English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ L ] / Lunch box

Lunch box translate Turkish

280 parallel translation
No, help yourself to what's in my lunch box.
Hayır, beslenme kutumdan ne istersen alabilirsin.
I want a new lunch box with a lily on it
Üzerinde zambak olan yeni bir beslenme çantası istiyorum.
Don't mention the lunch box in front of him
Bir daha babanın yanında beslenme çantası lafı açma.
My mother is going to buy me a new lunch box with a lily on the lid
Annem bana yeni bir beslenme çantası alacak. Zambaklı olanlardan.
Mats-chan, this lunch box has a lily on its lid
Mats-chan, bu beslenme çantasının kapağında zambak var.
She wanted a new lunch box
Yeni bir beslenme çantası istiyordu.
It's not lunch time. I'll confiscate your lunch box.
Yemek zamanı gelmeden acıkıyorsunuz, kaytarıyorsunuz.
My lunch box.
Benim Yemeğim.
- Where's your lunch box, Ole Pa?
- Yemek kutun nerede, Ole Pa?
Clara, you forgot your lunch box.
Clara, sefer tasını unuttun.
- Pack Goo Goo in your lunch box.
- Sefertasınıza GooGoo koyun.
That means no need to bring your own lunch box to a restaurant.
Yani bu lokantaya kendi yemeklerini vermene gerek yok demektir.
Bart, you know that guy on your lunch box?
Bart, biliyorsun şu beslenme çantanın üzerindeki adam?
Just tape my lunch box to my hand.
Öğle yemeğimi hazırlasan yeter.
Marge, have you seen my lunch box?
Marge, sefertasımı gördün mü?
Before you even knew what you had, you patented it, and packaged it and slapped it on a plastic lunch box, now you're selling it.
Daha elinde ne olduğunu bilmeden patentini alıp paketlemişsin. Şimdi de plastik çantalarda satıyorsun.
I got the Spy Girl Thermos, so you had to get the lunch box.
Ben Spy Girl matarası aldım, sen gittin beslenme çantasını aldın.
Then where's your lunch box?
Beslenme çantan nerede, öyleyse?
Teacher, I'm bringing Shan-Shan her lunch box.
Hocam, Shan-Shan'a öğle yemeğini getirdim.
I'll make you a lunch box every day.
Sana her gün beslenme çantası hazırlayacağım.
But sometimes Mama makes me a lunch box.
Ama bazen annem de hazırlıyor.
Here is Mom's lunch box and tomorrow's menu.
Al, bu annemin yemek kutusu ve bu da yarının menüsü.
I was wondering why her lunch box was always so clean.
Ben de beslenme çantası nasıl hep boş oluyor diye merak ediyordum.
Get off me, you fat bastard! I'll shove an "Arnie Loves You" lunch box up your ass!
Kıçına "Arnie Seni Seviyor" beslenme çantası sokarım!
You found 2 cases of Congo fever in Nairobi and we put a note in every American kid's lunch box.
Nairobi'de iki Kongo ateşi vakasıyla karşılaşmıştın ve bütün Amerikalı çocukların beslenme çantalarına not koymuştuk.
It's a... a lunch box.
Bu bir... Beslenme çantası.
- We've got a lunch box here.
Beslenme çantası çıktı
- Lunch box? - For lunch.
- Beslenme çantası mı?
- Lunch box says "Molly Phillips."
- Çantasında "Molly Phillips" yazıyor.
My lunch box....
Beslenme çantam...
I'll bring you another lunch box.
Sana bir tane daha öğle yemeği kutusu getireyim.
Is this a lunch box?
Bu cidden beslenme çantası mı?
It's that little blue man on your wife's lunch box.
Karının beslenme çantasındaki küçük mavi adamlar.
You won't be able to turn on a TV, board a bus open a lunch box, or put on your own underwear without seeing the Gorgonites raging war with the Commando Elite!
Televizyonu açtığınızda, otobüse bindiğinizde... sefertasınızı açtığınızda ya da don giyerken... Gorgonitler ve Elit Komandoların savaşıyla karşılaşacaksınız.
I made a lunch box for you.
Ben sizin için biraz yemek hazırladım.
Your mum sent you to primary with a- - with a brown rice and tofu lunch box.
Annen, beslenme çantana pirinç ve soya fasülyesi koyardı.
She's so funny walking around everywhere with that little lunch box.
Çok komik bir kız. Hep elindeki o küçük yemek kutusu ile dolaşıyor.
Unit manager, I want to get a lunch box only.
Öğle yemeğimi alacaktım.
I'll act even if you don't pay me, I only want a lunch box.
Para vermesen bile oynarım, sadece yemek istiyorum.
What about my lunch-box?
Yemek çantamda dolu.
Sons of the she-wolf flocked to the beaches of Rome where Italians... and their automobiles paraded to the songs of the revolution... followed by a box lunch which included bread... famous national cheeses and piping red tea.
Kurt Kadının Çocukları Cemaatinin mensupları, devrim şarkıları eşliğinde... ellerinde yiyecek sepetleriyle... gençler de arabalarıyla....... Roma plajlarını doldurdular.
Oh, by the way, a man telephoned when you were at lunch, all upset because he'd lost the keys to his safety deposit box.
Oh, sırası gelmişken sen yemekteyken bir adam aradı çok üzgündü, kiralık kasa anahtarlarını kaybetmiş.
I've got to bring a box lunch today
Öğlen yemeği götürmem gerekiyor.
WHAT? NOW, GRANNY WANTS TO SEE YOU IN A DRESS AT THE BOX LUNCH SOCIAL THIS YEAR, ELLIE.
Büyükannen seni bu yıl elbise içinde yemek kutusuyla görmek istiyor, Ellie.
READY FOR THE BOX LUNCH BIDDING-
Çocuklar?
MR. DAVID BUTLER, YOU HAVE A BOX LUNCH FROM MISS BERTHA LANGFORD.
Bay David Butler, bayan Bertha Langford'un yemek kutusuna sahipsiniz.
It includes transportation, theater tickets and a box lunch with both Lionels.
Nakliye, tiyatro biletleri ve iki Lionel'la da paket yemek içeriyor.
- A lunch box?
- Beslenme çantası mı?
It could have been another box lunch from the jail.
Hapisteki hazır yemeklerden de getirtebilirdi.
Bill Cox generally gets me a box lunch... but I reckon he can lay off doing it tomorrow.
Bill Cox, bana genellikle paketlenmiş öğle yemeği ısmarlıyor ama sanıyorum yarın almasa da olur.
You got your lunch in that box?
O kutuda öğle yemeğin mi var?

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]