English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ I ] / I'm in

I'm in translate Turkish

345,860 parallel translation
I need Baldur Magnusson to believe Edgar Legate is in town.
Baldur Magnusson'un Edgar Legate'in geldiğine inanması lazım.
Okay, I pulled these from... from one of Malik's hard drives.
Bunları Malik'in hard disklerinin birinden aldım.
I stepped in and took it.
Araya girdim ve aldım onu.
I'm going in.
Giriyorum.
Oh, I take your hand in mine.
Elini tutacağım.
I'm sorry to have put you in such a difficult position, Harold.
Seni böyle zor bir duruma soktuğum için kusura bakma, Harold.
I mean, I keep waiting for my life to get easier, but these last few weeks, I feel like I've been in a bottomless pit of sadness.
Yani, hayatımın daha kolaylaşmasını bekleyip duruyorum ama bu hafta dipsiz bir üzüntü kuyusunda gibi hissettim.
And I guess it's kind of hitting me right now as I'm talking in my soothing voice.
Ve sanırım sakinleştirici sesimle konuşurken vuruluyorum.
I-I need to talk to you in person.
Seninle özel olarak konuşmalıyım.
I'm in way over my head.
Başım belada.
No, I borrowed this fancy necklace from Jill for a date, and now I can't find it.
Hayır, bir randevu için Jill'in pahalı bir kolyesini ödünç almıştım ama şimdi bulamıyorum.
I'm not going anywhere till I find Jill's diamond necklace.
Jill'in elmas kolyesini bulana kadar hiçbir yere gitmiyorum.
I had to spit'em in a plant.
Otlara çıkarmak zorunda kaldım.
I still can't find Jill's necklace.
Hala Jill'in kolyesini bulamadım.
- I've looked in the bureau...
- Çalışma masasına baktım...
Do you mind if I come in and wait?
İçeri girip beklememde bir sakınca var mı?
In fact, I should just brush my teeth.
Aslına bakarsan, dişlerimi fırçalamalıyım.
No, I am in love with Adam.
Hayır, Adam'a aşığım.
There was a time where I'd pick up a glass of champagne in L.A. and wake up in Paris.
Los Angeles'ta bir şişe şampanya alıp Paris'te uyandığım zamanlar vardı.
♪ I will punch a baby bear in his... ♪
♪ onun içinde bebeğe ayıracağım... ♪
In what world would I ever?
Hangi dünyada şimdiye dek yapardım?
I'm bringing in all available resources... threat-management unit, dedicated forensics team...
Mevcut tüm kaynakları getiriyorum... Tehdit yönetimi birimi, adli tıp ekibi...
I hope you rot in hell.
Umarım çürüyün cehennemdedir.
Admit that you ran Sean Hawkins off the road, and we'll send you back to the nice little prison that I think you want to be in.
Sean Hawkins'i yoldan koştuğunuzu itiraf edin. Ve seni güzel küçük cezaevine geri göndeririz Sanırım içinde olmak istiyorsun.
"I'm just gonna pop in on my ex-wife and scare the hell out of her"?
"Ben sadece eski eşimle karşılaşacağım. Ve onu cehenneme mi korkutuyorsun?"
And now I'm here just in time.
Ve şimdi buradayım tam zamanında.
Elena, your C.I., she was putting our guys in danger, right?
Muhbirin Elena adamlarımızı tehlikeye atıyordu değil mi?
I'm already in prison, dude.
Zaten hapisteyim dostum.
Ok, I'm sending you Trey's address.
Trey'in adresini yolluyorum.
I'm in the bathroom.
- Banyodayım.
I know Shaw got your back, but I'm in charge.
Shaw seni kolluyor olabilir, ama idare bende.
When we get in here and you see Alex Ripley, I need you to dig deep and stay calm. Okay?
Buraya geldiğimize göre Alex Ripley'i gördüğünde derinlere dalmanı ve sakin kalmanı istiyorum, tamam mı?
- I'm a guest of Dr. Nimitz.
- Dr. Nimitz'in misafiriyim.
So what am I meant to do in Switzerland, then?
O halde ben İsviçre'de ne yapacağım?
Hmm? I need to be here for Kira, and I have an art opening in three weeks.
Kira için burada olmalıyım ve üç hafta sonra bir sergi açılışım var.
They still think I'm in school in Minnesota.
Hala Minnesota'da okula gittiğimi sanıyorlar.
I'm not sure we should have in the first place.
İlk etapta onlara başvurmamız gerektiğinden emin değilim.
Just so you know, I'm really not in the mood for any surprise late-night DD.
Sadece bil diye söylüyorum, şu an tam olarak DD gecesi havasında değilim.
I'll fill you in, love, but leave the children with your mum.
Sana anlatacağım, hayatım, ama çocukları annene bırak.
I met this Jungian who just... lives in that place.
Orada yaşayan bir Jungcu ile tanışmıştım.
I'm just checking in to make sure that you're all right.
Sadece iyi olup olmadığınızı kontrol ediyorum.
And I'm counting down the minutes until we meet in person.
Bizzat tanışacağımız an için... dakikaları sayıyorum.
Suddenly, I feel like I'm in the wrong boardroom and maybe I'm early.
Sanırım, yanlış salondayım, belki de erken gelmişimdir.
I'm with Kira and she said Helena is in trouble.
Kira'ylayım ve Helena'nın başının dertte olduğunu söylüyor.
I expect he still has the authorities there in his pocket.
Sanırım oradaki yetkililer hala ona çalışıyor.
I practically lived in that building.
Eskiden o binada yaşardım.
You'd be dead if I hadn't called him in to save you.
Eğer seni kurtarması için onu aramasaydım ölmüş olurdun.
He's got spaces in London, Paris and L.A., and I'm quite sure I oversold myself.
Londra, Paris ve LA'de mekanları var ki kendimi sattığıma eminim.
- Woohoo! - And now is the part of the night where I'd like to introduce my muse in her true form.
- Ve şimdi... sizlere müzemi gerçek halinde... açacağım kısıma geldik.
I have to admit I'm a little disappointed in you.
Senin hakkında biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmem gerek.
I told the usher that I was the groom's cousin Chester, and that I'd just driven in from Poughkeepsie, where I have a summer job working in a timber mill.
Yer göstericiye damadın kuzeni Chester olduğumu, Poughkeepsie'den geldiğimi ve orada yazın kereste fabrikasında çalıştığımı söyledim.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]