English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / Anglais → Turc / [ I ] / I mean it

I mean it traduction Turc

43,402 traduction parallèle
I mean it... not a sound.
Hiç ses çıkarma.
I mean it.
Ciddiyim.
I mean it, John.
- Ciddiyim John.
Well, I mean, it feels like you are.
- Sanki öyleymiş gibi geldi bana.
I mean, it's possibly where you'll be living, right?
Sonuçta belki de yaşayacağınız yer burası olacak değil mi?
I mean, you know who did it, for God's sake.
Kimin yaptığını biliyorsunuz Allah aşkına.
Everyone knows I don't mean it.
Herkes bundan bahsetmediğimi biliyor.
Well, I mean, it's...
Yani...
I mean, it's after hours.
Yani, şimdi mesai saati dışındayız.
I mean, if it were just the underworld types, but with the law enforcement on our ass, we're...
Yani peşimizdekiler sadece onlar olsaydı, fakat polisler de götümüzde...
I mean, stop me if I get it wrong, if this wasn't some kind of tit-for-tat handjob-gets-you-work-release program...
Yani, yanılıyorsam beni durdur, eğer bu bir çeşit kısasa kısas, eline-alırsan-salıverilme-programına-girersin değilse...
I mean, it was a real sex tape, just not my, you know...
Yani gerçek bir seks kasetiydi, benimkinin değil...
Just because I believe in the merits of the deal doesn't mean I'm any less concerned about Iran cheating on it.
Anlaşmanın değerine inanmam,... İran'ın hile yapmasından endişelenmediğim anlamına gelmez.
I didn't mean it like that.
Öyle demek istemedim.
I mean, the explosion, I still don't believe it.
Patlamaya da hala inanmıyorum.
What I mean is it's not just a question of how many inspectors or which sanctions.
Yani mesele sadece kaç denetmen olacağı, ne yaptırım uygulanacağı değil.
I do mean it.
Ben demek istiyorum.
I mean, it's horrible.
Bu berbat.
I mean, this assignment, it's, like, stupid.
Bu iş aptalca.
I mean, it's like, maybe I don't want to enjoy things all the time.
Belki de eğlenmek istemiyorumdur.
I mean, it still counts? She'll be absolved?
Yine de affedilmiş olacak mı?
I mean, I didn't actually see it happen, but, uh, how else could he get down from that thing?
Yani olay gerçekleşirken gördüğümü söyleyemem, ama bunun üstesinden nasıI gelebilirdi?
Aw, jeez, Nora, I mean, we got our hands full right now, you know, with the seven-year itch coming. - Can't it wait?
Nora, şu an çok yoğunuz, yani aldatmaya meyilliyiz.
I mean, it can't be your wife'cause haven't got a wife.
Yani karın olamaz, zaten karın yok senin.
I mean, it- - shit, I know who you're talking about.
Ben sadece... kahretsin, kiminle konuştuğunu biliyorum.
I mean, if it were me, I would just keep riding.
Yani ben olsam sürmeye devam ederdim.
I mean, I didn't say anything because it was your money that bought it.
Bir şey demedim çünkü senin paranla alınmıştı.
I mean, it really seems like she doesn't know anything.
Demek istediğim, gerçekten bir şey bilmiyormuş gibi gözüküyor.
Look, I mean it, all right?
Hadi ama.
No, listen, even if that was true it doesn't mean I, I don't need you, baby, because I do.
Hayır, dinle, bu doğru olsa bile bu demek ben değil, sana ihtiyacım yok, bebeğim, çünkü biliyorum.
Well, I don't know, I mean, it's just an old boat.
Bilmiyorum, yani, eski bir tekne.
I mean, his grandfather just died, so that's probably part of it.
Büyükbabası henüz öldü, hala onu yaşıyor.
Mom, I mean really, we're just talking, it's not a big deal.
Pek iyi bir anlaşma olmadığını konuşuyorduk.
I mean, I know we haven't talked about it.
Bunu konuşmadığımızı biliyorum ama.
I mean, I don't mean... It's just... this place is perfect.
Patavatsızlık etmek istemem ama bu ev bir harika.
I mean, it has over a million views.
Onu bir milyonun üzerinde kişi izledi.
I mean, this scene where Jordi proposes to Pablo at the funeral, it's...
Jordi'nin Pablo'ya cenazede evlenme teklif ettiği sahne yok mu...
I mean, you land it, you're minted.
Ayağını bastığın an köşeyi döndün demektir.
I mean, it would make everything a whole lot easier for me.
Demek istediğim, Her şeyi yapar Benim için çok daha kolay.
I mean, it's all a little baroque, don't you think?
Yani biraz barok ( süslü ) tarzda değil mi?
I mean, you don't have to make it about her, right?
Yani, onunla ilgili gözükmek zorunda değil, öyle değil mi?
Here's what's fascinating... I mean, it's all fascinating, isn't it?
Asıl etkileyici olan ise bunu etkileyici yapanın ben olmam değil mi?
- I mean, look, sometimes it got screwy when Jane and Martin would go back and forth.
Jane ve Martin gidip geldiğinde bazen işler karmaşık bir hal almış.
I mean, it was supposed to be the both of us.
İkimiz olacaktık sadece.
I mean, it's safe here, right?
Güvenli yani değil mi?
I mean, wouldn't it be better to let him think that you're dead so he leaves you alone?
Seni rahat bırakması için ölü olduğunu düşünmesi daha iyi olmaz mıydı?
But, I mean, it does have some truth to it.
Ama yani biraz gerçeklik payı da var.
I mean, it's a battlefield to get an afternoon tea.
Yani bir öğle çayı içmek savaç vermek gibi.
It really pisses me off, you know what I mean?
Sinirime dokunuyor, anlıyor musun?
Oh, it's been such a stressful day, I mean...
Çok stresli bir gündü,
I mean, maybe it was someone else.
Yani belki de başka biridir.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]