Kıvır translate Portuguese
731 parallel translation
Ben konuşmaya çalıştım, o zaman "Babanın uzun, kıvırcık sakalları var" diye bağırıp, kaçtılar.
Comecei a falar e eles gritaram : "O teu pai tem barba aos caracóis!", e puseram-se a correr.
İyi kıvırıyorsun.
Desenrascas-te bem.
Bu Melisande... o kadar güzel, saçları o kadar uzun ve kıvırcıktı ki... kral ne zaman baksa... yere yuvarlanır ve ölürdü.
Essa Melissa... Era tão linda, e seu cabelo era tão longo e encaracolado... por isso, cada vez que ele olhava para ela... ele simplesmente caía e morria.
"Köpeğiniz her zamanki konserve ete ve kuru mamaya... " burun mu kıvırıyor?
" Seu cão está cansado de comer sempre o mesmo?
Bayan Tait hep Güney Kaliforniya'daki cenaze törenlerinin güzelliklerine burun kıvırırdı.
A S.ra Tait desprezava as belezas do enterro, no sul da Califórnia.
Sadece kıvır.
É só rebolar.
Kıvır, kıvır.
Rebola. Rebola!
Kıvır, kıvır.
Rebola. Rebola.
Arkayı kıvırın!
Dobrem as costas!
Kıvırın mı?
Misturar?
Dans edişini, kıvırışını izleyin.
Veja-a dançar. Veja-a mexer.
Yalnızca tek bir kıvırcık. Belki de bir daha yapmayacaktır.
Foi só uma alface, talvez ele não volte a fazê-lo.
Üstelik onun kitapları konusunda burun kıvırırdı.
E desdenhava os livros dele.
Saçların kıvır kıvır dökülüyor
E teus bobes, que ridículo
Sakalımı kıvırırken rahatsız edilmeye dayanamam.
Não suporto ser incomodado quando estou a encaracolar a barba.
Müdür bile kıvırır bazen.
Até o velhote abana o capacete.
Karıma bundan söz ettiğimde hep burun kıvırırdı.
Falei nisso à minha mulher, mas ela ignorou-me.
- Hayır. Kıvıralım.
- Eu tiro-as.
Biraz kıvırcık salata alır mısın, lütfen?
Pode trazer-me uma alface?
Kendime doğru kıvırıyorum.
Dobro na minha direção.
Bir kez daha kendime doğru kıvırıyorum.
Volto a enrolá-lo na minha direção.
Vay anasını, şu kozmetik işi. Kesinlikle saç kıvırıcılardan ve yüz kremlerinden çok daha fazlası var.
O negócio dos cosméticos vai muito além de tinta para o cabelo e cremes para a cara.
Kıvır.
Vibrar, vibrar, vibrar.
Kıvır!
Torçam-se!
Bu şekilde tut. Kolunu şöyle kıvır ve sapla. Kalbine sıkıca saplamanı istiyorum, tamam mı?
Só tem que fazer assim... esfaqueá-la no fundo do coração.
Yedi yıldır e v liyiz... balayımızı bitirebilmemiz için bile o delikten çıkıp gelmedi.
Estamos casados há sete anos e... é tão manhoso que não saiu da prisão para acabarmos a lua-de-mel.
Şu ıvır zıvırların bir kısmını masadan kaldır.
Tire alguma dessa tralha da mesa.
Babanda da hiçbir zaman kıvılcım adına bir şey olmamıştır.
E certamente o seu pai nunca teve um espasmo.
Ben K.E.V.'i temsil ediyorum.
Represento o S.R.C.
Alev alır almaz kıvılcımlar saçan bir çeşmeye dönüştüler. Bütün duygularımız da onlarla beraber alev alıyordu.
Explodiu numa fonte de faiscas e as nossas emoções também.
Bazı insanlarda, bazı güzel duygular başlangıçta kıvılcım gibidir. Biz onlara sıkı sıkı sarılır ve bu duyguları yeşertip sonu her nereye varıyor ise, bu karanlık yürüyüşte kendimize bayrak yaparız!
Em algumas pessoas, alguns sentimentos mais ternos começam a surgir e precisamos estimulá-los e agarrar isso e usar como bandeira nesta marcha em direcção ao que vier pela frente.
Eğer öyleyse bu benim gördüğüm ilk kıvılcımlar saçan yıldırımdı.
Se eram, foi a primeira vez que vi relâmpagos a soltarem faíscas.
Miras meselesi yüzünden davalık. Bir sürü formalite, kanun, mahkeme ıvır zıvır..
É um problema de partilhas, coisa com os tribunais.
Ben sadece bir mühendisim ama eminim sizden birinde bu kıvılcım vardır.
Sou um artífice, apenas. Estou certo de que essa chama existe em um de vós.
- V-a-r-j-a-k.
- V-a-r-j-a-k.
V-A-R-J-A-K.
V-A-R-J-A-K.
A, B, C, D, E, F, G H, I, J, K, L, M, N, O, P Q, R, S ve T, U, V
a, b, c, d, e, f, g, h, i, j, k, I, m, n, o, p, q, r, s, e t, u, v,
A, B, C, D, E, F, G, H, I, J K, L, M, N, O, P, Q, R, S, T, U, V, W, X, Y, Z.
A, B, C, D, E, F, G, H, I, J K., L, M, N, O, P, Q, R, S, T, U, V, W, X, Y, Z.
# Geliyoruz N-e-w Y-o-r-k
"Nós vamos a N-O-V-A Y-O-R-K"
Şimdi yaratık gücünü, silahlarını ve ıvır zıvırını övmeye başlayacak.
O espécime vai gabar-se da sua força, do armamento, etc.
Sana sebze ve ıvır zıvır getirdim, kendime de sandviç. Üç gün boyunca, maaşların geri kalan kısmını da bu siparişi bulmaya harcadım.
Trouxe uns legumes, chouriço e pão para mim, e gastei o resto dos salários de três dias a comprar isto.
Olumsuz bakıyorsunuz ve sanırım ihtiyacınız olan şey birazcık kıvılcım.
Tem andado negativo, e acho que precisa de uma injeção de ânimo ".
"Çekememezlik ıvır zıvır üstüne ama kıskançlık insanla ilgilidir"
"Só que a inveja é sobre coisas, e o ciúme é sobre pessoas."
Doğal yeteneklerin günahkar, marazi bir kıvılcımıdır.
Uma chama súbita, pecaminosa e mórbida de dons naturais.
Böyle bir adam etrafa kıvılcımlar sıçratır ve hiç yavaşlamaz.
Um homem assim até faz faísca e nunca abranda.
Çenem kırılıp pipetten sıvı ile beslenirken acaba tüm bunlara değer miydi diye düşünmeye başlamıştım.
Quando parti o maxilar e tive de beber líquidos por uma palha, comecei a pensar se valia a pena.
1900 yılında Madam de V. isimli egzotik güzellikte bir leydi, kocası ve kızıyla ve sahte pasaportlarla, Avusturya'ya gitmek için Fransa'dan ayrılır.
Em 1900 uma certa Madame de V... uma dama de beleza exotica, deixou a França com sua filha e marido com passaportes falsos e foi para Austria.
B.B.C.T.V. Pratt, kıçından mızraklandı, atıcı Unboka, sıfır.
B.B.C.T.V. Pratt, azagaia pelo rabo, atira para Unboka, zero.
Sıfırın altında 453 derecedeki sıvı helyum bunu bir buz parçası gibi kırar.
A 453º graus negativos, o hélio líquido quebra tudo.
Kırılmış, sıvı buharlaşıyor.
Quebrou. O líquido está evaporando.
- Hayır. ılk kez çalışacağım.
- Não. Esta é a primeira vez para mim. K-O-V...