English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / inglés → turco / [ H ] / He had an alibi

He had an alibi traducir turco

75 traducción paralela
Because he had an alibi.
Çünkü suç işlendiği sırada başka yerde olduğunu kanıtlayabilirdi.
But ultimately he had an alibi, post-game press conference hadn't even started,
Ama eninde sonunda başka yerde olduğunu kanıtlamış. Maç sonrası basın konferansı başlamadan önce,
- He had an alibi.
- Ama başka bir yerde olduğunu kanıtlamıştı.
We all know how he takes rejection. He doesn't cook either, and he had an alibi.
- O da yemek yapamıyor ama.
He had an alibi and a fleet of lawyers to sell it.
Hırsızlık işlendiği zaman başka yerde olduğunu gösteren Kanıtları ve süper bir avukat ordusu vardı.
Because the doctor always said he had an alibi, That he'd been on a boat trip with a friend During the time of the murder.
Doktor sürekli mazereti olduğunu ve cinayet sırada tekne gezisinde olduğunu söylüyordu.
He had an alibi, he was at the base.
Mazereti vardı, üsteydi.
What changed your mind? There was no evidence to link him and he had an alibi.
Onu bununla ilişkilendirecek bir delil yoktu ve onun bir tanığı vardı.
And when he said he had an alibi, you faked it. So you'd be sure he'd go down.
Tanığı olduğunu söylediğinde yalancı tanığı ayarladın ki iyice batsın.
He wanted to make sure that he had an alibi.
Emin olmam için bir gerekçesi olsun istedi.
Even knowing he had an alibi?
Mazereti olduğunu bilmene rağmen?
But he had an alibi.
Ama şehirde olmadığını kanıtlamış.
He had an alibi, so no charges were ever brought.
Suç anında orada olmadığını ispatlayınca, ceza almamış.
Well if he had an alibi, why didn't he just say so from the start?
Madem ki öyleymiş neden bunu baştan söylemedi ki?
Well, for one thing, he had an alibi.
Yani... gerçekten iyi bir mazereti var.
He had an alibi.
Mazereti var.
He had an alibi for every date, Essen.
Her tarih için bir mazereti var, Essen.
I said he had an alibi, I didn't say we believed it.
Çocuğun mazereti var dedim, inandığımı söylemedim.
He kept... He had an alibi for the Cara Landry murder.
Cara Landry öldürüldüğünde başka yerdeymiş.
You figured out what Ben was up to... you made sure he had an alibi.
Ben'in birşeyler peşinde olduğunu anladın gerekçesi olmasını garantiledin.
He had an alibi for two of the murders, both faked somehow.
İki cinayette de şahidi varmış ama ikisi de sahte.
Well, I thought he had an alibi.
Görgü tanığı var sanıyordum.
He said he was so messed up on the night of his sister's death that he forgot he had an alibi.
Kız kardeşinin öldüğü gece kafasının iyi olduğunu olay anında başka bir yerde bulunduğunu unuttuğunu söylemiş.
But, in the second death... He had an alibi in the second.
Ama ikinci cinayetinde bir tanığı vardı.
He had an alibi. He was with you.
Nerede olduğuna dair kanıtı var, seninleydi.
Since he didn't think he had an alibi, I'm saying he saw the game.
Tanığı olmadığını düşündüğü için, ben maçı izledi diyorum.
- They stopped when he had an alibi.
Adamın ifadesi doğru çıkınca bıraktılar.
No, he had an alibi for the night of the murder.
Hayır, cinayet gecesi başka bir yerdeymiş.
He had an alibi.
- Mazereti vardı.
But he had an alibi the night of the murder.
Ama cinayet gecesi için bir mazereti vardı.
My lord, the defence, in its efforts to establish an alibi for the prisoner, circulated this photograph, hoping to bring forth a witness who had seen him leaving Mrs French's house or entering his own at the times that he has stated.
Efendim, savunma, mahkum için tanıklık yapacak birini bulmak için altına bakmadık bir taş bile bırakmadı. Bu fotoğrafı sokaklarda dağıtarak söylediği saatlerde Bayan French'in evinden çıkışını ya da kendi evine girişini gören bir tanık bulmaya çalıştılar.
"You may recall that he broke the murderer's alibi" "by measuring the depth to which the parsley had sunk in the butter" "on a hot day."
Katilin, cinayet anında başka yerde olduğu iddiasını, sıcak bir günde, maydanozun tereyağına battığı derinliği ölçüp bozdu.
Their CO refuses to report that they had anything to do with it and he signs an affidavit supporting their alibi.
Üstleri onların adını karıştırmak istemiyor... ve başka yerde olduklarını kanıtlayan bir ifade veriyor.
If Jack had an alibi, he would have come across with it by know.
Jack'in bir şahidi olsaydı şimdiye kadar çoktan ortaya çıkardı.
Police said he had an airtight alibi.
O sırada başka yerde imiş.
He had an airtight alibi.
Çok mükemmel bir kanıtı vardı artık.
Rick had an alibi. At least he says he does.
Rick'i görenler vardı.
He was alone in the house when Angelina overdosed, he didn't have an alibi, he was fumbling in his interviews with the police, and he had a motive.
Angelina aşırı doz almışken Albert evde yalnızdı. Kendisini aklayacak.. ... bir tanığı da yoktu.
He had an airtight alibi.
Geçerli bir mazereti yok.
He also had an airtight alibi.
Ayrıca ifadesi de doğruydu.
If you had asked nicely, you'd have discovered that he has an alibi.
Nazikçe sorsanız, o gece için şahidi olduğunu öğrenirdiniz.
He may have had an alibi, but he may also know who killed Gustav.
Belki görgü tanığı vardı ama ayrıca Gustav'ı kimin öldürdüğünü biliyordu.
No! No, the ex-boyfriend had an alibi. He checked out.
Hayır, eski erkek arkadaşının bir tanığı var ve...
He was, but he had an airtight alibi.
Oymuş. Ama çok sağlam bir şahidi varmış.
Well, he had an alibi, so he couldn't have attacked you.
Bu adamı sana söylediğimde, bana inanmamıştın. Şey sana saldırması için bir mazereti olmalıydı.
There was an ex-husband, but he was as devastated as anyone, had a cast-iron alibi.
Eski kocası vardı ama, herkes kadar perişan durumdaydı. Taş gibi de bir tanığı vardı.
But he had an airtight alibi.
Ama yine de bir açığı yoktu.
If Johnnie Pappas had an alibi for the night of the murders, then he would've told me, and he wouldn't have hanged himself.
Eğer Johnnie Pappas'ın cinayet gecesi başka bir yerde olduğuna dair kanıtı olsaydı bana anlatırdı, ve kendini asmazdı.
He alibi-ed out, but he had lots to say about McCann.
Olay anı mazereti doğru çıktı. Ama McCann'le ilgili söyleyecek çok şeyi vardı.
He had-he had an alibi for...?
İspatlayabiliyor mu?
But Morgan had an alibi, he was here in New York.
Ama Morgan'ın New York'ta olduğu ortaya çıktı.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]