English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Inglês → Turco / [ C ] / Couldn't

Couldn't tradutor Turco

92,290 parallel translation
I couldn't feel this then!
O zaman bunu hissedemiyordum!
I feel terrible that I tried to pull you away from her and worse that we couldn't save her.
Seni ondan uzaklaştırmaya çalıştığım için üzgünüm. Ve onu kurtaramadığımız için daha kötü hissediyorum.
All the shit, I fought so hard to hide from the world... I couldn't hide it from him.
Herkesten saklamak için deli gibi uğraştığım her boku ondan saklayamamıştım.
We couldn't slay in Istanbul after that.
Biz o olaydan sonra Istanbul'da yaşamaya devam edemedik.
We couldn't stand each other anymore.
Birbirimize tahammül edemiyorduk artık.
- You couldn't have done anything.
- Hiçbir şey yapamazdın.
Ömer, I couldn't wall.
Ömer, seni bekleyemedim.
I'm sorry to put you out in the middle of the night... But I couldn't manage by myself.
Sizlere de gece gece rahatsızlık verdim, kusura bakmayın ama Süreyya Hanım tek başıma hakkından gelemedim.
I thought it over and couldn't find any other solution.
Düşûndûm, taşındım, başka bir çıkış yolu bulamadım.
Sony, I should've let you know, but I couldn't do it.
Özür dilerim, haber verme / Mim bıY / yoıum ama yapamadım.
I'm sorry you couldn't come, Neval.
Gelmediğine üzüldüm, Neval.
I couldn't agree with you more.
Sen ne anlatıyorsun?
- he couldn't die.
- Ölemez sanıyordum.
I couldn't sleep.
Uyuyamadım.
I couldn't have been clearer.
- Sana dön demiştim. - Biliyorum, efendim.
When I started my kid couldn't walk.
Başladığımda çocuğum yürüyemiyordu.
I just couldn't believe they were doing it,
Bunu yaptýklarýna inanamýyordum.
I couldn't stop them.
- Ne bilmek istiyorlarsa anlat.
For a long time I couldn't figure out what it was exactly.
Uzun süre... ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım.
- and Joel couldn't even finish the game.
- ve Joel oyunu bile bitiremedi.
- What did you say? I couldn't hear you.
- Ne dedin, duyamadım.
He couldn't have known he was gonna have a baby a year- let me tell you something, Stephanie :
Bir yıl önce bebeği olacağını nasıl bilebilirdi? Sana durumu izah edeyim Stephanie. Nasıl bebek yapıldığını bilmiyor olabilirsin.
Excuse me. I couldn't help overhearing.
İstemeden kulak misafiri oldum.
You guys couldn't have picked a better place to make a buy.
Bu alışveriş için daha iyi yer seçemezdiniz.
I couldn't control it.
Kontrol edemedim!
You used to play him over and over and over until I couldn't take it anymore.
Eskiden sürekli bunu çalar dururdun artık tahammül edemezdim.
Couldn't you just tell Vladé it's an emergency?
Vladé'ye acil olduğunu söylesen?
This isn't your fault. You couldn't have known.
- Senin suçun değil, bilemezdin.
I do, but it couldn't wait.
- Evet ama bekleyemedim.
You couldn't beat it, could you? No.
- Daha iyisini bulamadın, değil mi?
I couldn't sleep at all last night.
Dün gece gözüme uyku girmedi.
- And I also told you that the only reason I agreed to this whole thing in the first place was because I couldn't stand to watch someone like Oliver fail and not be able to help him.
Başta bu işe girmeyi kabul etmemin tek sebebinin Oliver'ın çaresizliğini izlerken ona yardım edememem olduğunu da söylemiştim.
An opportunity presented itself for me to become one and I turned it down, but then I had to sit there and watch a woman get put on the street because I couldn't help her.
Olabilme fırsatı ayağıma geldi ama elimin tersiyle ittim. Ama sonra sırf yardım edemediğim için bir kadının evsiz kalmasını öylece izledim.
Are you telling me you couldn't get them to back off the lawsuit?
- Davadan vazgeçmelerini sağlayamadın mı?
- Yes, of course, but he couldn't hear me.
- Elbette söyledim ama beni dinlemiyor.
The woman I first met over there said they couldn't let people like Harry and his wife get away with lying on their application because they wouldn't have a business anymore.
Görüştüğüm ilk kadın, Harry ve karısı gibi başvurularda yalan söyleyen insanların bunun yanlarına kar kalmasına izin veremeyeceklerini çünkü bunlar yüzünden işlerinden olacaklarını söyledi.
And how do we know that you won't take the money and say that you couldn't find anything?
- Peki parayı alıp bir şey bulamadığını söylemeyeceğini nereden bileceğiz?
Rachel, I... i couldn't have done any of this without you.
Rachel, bunların hiçbirini sensiz yapamazdım.
Got her watch, but I couldn't crack it.
Saatini aldım ama açamadım.
No, no, I know what you told me... that you tried everything to save him, but the rescue team couldn't make it in time.
Hayır, hayır, bana ne söylediysen onu biliyorum onu kurtarmak için her şeyi denemişsin ama kurtarma ekibi oraya zamanında ulaşamamış.
All these years, pretending you were so devastated they couldn't get to him in time.
Bunca senedir onu zamanında kurtaramadın diye mahvolmuş gibi numara yaptın.
We couldn't go to my place.
Bana gidemeyiz.
I couldn't say no when Mrs. Waterford asked me.
Bayan Waterford sorunca hayır diyemedim.
There was something inside her that... They couldn't take away.
İçinde kalan bir şeyleri... koparamadılar.
All women who couldn't assimilate.
Uyum sağlamayan kadınlar.
I need a lawyer, absolute killer, the one you'd use if you couldn't be your own.
Evet avukat lazım. İş bitireninden. Sen olmayacaksan güvendiğin biri.
I couldn't compete, so they eliminated me, and it filled me with disdain, almost hate.
Onlarla mücadele edemedim o yüzden beni saf dışı bırakıp iyice küçümsediler, ve neredeyse nefret edeceklerdi.
So, I was like, "Who is this person who couldn't be named and had to sneak onto the plane in the middle of the night?"
İsmi yazmayan, gecenin bir yarısı uçağa sızan adamın kim olduğunu düşünüyordum.
Yeah, the fool spider boy had nine legs and still couldn't deliver a kite.
Aptal örümceğin dokuz bacağı vardı ama bir notu götüremedi.
I couldn't say, Officer.
- Bilemiyorum memur bey.
That's why I couldn't meet you on the docks.
Bu yüzden rıhtıma sizi karşılamaya gelemedim.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]