Gerek yok translate English
48,546 parallel translation
Endişelenmene gerek yok, ben de bir şey duymadım.
Don't worry, I didn't hear anything either.
Felicity, gizlenmene gerek yok.
Felicity, no need to hide.
Emmit, buna hiç gerek yok...
Now, Emmit, there's no need to...
Yani, hesaplarımı Chase'e kadar taşımama gerek yok.
So I don't have to carry my accounts over to Chase?
İkiyle ikiyi toplamak için matematikçi olmana gerek yok.
You don't have to be a mathematician to add two plus two.
Buna gerek yok...
We don't need to...
Ve senin nerede olduğunu bilmeme gerek yok...
And I don't need to know where you...
Böyle sözlere gerek yok.
There's no call for that kind of language.
Beğenmesine gerek yok, bu gerçek, diye düşünüyoruz.
He doesn't have to like it, it's factual, we think.
Doğrunun doğru olması için onu beğenmene gerek yok.
Well, you don't have to like the truth for it to be true.
Bunu yapmanıza gerek yok...
You don't have to...
Söylememe gerek yok, kalbimi fena attırdılar.
I don't have to tell you, got my heart going real good.
Bu bir talepmiş gibi davranmaya gerek yok efendim.
No need to pretend this is a request, sir.
Çirkinleşmeye gerek yok dostum.
Hey, man, no need to get nasty. No, really!
Gerek yok.
That's not necessary.
- Gerek yok, taksi çağırdım.
- Not necessary. I called a cab.
Gerek yok.
I'm fine.
Buna gerek yok.
You don't need to do that.
Bekle, paniğe gerek yok.
Hold on. Cancel the panic.
Tamam, gerek yok.
Hey! I'm fine!
Bana kendini satmana bile gerek yok yazılarını zaten sevdim.
And you know what? You don't even have to sell me on you, because I already love your writing.
Hayır, hiç gerek yok.
Oh, no. No, there's no need.
Aceleci olmaya gerek yok.
Let's not get ahead of ourselves.
Yanında birilerinin olmasına gerek yok.
He need ride with no man.
Lütfen, bize övgüler yağdırmana gerek yok.
He's their cousin. We've never met him but Tuffnut worships the guy.
Bizim için endişelenmene gerek yok genç Hiccup.
- Uh. - Um...
Beni izlemene gerek yok.
You don't have to trace me.
Dizüstü bilgisayarınızı bırakmanıza gerek yok.
Leave your shoes on. No need to take your laptop out.
Bebeği kendinizin öldürmesine gerek yok. ama sadece onay vermeniz gerekiyor.
You don't have to kill the baby yourself, but you do have to nod to make it happen.
Buna gerek yok.
That won't be necessary.
Bunu yapmama gerek yok.
I don't need to do that.
Öyle ortalıkta sergilemene gerek yok.
You don't have to display me prominently.
Utanmana gerek yok.
There's no shame in it.
# Şüphe etmene hiç gerek yok #
♪ You never need to doubt it ♪
- Artık buna gerek yok.
- I'm sorry. - Now, don't be sorry.
Şu anda bunu konuşmamıza gerek yok, tamam mı?
We don't need to talk about it right now, okay?
Gitmene gerek yok.
You don't have to go.
Dinle beni, ağabeyinden artık korkmana gerek yok.
Listen, you don't have to be afraid of your brother anymore.
Bir şey demene gerek yok.
You don't have to say anything.
Andy, bunu yapmana gerek yok.
Andy, you don't have to do this.
Dinle, bunu yapmana gerek yok.
Listen, you don't have to do this.
Beni o teröristlerle ilişkilendirebilecek hiçbir delil bulamayacaklar. Bu da demek oluyor ki bırakmana gerek yok.
They won't find any evidence connecting me to those terrorists, which means you don't have to quit.
Teşekküre gerek yok.
You're welcome.
- Merhaba. Güvenliğe gerek yok.
He doesn't need security.
Ama dememe gerek yok.
But I don't have to.
Sayın Kongre üyeleri, Beyaz Saray'da bir sahtekârın yaşadığını bilmek için Washington Herald'ı okumama gerek yok.
My fellow congressmen, I do not need the Washington Herald to tell me that a scoundrel lives in the White House.
Ama fazla bir şey söylemenize gerek yok.
But you don't need to say very much.
Fakat yasal plân açısından şunu anlamamız gerek : Ülkede bu kanıt üstünden Dar Adal'a soruşturma açılmasını kabul edecek bir yargıç yok.
But as a legal proposition, we need to understand, there's not a judge in this country who would allow a prosecution against Dar Adal to proceed on this evidence.
Sonrasında Violet, Klaus ve Sunny'nin kendilerini ne kadar kötü hissettiklerini anlatmama gerek bile yok.
It is useless for me to describe to you how terrible Violet, Klaus and Sunny felt in the time that followed.
- Bana böyle bir şey söylemene gerek yok.
You never have to say that to me.
Şirkette büyük değişiklikler yapmamız gerek ve çok zamanımız yok.
We have to make big changes to the company. We have to make it quickly.
gerek yoktu 39
yoko 23
yokohama 35
yok artık 174
yokum 65
yok ya 124
yoksa 930
yok öyle bir şey 68
yoksa sen 40
yok ol 36
yoko 23
yokohama 35
yok artık 174
yokum 65
yok ya 124
yoksa 930
yok öyle bir şey 68
yoksa sen 40
yok ol 36
yok mu 410
yoksa ben 17
yok ki 29
yok daha neler 57
yoktur 42
yok birşey 158
yok canım 523
yoksa ne olur 26
yok bişey 18
yok oldu 57
yoksa ben 17
yok ki 29
yok daha neler 57
yoktur 42
yok birşey 158
yok canım 523
yoksa ne olur 26
yok bişey 18
yok oldu 57
yoktu 131
yok bir şey 967
yok musun 43
yoksa ne 75
yok et 47
yok yahu 26
yoksa seni öldürürüm 37
yoksa o 24
yok etmek 16
yok hayır 73
yok bir şey 967
yok musun 43
yoksa ne 75
yok et 47
yok yahu 26
yoksa seni öldürürüm 37
yoksa o 24
yok etmek 16
yok hayır 73