Английские фразы | Русские фразы | Турецкие фразы
Translate.vc / английский → турецкий / [ I ] / In time

In time перевод на турецкий

74,483 параллельный перевод
You cannot defuse it in time, and you can not remove it.
Onu zamanında etkisiz hale getirip çıkaramazsınız.
You better thank your lucky fucking stars you got this to me in time.
Bunu vaktinde getirdiğin için lanet şans yıldızlarına teşekkür etmelisin.
Did you get your dress back in time?
Elbiseni vaktinde götürdün mü?
Raven needs volunteers if we're gonna get it ready in time.
Vaktinde hazırlamak istiyorsak Raven'a gönüllü gerekecek.
Well, he's not gonna get here in time, so I'm taking the reins.
- O zamanında gelemeyecek bu yüzden kontrolü ben devralıyorum.
In order to reduce their pain, to fix a regret for each of them, I had to restart the Framework simulation - from those moments in time.
Sırasıyla herbirinin acısını azaltmak ve pişmanlıklarını düzeltmek için simülasyonu o anlardan başlatmak zorunda kaldım.
Just promise you'll have me back in time to put Hope to bed.
Sadece Hope'un yatağa gitme vaktinde beni buraya getireceğine söz ver.
I won't be back in time.
Zamanında geri gelemem.
For the time being, we're staying in the company guest house
Şimdilik, şirket misafirhanesinde kalıyoruz.
But most of the time I'm alone in that house, Ranjan!
Ama çoğu zaman o evde yalnızım, Ranjan!
I was the priest of the Jewish church in Kochi for a long time
Uzun bir zaman Kochi'deki Yahudi kilisesinin rahibiydim.
I haven't seen you both in a long time!
Sizi uzun zamandır görmüyorum!
If you were working in Los Angeles in the'90s, any time in there, you'd run into Sandy Wexler at some point.
1990'larda Los Angeles'ta calistiysaniz ona rastlamissinizdir.
♪ Take me to a time when he Was still in love with me ♪
Gotur beni o zamana Hâlâ bana âsik oldugu ana
But where you are right now in your career, and what it requires of my time, it's...
Ama kariyerinde ulastigin seviye ve bunun icin ayirmam gereken zaman acisindan...
♪ In the rain or shine Till the end of time ♪
Yagmurda, guneste Sonsuza dek
Having a hell of a time keeping my place in books.
Kitaplarda yerimi bir türlü bulamıyorum.
What I don't have time for is letting my soul die in the most boring job known to man.
Zamanım olmayan şey ise, ruhumun, insan türünün bildiği en sıkıcı işte ölmesine izin vermek.
Only time he's ever surprised me is when he told me without a doubt that he's never stepped in gum.
Beni tek şaşırttığı an, kesinlikle bir sakıza basmadığını söylediği andı.
Wore it the time we went and visited that big-ass cave up in Kentucky.
Kentucky'deki devasa mağarayı gezmeye gittiğimizde giymişti.
So, you're telling me that the entire time I'm in Tinseltown, not only am I not helping Britney, but there's a chance I won't even get to meet Katie Holmes and learn the secrets of her side smile?
Dur. Yani Tinseltown'da olduğum süre boyunca sadece Britney'ye yardım edememekle kalmayacak, Katie Holmes'la tanışma ve yandan gülümsemesinin sırrını öğrenme şansım da mı olmayacak?
Then maybe I just came in here hoping to spend some quality time with you.
O halde belki de buraya seninle zaman geçirmek umuduyla gelmişimdir.
It's nothing, it's just, in the time I did six, most of them did nine or ten.
- Sorun değil de sadece, benim altı baktığım sürede onlar en az dokuz on baktılar.
I'm gonna put my meat in your mouth and have oral and anal at the same time!
Benim aleti ağzına sokup aynı anda hem oral hem de anal yapacağım.
Well, you keep at it. You'll be selling those houses yourself in no time.
Böyle devam edersen kısa zamanda tek başına ev satmaya başlarsın.
Your brain's way of distracting yourself from all the pain, same as the last time Marcel stabbed you with that blade.
Çektiğin ızdırabı hissetmemek adına beyninin başvurduğu bir yol bu. Tıpkı Marcel'in seni geçen sefer bıçakladığı gibi.
After all that time buried in a hole, you still got some nerve.
O delikte geçirdiğin onca zamandan sonra.. .. hala cesaretin varmış.
I haven't missed anyone so much in a long time.
Uzun zamandır birini bu kadar özlememiştim.
We're going to need some time with your son, there's a legal process, lots to get in order before we can get him back to you.
Oğlunuz biraz bizle kalacak, Onu size vermeden önce bir kaç yasal işlem yapmamız lazım.
Time for my little man to go out in the world and make his mark like the tiny trouper he used to be.
Küçük oğlumun, minik bir trupken yaptığı gibi dünyaya açılıp iz bırakma zamanı geldi.
She put together a pretty solid act in very little time.
Çok kısa bir zamanda sağlam bir gösteri tertiplemiş.
I'll have you cleaned up in no time.
Sizi hemen temizleyeceğim.
Uh, Simmons and I have built a... a non-Internet server to power the base in case we ever got hacked again, which seems to happen all the bloody time, doesn't it?
Simmons ile beraber sisteme tekrar sızarlarsa üsse güç sağlayabilelim diye çevrimdışı bir sunucu kurmuştuk.
It'll kick in when it's time.
Zamanı gelince ortaya çıkar.
But May has no time for happiness.
Fakat May'in mutluluk için vakti yok.
Every time something strange happens in the world, it is there.
Dünyada ne zaman ilginç bir şey olsa orada oluyor.
You know because you've spent time in Majorca or because you know a thing or two about replicas?
- Majorca'da vakit geçirdiğiniz için mi yoksa kopyalar hakkında bir iki şey bilidğiniz için mi?
May. The voice in your head telling you not to be reckless this time.
Kafanın içindeki, bu sefer pervasız davranmamanı söyleyen ses.
- on pre - "Weekend" Godard.versus... - You spend too much time as of late in your fantasyland, Doctor.
Son günlerde fantezi dünyanda çok zaman harcıyorsun Doktor.
Well, your pretend Inhuman director is in the compound, but... he may be dead by the time you find him.
Sözde Nainsan olan Direktörün yerleşkenin içinde ama sen onu bulana kadar ölmüş olabilir.
I've been on hundreds of missions in my time.
Zamanında yüzlerce görevde bulundum.
There's a stretch of time in there that's unaccounted for when no one was in contact.
Orada kimsenin temas kurmadığı sırada oluşan bir kayıp zaman dilimi var.
There's a stretch of time in there that's unaccounted for when no one was in contact.
Orada kimsenin temas kurmadığı sırada oluşan kayıp bir zaman dilimi var.
If for no other reason than this... through all the insane crap we have gone through, the one thing I've known, without a doubt, the whole time... is you and Fitz belong together.
Yaşadığımız bu deli saçması şeyler içinde bunun için tek bir sebebim var. Bunca zaman boyunca şüphesiz olarak bildiğim tek şey sen ve Fitz'in birbirinize ait olduğudur.
Today, for the first time, I couldn't look my little girl in the eye.
- Bugün ilk defa küçük kızımın gözüne bakamadım.
Today, for the first time, I couldn't look my little girl in the eye.
Bugün ilk defa küçük kızımın gözlerine bakamadım.
But the one thing that I don't need time to understand is that we are all in this together.
Anlamak için zamana ihtiyaç duymadığım tek şey bu işte hepimizin birlikte olduğudur.
You know, I think this is the first time we've all been together in a really long time.
Biliyor musunuz, sanırım uzun zamandır ilk defa birlikteyiz.
I've been a lot of bad things in my time.
Zamanında bende pek çok kötü şey yaptım.
All the time in the world, and I never learned how to speak French.
O kadar vaktim vardı ama hiç Fransızca öğrenmedim.
My first time here was a subway jumper, woman in her fifties.
İlk otopsim trenin önüne atlayan 50'lilerinde bir kadındı.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]