Английские фразы | Русские фразы | Турецкие фразы
Translate.vc / английский → турецкий / [ F ] / Fair's fair

Fair's fair перевод на турецкий

9,911 параллельный перевод
Laughing, telling me it's what I like, how he'd heard all about me, how rough I like it, what a dirty girl I was, and that it's only fair that he get a piece... he actually said "piece,"
Kahkahalar atıp bana bunu ne kadar sevdiğini söylüyordu. Benimle ilgili duyduğu şeyleri ne kadar sert sevdiğim, ne kadar kirli bir kız olduğumu ve benden bir parça almasının ne kadar adil olduğunu. Gerçekten de "parça" dedi.
Come on, Josh. That's not fair.
Bu yaptığın haksızlık.
Although, fair warning, if it's Bob from the Thatcher case, he'll drink you under the table, and you'll end up in bed with his wife.
Ama söylemezsem olmaz : Eğer Thatcher davasına bakan Bob'sa sana herkesten çok içirecek ve karısıyla yatakta olacaksın.
A sense of fair play does have it's limits.
Adil bir müsabakanın amacı kendi sınırlarını çizer.
However, my master only thinks it's fair to extract the same promise from each of you should he succeed.
Ancak üstadım büyüyü yapması karşılığında her birinizden aynı sözü almanın adil olacağını düşünüyor.
Homer, I just had the worst dream. I lost one of the kids at the World's Fair.
- Fuarda çocuklardan birini kaybetmişim.
That's fair enough.
Bu kadarı kafi.
It's not fair.
Adil değil.
Do you know... It's manipulative behaviour, pulling on my heartstrings and it's not fucking fair so just let me do it.
Çıkarcı davranış bu işte, içimi parçalamak ve bana izin vermemek hiç adil değil.
It's not fair.
Bu hiç adil değil.
That's fair.
Mantıklı.
No. That's not fair.
Hayır, hiç adil değil.
That's not fair.
- Adil değil bunlar.
- It's only fair.
- Sadece adaletli.
It's more fair than that poopy board.
– Çark kadar adaletsiz değil.
- That's a fair point. - Mm-hmm.
- Haklı olabilirsin.
It's only fair that I do the same for her.
Aynısını yaşatmam adaleti ancak sağlar.
It's not fair.
Adil değil bu.
You know, it really wouldn't have been fair to them.
Onlara haksızlık yapmış olurduk.
And... let's be fair...
Ayrıca adil olalım.
Justice Pike has let us have two seats on the front row, so that's nice.'Tis only fair.
Yargıç Pike bize ön sıradan iki yer ayarladı, bu çok hoş. Alt tarafı bir panayır.
I'm trying to be fair with you, and you're treating me like this?
Sana anlayışlı davranmaya çalışıyorum, sen de böyle mi karşılık veriyorsun?
If we don't find anything, it's only fair that you don't get paid either.
Eğer bir şey bulamazsak, en doğrusu senin de para almaman olur.
It's just... It's not fair.
Bu haksızlık olur.
It isn't fair for me to even ask, but if we find Condé... let's allow him to leave the country.
Benim haddime değil ama, eğer Condé'yi bulursak... bırakalım da ülkeden çıksın.
It's not fair.
Hiç adil değil.
Life's not fair, Danny.
- Hayat adil değil Danny.
There's a lot of evidence, he felt that he had been shortchanged, and he isn't getting a fair share from Costello, and he just figures he deserves the job.
Ortada çok kanıt vardı, parasını gerekli miktarda almadığını ve Costello'yla eşit miktarda para almadığını ve işi hak ettiğini düşündü.
It's a fair question, Counselor.
- Haklı bir soru, avukat. - Emsal derken?
I mean, fair's fair, right?
Hakkım olanı almalıydım değil mi?
Turnabout's fair play.
- Artık ödeştik.
Not fair to put it all on her shoulders, but... Yeah, she's gonna hang you.
Bütün yükü onun omuzlarına bindirmek adil olmaz ama evet, asacaktır.
I'm sorry to call you. I know it's not fair,
Aradığım için özür dilerim, doğru değil ama
That's not fair.
Bu hiç adil değil.
That's not fair. We...
Haksızlık etme.
Well, to be fair, you are not unfamiliar with taking other people's drugs.
Doğrusu başka insanların haplarını almak yapmadığın bir iş değil.
That's not fair.
Hiç adil değil.
Well, to be fair, so did the shooter.
Dürüst olmak gerekirse, şüpheli de gözden kaçırmış.
That's fair, isn't it, Mr. Anthony Sellers of 345 Rosalind Road?
Bu adil, değil mi, 345 Rosalind Yolu'nda oturan Bay Anthony Sellers?
It's fair to say, you are a flawless specimen.
Çok iyi bir örnek olduğunu söyleyebilirim.
Now that's not fair.
Haksızlık ediyorsun.
Roscoe : It's not fair!
Bu haksızlık!
- I'm not sure that's fair.
Bence bu hiç adil değil.
Sure, I got in more than my fair share of trouble, but when your brother's the smartest kid in school, you've always got a leg up on the competition.
Belaya bulaşma konusunda benim daha fazla bir payımın olduğu kesindi. ama kardeşin okulun en zeki çocuğu olduğunda, ona yarışmalarda hep destek çıkman gerekirdi.
It's not fair to them.
Bu onlar için hiç adil değil.
I'm expecting a delicious dinner prepared by the fair hands of my beautiful wife.
Güzel karımın nazik elleriyle hazırlanmış lezzetli bir akşam yemeği bekliyorum.
That's not fair.
Bu adil değil.
Look, she wants more money which is fair enough given the success of the column, but I insisted we negotiate in person.
Köşenin başarısına göre daha fazla para istiyor ki bu gayet adil... Fakat ben yüz yüze görüşmekte ısrar ettim.
That's not fair!
Haksızlık etme!
Um, I would try to be fair, but, uh, I am on record, you know, very famously, as having released a kraken.
Adil olmaya çalışırdım ancak şu an kayıt altındayım. Çünkü bir deniz canavarını serbest bıraktıracak kadar ünlü biriyim.
That's fair enough.
Bu yeterince adil.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]