English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Inglês → Turco / [ F ] / Fucked up

Fucked up tradutor Turco

7,125 parallel translation
Yeah, that I fucked up.
- Evet, işi mahvetmişim.
- I think we fucked up.
- Bence sıçtık.
My hands get fucked up.
Ellerim boku yedi.
I feel so fucked up.
Bok gibi hissediyorum.
My head's so fucked up.
Başım çatlıyor.
I'm fucked up.
Dağıldım.
Girl fucked up.
Kız kendi batırdı.
You don't think my sister's fucked up?
Ablam dağılmış değil mi sanıyorsun?
Truth is your only play right now, because you fucked up letting yourself be alone in this room with me.
Artık tek çıkış yolun gerçeği söylemek, çünkü bu odada.. benimle yalnız kalarak.. sıçtın zaten.
No, I fucked up there.
Yok, olayı ben batırdım.
Wouldn't that be fucked up?
Ne boktan şey değil mi?
Gotta be pretty fucked up, though.
Lazım oldukça olsa, berbat olmak.
Okay, I fucked up.
Pekâlâ, sıçıp batırdım.
They... they hadn't built the Kodak theater yet - or fucked up Grauman's Chinese...
O zamanlar Kodak Tiyatrosu'nu inşa etmemişlerdi ya da Grauman'ın Çin Tiyatrosu'nu...
Well, that's fucked up.
Boktan bir durummuş.
I was an asshole, I fucked up.
Mahvettim her şeyi, sıçtım.
They fucked up the logistics.
Lojistik berbattı.
I fucked up.
Mahvettim.
Victor fucked up.
Victor işi batırdı.
That's fucked up.
Sıçık durumda lan bu.
That boy's fucked up.
Kafa gitmiş bunda.
What other fucked up shit she might try to get powers.
Güç almak için daha başka ne gibi boktan birşey deneyebilir.
I know that's fucked up.
Berbat olduğunu biliyorum.
And what fucked up Mormon universe are you living in where you think you can have two wives you just bounce back and forth from?
Nasıl bir kafa yaşıyorsun ki iki eş ile aynı anda yaşayabileceğini düşünüyorsun?
Sell the pills, make a little cash, and then we can start talking about how to save this fucked up relationship.
Hapları sat, biraz para kazan. Sonra bu boktan ilişkiyi nasıl kurtarabileceğimizi konuşuruz.
Tommy's head's all fucked up over his girl.
Tommy'nin kafası şu kıza takılmış.
You got my boy all fucked up.
Arkadaşımın kafasını karıştırdın.
Sometimes things are too fucked up to change.
Bazı şeyleri değiştireyim derken içine iyice sıçarsın.
And you were dressed like me, which made me wonder if something very fucked up was happening between the two of you.
Ayrıca benim gibi giyinmiştin, bu da benim ikinizin arasında rezil bir şeylerin olup olmadığını merak etmeme yol açtı.
I fucked up their schedule!
Planlarını mahvettim.
If shit gets fucked up, we don't want him to eat too many people all at once.
Eğer başaramazsak çok fazla insanı yemesini istemiyoruz.
It's so fucked up.
Ortalık karışmış.
Joe Dirt fucked up a couple things.
Joe Dirt birkaç şeyi rezil etti.
What I'm about to tell you is gonna sound fucked up, but just hear me out before you say anything, all right?
Söyleyeceğim şeyler sana bombok gelecek, bir şey söylemeden önce sadece dinle olur mu?
That's fucked up!
Esas bu durum berbat.
Maybe... maybe we fucked up, John.
Belki... belki de sıçtık batırdık John.
She stayed around long enough to ruin our lives and pass on her fucked-up genes.
Hayatýmýzý mahvedip boktan genlerini bize aktaracak kadar kaldý ama.
Or maybe Caspere was into so much dirt, there's no telling which side the ax came from, because let me tell you, there was some fucked-up psychology at work in that place before it was a murder scene.
Belki de Caspere o kadar çok pisliğe batmıştı ki kimin saldırdığını anlamak mümkün değildir. Çünkü sana bir şey diyeyim, orası daha cinayet mahali olmadan önce çok boktan bir psikolojinin ürünüydü.
It was a fucked-up place.
Orası boku yemiş bir yerdi.
Ambition fucked him up.
Hırs onu boka batırdı.
Those kids fucked me up.
Bu çocuklar benim ağzıma sıçtı.
And the fucked-up thing is Rolla was already dead before the hitter showed.
Asıl boktan durumsa katil ortaya çıkmadan önce, Rolla çoktan ölmüştü.
I fucked it all up.
Her şeyi mahvettim.
Every fucked-up thing that he's done, I have done.
Yaptığı her boktan iş, ben de yaptım.
I mean, selling cups, that felt realistic but I fucked that up anyway.
Kupa satmak gerçekçi gelmişti ama onun da içine sıçtım.
Guess she fucked it up.
O, çuvalladı.
I meant she fucked it up back there.
Orada sıçtı batırdı yani.
You had Calista, she was right there with you and that woman..., she fucked it up.
Calista seninleydi, orada senin yanındaydı ve o kadın olayların içine sıçtı.
- I've fucked it up!
- Her şeyi berbat ettim.
I've fucked it up!
Mahvettim.
But I fucked it up.
Ama batırdım işte.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]