Edemezsiniz translate English
1,800 parallel translation
Sizin gibi çekici gençlerle bir arada olmanın kalbime verdiği ferahlığı tahmin bile edemezsiniz.
You have no idea the lightness it brings to my heart being able to confide in you charming young people.
Bu özgürlükle zaten baş edemezsiniz.
You couldn't handle this freedom anyhow.
Çılgın Motorcular, şunu bilin, bu kasabada kaç camın kırılmasını önlediğinizi tahmin edemezsiniz.
Wild Hogs, I gotta tell you, you don't know how many broken windows you guys saved this town.
- Ona yardım edemezsiniz Bayan Savage.
- You can't help him, Ms. Savage.
Neyi kabul edemezsiniz?
Can't accept what?
Yani onu kontrol edemezsiniz ki.
I mean, you can't control him.
Üzgünüm, efendim, ama bir ülkede uçağa binip... diğerinde inmemezlik edemezsiniz.
I'm sorry, sir, but you cannot just get... on a plane in one country and not get off in another.
Bayım, buraya park edemezsiniz!
Sir, no parking here!
Buna cesaret edemezsiniz.
Don't you dare!
Her şeyi olduğu gibi kabul edemezsiniz.
You can't take things for granted.
Kamplar hakkında nasıl bir vahşilik propagandası yapıldığını tahmin edemezsiniz.
You wont believe the terrible propaganda about the prison camps.
İnkar edemezsiniz.
You can't deny it.
Yani hiçbir şeyin hareket ettiğini hayal edemezsiniz ;
I mean you can't imagine anything moving ;
Ger-çek-le baş edemezsiniz.
You can't ha-a-andle the truth.
Onunla yaşamanın nasıl olduğunu, hayal bile edemezsiniz.
You have no idea what it is to be with her.
İnsanın düzüşmeme kararı verdikten sonra nasıl aşık olabileceğini hayal edemezsiniz.
You can't imagine how deeply one can fall in love after making the decision of no fucking. One becomes a walking zombie!
- Evet, zeka pırıltısını inkar edemezsiniz.
- Yeah, you got to admit it's clever.
Bazı şeyleri kontrol edebilir, bazılarınıysa edemezsiniz.
Some things you can control. Some things you cannot.
Zamanı kontrol edemezsiniz.
Time, you cannot control.
Böyle devam edemezsiniz.
You guys can't go on like this.
Çünkü bu ülke zayıf, yoldan çıkmış bir başkan tarafından yönetilir ve nükleer felaketin kıyısına gelmişken istifa edemezsiniz.
You can't resign while this country is being brought to the brink of a nuclear holocaust by a weak, misguided president.
İçinde kimlerin olduğunu tahmin bile edemezsiniz.
You have no idea who's involved. It's over, Thomas.
Neden edemezsiniz?
Why not?
siz çocuklar, onu dans ederken izlemenin nasıl bir şey olduğunu hayal edemezsiniz.
You guys can't imagine what it was like to watch him dance.
Beni sonsuza kadar mahkum edemezsiniz.
My husband will find me.
Ben de soruyorum, bu... Çünkü bunu sevmeyen kimseyi hayal bile edemezsiniz.
Because we just can't imagine anyone who doesn't love it.
Resmin çekildiği gün aslında ne kadar sinirliydik tahmin bile edemezsiniz.
You'd never guess how ticked off we all were the day this was taken.
Boşbağazlılık edemezsiniz.
You don't blab.
Tüm saygıma rağmen, gerçekten edemezsiniz.
- No. All due respect, you really can't.
Bir defa sandık güvenliğini garanti edemezsiniz.
You can't guarantee the security of the election results.
Birkaç yıl önce, ne kadar kötü olacağını tahmin bile edemezsiniz.
You wouldn't believe how much worse it would have been even a few years ago.
Bakın leydim, ayağınızı kesip, akşam şölende yeme fikri çok kötü görünebilir, ama birkaç yıl öncesinde, ne kadar kötü olacağını tahmin bile edemezsiniz...
Look, milady, I know it stinks that we're removing your foot and plan to eat it tonight at the Healing Feast, but you wouldn't believeth how much worse this would have been even a few years ago.
Rusya üzerindeki Fransız ruhunun etkisinin büyüklüğünü hayal bile edemezsiniz
You may not imagine the influence of French spirit in Russia...
Bayım, buraya park edemezsiniz.
Mister, you're illegally parked
Tahmin bile edemezsiniz.
You have no idea.
Parti veriyoruz. Buraya park edemezsiniz.
We're having a party.
Buraya park edemezsiniz.
We're having a party.
"Asla park edemezsiniz" demiyor.
It's not saying you can never park.
"Buraya park edemezsiniz" diyor.
You just can't park here.
Benimle savaşmaya cesaret edemezsiniz.
You don't dare fight against me.
Mozarella'nın nasıl olduğunu hayal bile edemezsiniz.
You can't imagine what this mozzarella's like.
Peki. Belki dün gece performans tarzında biraz gösterişçiydi. Ama yetenekli olduğunu inkar edemezsiniz.
Okay, perhaps last night he was a bit ostentatious with his performance style, but you can't deny the fact that he's got chops.
- İnkar edemezsiniz.
- You can't deny it.
Sayın hakim, bir dolandırıcı tarafından kandırılmış yasalara saygılı iki vatandaşı sınırdışı edemezsiniz. "A," Onlar vatandaş değil.
- Your Honor, you can't deport citizens because of someone else's fraud.
Bu üçünün ne kadar tehlikeli olabileceklerini tahmin bile edemezsiniz!
You can't even start to imagine how dangerous these three can be!
Buraya park edemezsiniz.
Hello. You can't park here.
Park edemezsiniz.
You can't park here.
Edemezsiniz. Hayatımı kurtardı.
You couldn't.
Ama başınıza gelene dek, yaşayabilmek için neler yapabileceğinizi tahmin bile edemezsiniz.
But you have no idea what you would do to survive Until it happens to you.
Bize hakaret edemezsiniz.
You can't dump on us
Efendim, kızlara bu şekilde hitap edemezsiniz!
Sir, you don't talk to girls like that!