English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Russian → Turkish / [ Б ] / Берег

Берег translate Turkish

1,039 parallel translation
Берег Луары, рассвет.
Loire kıyısı. Gün doğuyor.
Сойдете на берег или останетесь на борту?
Karaya mı çıkacaksın, yoksa gemide mi kalıyorsun?
Потом каждый день я приходил на берег, но тебя там не было.
O günden sonraki her gün kumsala gitmiştim ama sen orada yoktun.
Слушай, ты слышала про девушку, которая играла на тубе? Ее выбросило на берег с одноногим жокеем.
Söylesene, tek bacaklı jokeyle bir adada mahsur kalan tuba çalan kız için söylenenleri biliyor musun?
- Почему? Я схожу на берег два раза в день во время отлива.
Kıyıya sadece günde iki kere, gelgit geçince geliyorum.
Я дал им увольнительную на берег.
Onlara kıyı izni veriyorum.
Не идешь на берег?
Kıyıya çıkmıyor musun?
Пойдем на берег.
Hadi kıyıya çıkalım.
Ни к кому не притронулся, берег себя для нее.
Asla kimse için parmağını bile kımıldatmadı, Onun için kendini hep kontrol altında tuttu.
Потребуется время, чтобы сгрузить оборудование на берег.
Sizin malzemeleri kıyıya taşımak zaman alacak.
" Сойди на берег, Мишель.
- "Kıyıya git, orada geleceğini bulacaksın."
И берег его так хорошо, как только возможно.
... elinden geldiği kadar iyi korumuş
На восточный берег, с турецкой стороны.
Türk tarafına.
Папа, пришли мои вещи на берег!
Baba! Eşyalarımı kıyıya gönderirsin!
Бросит рыбак на берег взгляд, Смуглой махнет рукой.
Güverteden el sallamaya devam ediyor Kıyıyı görebildiği sürece.
- Держи курс на берег.
- Kıyıya gidelim.
Я хочу на берег.
- Evet, yön değiştir.
" У меня две кошки... которых я вывез на берег... на моем первом плоту.
" İki kedim vardı ve onları ilk salımla... kıyıya çıkardım.
Мы уедем на берег моря и будем жить как раньше, когда я была маленькой и папа был жив.
Gidecek ve hep deniz kıyısında yaşayacağız, önceden olduğu gibi ben küçükken ve babam yanımdayken olduğu gibi.
Вот Марта ( или пассажирка, похожая на погибшую много лет назад Марту ) сходит на берег.
Marta ya da ona benzeyen biri bir sonraki limanda indi.
Но как только она вернулась на берег, то...
Ama, çok geçmeden sahilde... işte!
Берег чист.
Yol temiz.
Он проводит с ней ночь, а на следующее утро он доставляет ее на берег.
Çocuk o kızla yatıyor, ertesi sabah da kız onu sahile götürüyor.
Она жила на соседнем острове но перешла на наш берег, так как он выходит к югу и более спокойный.
Adadan geliyordu ama bizim plaja gelmeyi tercih etmiş ve rahatlamıştı.
УВОЛЬНЕНИЕ НА БЕРЕГ
"KIYIDAN AYRILIŞ"
Планета Аргелий-2. Во время терапевтического выхода на берег мистер Скотт попал под подозрение в убийстве аргелианской женщины.
Bay Scott'un bir Argelianlı kadını öldürdüğünden şüphelenildi.
Они добровольно...? Сошли на берег?
Onlar da gönüllü olarak mı karaya çıktılar?
- Я берег тебя для...
- Bunu saklıyordum... - Neye?
Когда я впервые увидела тебя, сойдя на берег, чуть не умерла со страха.
Sizi Mississipi'nin gelişinde ilk gördüğümde korkuya kapılabilir ya da donup kalabilirdim.
Я пытаюсь вылезти на берег.
Kıyıya yanaşmaya çalışıyorum.
Мы должны перебраться на другой берег!
Nehir kıyısına inmeliyiz!
я только личико увидеть, а то вдруг крокодил какой. ѕотом томись всю жизнь. - — тупай на берег.
Sadece yüzünü görmek istemiştim, ya timsah suratlı biriyse. Sahil kenarına git.
ћахмуд! — качите на берег все!
Hepiniz sahile gidin!
От работы винтов тело вынесло на берег.
Pervanelere yakalanmış.
Кухню на берег.
Mutfağı kıyıya kurun.
Выходила на берег Катюша,
Belirdi kıyıda Katyuşa,
На высокий берег на крутой.
Yalçın kayalıklı kıyıda.
Когда волны бьются о берег, им некуда больше деваться кроме как снова плыть обратно.
Dalgalar çarptığında, gidebilecekleri başka yer yok tabi tekrar dışarı çıkmak dışında....
Мы все снова соберемся перед ратушей ровно в 3 : 00... и затем пройдем через весь поселок... вниз, на берег к камням... по маршруту, который стал священным для нашего обряда.
Saat tam üçte kasaba binası önünde tekrar biraraya geleceğiz... ve sonra köyün içini ve kırsal alanı geçerek, ayinimiz için kutsal olan yoldan geçerek... kayalıkların altındaki kumsala gideceğiz.
Теперь, мои друзья, на берег!
Dostlarım, şimdi kumsala.
Как это? контрабандисты выгружали на берег тонны выпивки и никогда не теряли ни капли.
- Anlayamadım? Mulvihill Ventura'da şerifken, rom simsarları tonlarca içki depolamışlardı ve zerresi dahi israf edilmedi.
С того рокового дня, когда частицы отвратительной слизи..... выползли на морской берег и прокричали холодным звездам..... "Я человек!",...
O mukadder günde, bir parça pis kokulu çamur, denizden dışarı çıktı ve soğuk yıldızlara doğru haykırdı : "Ben insanım".
— Курс на берег, Броди.
- Yaklaşıyoruz Brody. - Şükürler olsun!
Что, мадемуазель Робсон, Ваша компаньонка не сошла на берег?
Bayan Robson, arkadaşınız karaya çıkmadı mı?
Таскала свои печеньки на берег для какого-то парня?
- Çok özel bir kişiydi. - Yoktur öyle şey.
Этот косяк я берег для особого случая.
Burada esrar var, özel durumlar için saklıyorum.
Вылезет на берег... И опять начнёт охоту. На Альфонса Трама!
Kıyıya ulaşacak... sonra Alphonse Tram'ı kovalayacak!
- Берег здесь повсюду.
Kıyıya çıkmak istiyorum. - Her taraf kıyı.
Показывает ей Лазурный берег.
O'na Cote d'Azur'u göstermeye gelmiş.
ј € на берег.
Ben sahile gidiyorum.
Эй, ребята. Вытаскивайте лодку на берег.
Yelkeni kaldırın.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]