English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / inglés → turco / [ M ] / My room

My room traducir turco

13,724 traducción paralela
- to my room growing up.
- birbirine benziyormuş.
What did you expect my room to be like?
Odamın nasıl olmasını beklerdin?
And my room is totally reconstructed.
Benim odam da tamamen değiştirildi.
Do you remember when we went to my grandmother's house, that we went to my room,
Hatırlıyor musun büyükannemin evine gittiğimizde odamdayken...
And then I was like, "You know you can talk to me," and then I just went back inside my room.
Ben de "Ne zaman istersen benimle konuşabilirsin" dedim ve odama döndüm.
Above my room.
Odamın üst tarafında.
I want the Mocha Cappuccino Extreme, bill my room please.
Mocha Cappuccino Extreme istiyorum, faturasını odama gönderin.
I finished cleaning my room.
Odamın temizliğini bitirdim.
When I was a little girl growing up in Albacete, my room was covered in pictures of Derek Zoolander.
Albacete'de büyüyen küçük bir kızken odamın duvarları Derek Zoolander'ın fotoğraflarıyla doluydu.
I pay enough for my room.
Odama yeterince para verdim.
Get out of my room.
Çıkın odamdan.
Oh, no, they've already put it on my room.
Oh, hayır, onu zaten odama koydular.
Stay out of my room!
Lauren, odamdan çıkar mısın?
Nick, are you in my room?
Nick benim odamda mısın?
You're not allowed in my room.
Benim odama giremezsin.
Can you tell Michael to stay out of my room.
Michael'a odamdan uzak durmasını söyler misiniz?
Get out of my room, man!
Çık odamdan yahu!
I got up and I went in my room.
Kalktım ve odama gittim.
My room, now.
Odama, şimdi.
Just directly behind you to get back to my room.
Odama dönmek için arkanda sadece.
- I live there, my room's there.
- Orada yaşıyorum, Odam orada
To my room.
Odama.
Something's in my room.
Odamda bir şey var.
I saw something in my room.
Odamda bir şey gördüm?
How did you get in my room?
Odama nasıl girdin?
I found her cleaning my room.
Onu odamı temizlerken buldum.
Please just send me to my room.
Lütfen beni odama gönder.
All right, I want you to go back in my room, call my phone...
Pekala, sen şimdi odaya dönüp, beni, telefonumdan arıyorsun.
Okay, um, well, you could go to my room.
Peki, aa, benim odama gidebilirsiniz.
Look, well, whatever. When Ben burst into my room and said we should go on a trip, it just seemed like it would be fun.
Ben odama dalıp yolculuk yapalım deyince hoş olur diye düşünmüştüm.
The ice machine by my room, it ain't working.
Odamdaki buz makinesi çalışmıyor.
I went into my mom's room and talked to her about- - that she was- -
Annemin odasına gidip onunla şeyi konuştum... Şey dedim...
I had, you know, a couple of boxes in my cell, then the other ones were stored in a... in a room.
Kutuların birkaçını hücreme, diğerlerini başka bir odaya koydum.
Once, in this room, you told me to open my eyes.
Bir keresinde, bu odada bana gözümü açmamı söylemiştin.
You let me treat this bar like it's my living room and I won't call the cops every night with a noise complaint.
Oturma odamdaymışız gibi bana içki ısmarla ve ben de gece olan gürültüden şikayetçi olmayayım.
You've got access to my secretaries, free use of the conference room.
Sekreterlerime erişiminiz var, konferans odasını rahatça kullanabilirsiniz.
When I was working on this room sometimes I would just close my eyes and imagine you in here playing with our baby.
Bu odayı dekore ederken bazen öylece gözlerimi kapatıp seni burada bebeğimizle oynarken hayal ederdim.
I had my own room, separate dining room.
Kendime ait bir odam, kendi yemek odam vardı.
In my graduate school dorm room, in the middle of midterm exams.
Üniversitemin yurt odasında, vize sınavlarının ortasında.
I'll be in my dressing room, if anyone needs me.
İhtiyacın olursa soyunma odamda olacağım.
My good friend Tabouli was ousted from his shelf... just to make room for that braided idiot, Challah.
Yakın dostum Tabbule şu aptal örgülü Challah'a yer açmak için rafından oldu.
I bust my ass seventy hours a week in that boiler room to make enough money so that you can stay at home.
Haftada 70 saat o hamam gibi odada götümün üstüne, sırf böyle yaşamaya devam edebilelim, bu evde yaşayalım diye katlanıyorum.
Sure somebody's not using this room? Oh, my bad.
Odayı başkasının kullanmadığına emin misin?
And it was the mournful influence of the unperceived shadow that caused him to feel, although he neither saw nor heard, to feel the presence of my head within the room.
Ve tam algılayamadığı gölgenin onu eleme boğan etkisi görülmese, duyulmasa da odadaki varlığımı hissetmesiydi.
In the enthusiasm of my confidence, I brought chairs info the room and desired them, here, to rest from their fatigues, while I myself, in the wild audacity of my perfect triumph, placed my own seat upon the very spot beneath which reposed the corpse of the victim.
Öyle güveniyordum ki kendime, odaya sandalye getirip çok yorulduklarını, ve yorgunluklarını orada atmalarını istediğimi söyledim, bu arada ben de kendi sandalyemi, zaferimin verdiği cesaretle cesedin bulunduğu noktanın tam üzerine koydum.
And when I walk into a room, everybody remembers their first kiss with one of my songs playing in the background.
Ve ben bir odaya girdiğimde herkes arka planda benim şarkılarımdan birinin çaldığı ilk öpücüklerini hatırlar.
I like to spread my beads out in the dining room, but Frank gets...
Boncuklar yemek odasına dağılırdı ama Frank...
So every girl in this room has a chance to dance in my new ballet, except you.
Bu odadaki her kızın bir şansı var. Senin dışındaki herkez çok çalıştı.
Inside my own room.
Odamdayken öyleyim.
For my money, he's the bravest guy in this room.
Bence aramızdaki en cesur kişi o.
You remember when you were little, and we'd dance in my living room?
Sen küçükken oturma odamda dans ederdik, hatırlıyor musun?

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]