified and often incorrect.
"Siyah beyaz görmek", kişinin dünyayı aşırı basitçe ve genellikle yanlış algıladığını ifade eder.
I am sorry to say that there was not a terrible accident at the Lucky Smells Lumbermill during the Baudelaires'time there.
Üzülerek söylüyorum ki Meymenetli Kokular Bıçkıhanesi'nde korkunç bir kaza gerçekleşmedi.
The Encyclopedia Hypnotica does not mention the fatal accident that happened during the Baudelaires'time at Lucky Smells Lumbermill.
Meymenetli Kokular'da yaşanan ölümlü kazadan bahsetmiyor.
And the odd behavior of Klaus Baudelaire could be traced to a secret meeting that happened not long after the Baudelaires arrived at Lucky Smells Lumbermill.
Klaus'un garip davranışları da Baudelaireların bıçkıhaneye gelişinden kısa süre önce gerçekleşen gizli bir toplantıya dayanıyordu zaten.
There was a fatal accident at the Lucky Smells Lumbermill that night.
O gece gerçekten de Meymenetli Kokular'da ölümlü bir kaza oldu.
The good that comes at the cost of our own?
- Çocuklar... Kendi iyiliğimiz için olsa bile mi?
Well, that's no surprise, look at the death tolls.
- Ölü sayısı şaşırtıcı değil.
Join us at the Wake. We offer you a chance... to live in that perfect moment... forever.
Uyanışımıza katıl sana o mükemmel anı sonsuza dek yaşama fırsatı verelim.
And the great absolution of time... that we might have never sinned at all.
Ayrıca büyük suçların bağışlanacağı zaman hiç günah işlememiş de olabiliriz.
I just know that I can't have someone that I should've loved ever look at me like that again.
Sevmem gereken birinin bana bir daha şekilde bakmasına dayanabilir miyim bilmiyorum.
Do not look at me that way.
Bana öyle bakma.
That was a hell of a shot!
Ne atıştı ama.
I'll have to tell them that I spent the night at a friend's house.
Geceyi bir arkadaşın evinde geçirdim derim.
So put that out of your head.
Onu kafandan at.
Seems that her mother kept a fresh supply in the house at all times.
Annesi evde devamlı taze çiçek bulundururmuş.
I was at my boyfriend's last night and when I got back this morning I found her like that.
Dün gece erkek arkadaşımdaydım sonra sabah buraya döndüm ve onu bu şekilde buldum.
Yeah. Ravi came at me with this whole elaborate conspiracy theory that you've been faking your memory loss this whole time.
Ravi bunca zamandır hafıza kaybının bir numara olduğu komplo teorisini söyledi.
I'm aware that I'm not much to look at, but even though I'm thin, I'm very strong.
Ahım şahım olmadığımın farkındayım ama cılız olsam da güçlüyümdür.
Why didn't you tell me at the train station that you didn't want me?
Neden beni istemediğinizi tren istasyonunda söylemediniz?
Put that down at once!
Hemen bırak onu yerine!
Oh, Miss Cuthbert, did you really just say that perhaps you'd let me stay at Green Gables, or did I only imagine that you did?
Az önce Green Gables'ta kalmama izin verebileceğinizi mi söylediniz, yoksa ben söylediğinizi mi hayal ettim?
I like to imagine that I am a princess in a tower. Or Joan of Arc riding into battle!
Bir kulede yaşayan bir prenses olduğumu hayal etmeyi severim ya da atını savaşa süren Jeanne D'Arc ya da perişan bir gelin olurum.
That's because when they look at you, all they see is their son.
Öyle, çünkü sana baktıklarında tek gördükleri oğulları.
Should I be the first to point out that a cradle robber works at a nursery?
Küçük yaştaki kızlarla takılan birinin kreşte çalıştığına ben mi değinmeliyim?
And that's what happened at Max rager.
Max Rager'da olanlar böyle.
One day, while the girl was at her loom, he and his wife peeked inside and saw that she wasn't a woman at all.
Bir gün, kız dokuma tezgahındayken eşiyle birlikte gizlice içeri bakınca onun kız olmadığının farkına vardılar.
Strategically, that made no sense, so I put our people at the temple doors.
Stratejik olarak, Bunun hiçbir anlamı yok Bu yüzden halkımızı tapınak kapılarına koydum.
Skaikru wasn't the only clan that showed dishonor at the Conclave.
Skaikru oturumda onursuzluk gösteren tek klan değildi.
They look at you like that because you saved them.
Sana öyle bakmalarının sebebi onları kurtarmış olman. Fakat bu son olmayacak.
You suck at talking people into things. You know that, right?
Bunlardan bahsederken çok sıkıcı oluyorsun biliyorsun değil mi?
We've been through a lot together, you and I. I didn't like you at first... That's no secret...
Beraber çok çabaladık, sen ve ben, ilk zamanlar senden hoşlanmamıştım...
Well, that's good. At least I don't have to watch you die.
- Bu harika, en azından ölmeni izlemek zorunda değilim.
That you'd have to give them a couple of horses?
Onlara at vermekten mi?
Don't look at me like that.
Bana öyle bakma.
In that place, we'd be looking at a permanent trach.
O zaman kalıcı trakeostomi yapacağız.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]