English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ W ] / Working hard

Working hard traduction Turc

2,727 traduction parallèle
Your survival depends on your body working hard to keep everything inside you balanced and stable, just so.
Hayatta kalmanız vücudunuzun çok çalışarak, içinizde bulunan şeyleri dengeli ve istikrarlı tutmasına bağlıdır.
Robertson's working hard. He's.
O şu anda çok meşgul.
Working hard?
İşin yorucu mu?
If you can walk and talk at the same time when you're done, you are not working hard enough.
İdmandan sonra aynı anda hem konuşup hem de yürüyecek hâliniz kalıyorsa yeterince çalışmıyorsunuz demektir.
Can't you massage your friend who's tired because she's working hard?
Sosyal yaşantım yüzünden omuzlarım ağrıdı. Niye kızıyorsun?
Do you even know what working hard means?
Sosyal yaşamın ne olduğunu biliyor musun ki?
Working hard, huh?
Sıkı çalışma, ha?
Hmm. Well, I'm working hard.
Hmm.Sıkı çalışıyorum.
Ahjussi is working hard by himself so how can I leave?
Bayım tek başına çalışıyordu. Onu bırakıp nasıl gidebilirim?
As for me, I've been working hard for my German exam in the fall.
Beni soracak olursan, sonbahardaki almanca sınavına çok sıkı çalışıyorum.
"working hard-hardly working"?
"Zoru başar, zar zor başar" mı?
Barney was working hard to prove he was real boyfriend material.
Barney iyi bir sevgili olacağını kanıtlamak için çok uğraşıyordu.
Everyone has been working hard over the past 6 months
Geçtiğimiz 6 ay boyunca herkes elinden geleni yaptı.
You know, he's been working hard.
Çok çalıştı bugün.
You working hard?
Çok çalışıyor musun?
So I have been working hard to earn money to give the best to my child.
Böylece para kazanmak ve ona en iyisini verebilmek için çok çalıştım.
Hope you're not working too hard.
Umarım çok çalışmıyorsundur.
Because you're strong enough, you're resilient enough. And you're hard-working enough to take a good whack at it in making it on your own.
Çünkü siz yeterince güçlü, dirençli... ve her şeyin üstesinden gelebilecek adamlarsınız.
I swept her hard drive, if she was working a case on her downtime, she left no trace. ( Sighs )
Gloria'nın sabit diskine girdim çalışmadığı zaman bir dava üzerinde çalışıyormuş ve ne olduğunu bilmiyorum.
It makes it hard to make a working schedule.
Böyleyken iş programı yapmak zor oluyor.
Well, my staff is working very hard, and the feedback I get is positive.
Ne duyduğunuzu bilmiyorum ama şunu biliyorum ki ekibim çok çalışıyor ve olumlu sonuçlar alıyorum.
A lot of hard-working people are working around the clock for this.
Hayır. Başbakanlıkta görevli çalışkan ekibimiz ara vermeksizin çalışıyorlar.
And I'm left with my thumb up my ass and my hard-working American crews out in the cold with no jobs, all because I backed the wrong horse.
Ben parmağım kıçımda çalışkan Amerikalı elemanlarım da işsiz bir şekilde sokakta kaldılar. Çünkü ben yanlış ata oynadım.
Okay, and I'm working really hard here to take care of you.
Seninle en iyi şekilde ilgilenebilmek için canımı dişime katıyorum.
Maybe even as hard as you're working that attitude. Grow up!
Senin böyle terbiyesiz davranmak için sarf etiğin kadar çaba sarf ediyordur belki de.
They're working you too hard.
Seni çok sıkı çalıştırıyorlar.
We're working really hard to figure this out, so with any luck, you should be out of here soon.
Bunun ne olduğunu anlamak için üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Şansımız yaver giderse, yakında buradan çıkabilirsiniz.
Your father knows how hard you've been working.
Baban ne kadar çok çalıştığını biliyor.
Ted, why are you working so hard on this toast?
Ted, düğün konuşması için neden bu kadar uğraşıyorsun ki?
In the studio, I guess The boss is working her hard You two go ahead and sleep
Stüdyoda, Sanırım Patron onu çok çalıştırdı siz ikiniz gidin ve uyuyun
You're hard-working.
Çalışkansın.
Headstones at the local cemetery mark the final resting places of the area's hard-working ranchers and farmers.
Bölgenin çalışkan çiftlik sahiplerinin ve çiftçilerin son dinlenme yerleri bu bölgedir. İddia ya göre burda gömülü bişey var, ama burada hiç iz yok.
Yeah, and I'm working really hard to get my life started again, but you don't mind asking me to dump everything and go to New Guinea.
Ben de hayatımı yeniden kurmak için çok çalışıyorum. Ama senin umurunda değil, her şeyi çöpe atıp seninle Yeni Gine'ye gelmemi istiyorsun.
I guess I've just been working too hard lately.
sanırım son zamanlarda fazla çalıştım.
You've been working really hard.
Çok sıkı çalıştın.
I've been working hard as the student election advisor, and my nights have been much more, well, busier lately. Well, if you need help with anything, just let us know.
- Eğer herhangi bir şeyde yardıma ihtiyacın olursa, bize haber ver.
Yeah, and I think it's great you're working so hard on your performance. And I'll tell you what. Everyone at the homeless shelter is really looking forward to the show.
Evsizler barınağındaki herkesin sabırsızlıkla şovunuzu beklediğini söylemeliyim.
Owen's probably old enough to understand that his dad's working really hard to finish his bedroom, and until then, he's going to have an adventure camping out in the living room.
Owen belkide babasının yatak odasını... bitiremeyecek kadar çok çalıştığını... anlayacak kadar büyümüştür, ve o zamana kadar, oturma odasında kamp yaparak macera yaşar.
My wife thought I was working too hard.
Karım, çok çalıştığımı düşünüyordu.
Hardly working, or am I hard?
Sıkı çalışıyorum, yoksa ben mi sıkıyım?
I just came over to tell you what a great guy your father is and how hard he's been working for all of you.
Buraya ne kadar mükemmel bir babaya sahip olduğunuzu ve sizin için neleri göze aldığını anlatmaya geldim.
Yes, your idiotic solo costume isn't working, and mine is killing so hard that I met someone, and who knows?
Evet, geri zekalı tek kişilik kostümün bir işe yaramıyor. Ve benimki öyle bir yıkılıyor ki, biriyle tanıştım bile. Ve kim bilir?
You're working a little too hard, though.
- Biliyorum. Yine de azıcık zorluyorsun sen.
It wouldn't be hard for someone working at a pharmaceutical company to make murder look like natural causes.
Eczacılık şirketinde çalışan birinin işlediği cinayeti, sanki doğal bir ölümmüş gibi göstermesi zor olmaz.
And do we actually see hard and fast evidence of mankind making sudden huge leaps in metal working?
Ve cidden insanlığın metal işçiliğindeki ani biyük adımlarının hızlı ve somut kanıtını görüp anlayabiliyor muyuz? Evet.
It's hard for me to be flexible, but I'm working on it.
Benim için esnek davranmak zor, ama üzerinde çalışıyorum.
I know you've been working really hard lately
Ne kadar sıkı çalıştığını biliyorum.
No mather how hard working you are or how successful you are I can always end up buying you for free.
Ne kadar sıkı çalışyor olursan ol, ne kadar başarılı olursan ol, seni, sonunda, her zaman bedavaya alabiliyorum.
There's my hard-working man.
İşte benim çok çalışan erkeğim.
Oh, no wonder you're working so hard to find the car.
Oh, elbette ki arabayı bulmak için çok uğraşıyorsunuz.
Okay, uh, we were both working too hard.
Peki, ikimiz de çok çalışıyorduk.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]