English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ I ] / If you'll forgive me

If you'll forgive me translate Turkish

262 parallel translation
I know you'll forgive me if I interrupt myself for a moment, but I do so want you all to meet my husband's mother.
Kısa bir ara versem kusuruma bakmazsınız, biliyorum. Fakat hepinizin kocamın annesiyle tanışmanızı istiyorum.
If you'll forgive me, sir, ever since you met that Bolshevik lady... I've noticed a distinct change in you, sir.
Bağışlayın ama efendim, o Bolşevik hanımla tanıştığınızdan beri... sizde bariz değişiklikler gördüm efendim.
Kindliness and sincerity... and, if you'll forgive me, modesty... mean more to a husband than all the wit and beauty in the world.
Nezâket ve samimiyet ve, affınıza sığınarak, tevazu bunlar bir koca için dünyadaki tüm akıl ve güzellikten daha önemlidir.
If you'll forgive me, sir, it upsets me to see you like this.
Eğer izin verirseniz efendim, sizi böyle görmek beni çok üzüyor.
This is a great day for us, if you'll forgive me saying so.
Söylememde bir sakınca yoksa, bugün bizim için harika bir gün.
If you'll be gracious enough to forgive my rudeness and shake my hand... Then you'll show me that your manners are far better than mine could ever be.
Eğer benim bu kabalığımı affedip elimi sıkarsanız benim hiçbir zaman olamayacağım kadar nazik olduğunuzu göstermiş olacaksınız.
Forgive me, for I'm very confused... but if you take care of him, I'll do whatever is right.
Özür dilerim, şu sıralar kafam oldukça karışık, fakat onu korursan, bundan sonra sadece iyi şeyler yapavağım.
Now, if you'll forgive me, Laura wants a cocktail.
Şimdi, izin verirsen, Laura bir kokteyl istemişti.
If you'll forgive me, i think we're getting to sofia very early.
Kusuruma bakmazsanız, Sofya'ya çok erken varacağız.
But if you'll forgive me, Mother
Ama eğer beni affedersen, anne
You'll forgive me if I don't pour you a martini...
Sana bir martini ikram edemediğim için üzgünüm..
I'll forgive you if you'll forgive me.
Beni affedersen seni affederim.
You'll forgive me if I take a moment to get accustomed to you.
Sana alışmam için bana biraz müsaade et.
If you'll forgive me, I shall do my best to defend you.
Eğer beni affedersen seni savunmak için elimden gelenin en iyisini yaparım.
Well, if you'll forgive me, Your Highness, we wouldn't think of doing anything as wasteful as that.
Bağışlarsanız Ekselansları öyle zarar verici bir şey yapmayız.
If you'll forgive me, I have an oral psychology exam.
Müsaade ederseniz, psikoloji dersinden sözlü sınavım var.
If you'll forgive me, I'll go now.
İzin verirseniz şimdi gideceğim. Hoşçakalın.
If you'll forgive me, may we skip your reflections... and get to the message you have for me?
İzlenimlerinizi geçip benim için getirdiğiniz mesaja geçebilir miyiz acaba?
Well, if you'll forgive me... he's common.
Beni bağışla ama o çok sıradan biri.
So if you'll forgive me, I'll say good night.
Yani izin verirseniz, iyi geceler diyeceğim.
If you'll forgive me, Gladys... I'd better get back to being gainfully employed.
İzninle Gladys kazançlı işime geri dönsem iyi olacak.
You'll forgive me if I don't take your opinion seriously.
Düşünceni ciddiye almazsam beni affet.
And if you'll forgive me for saying so, Colonel, I think the lives of flyers are equally as important as the general's time.
Bunu söylediğim için beni affedin Albay, ama pilotların hayatı da en az generalin zamanı kadar değerli.
- MORNING. IF YOU'LL FORGIVE ME, I'M RATHER LATE FOR AN IMPORTANT CONFERENCE.
- Günaydın, eğer müsaade ederseniz önemli bir konferansa geç kaldığımı belirtmek isterim.
If you'll forgive me, I'll just run along home.
İzninizle, ben eve gideceğim.
If you'll forgive me, that's a pretty specious theory.
Kusura bakmayın ama bu oldukça şüpheli bir teoridir.
He was plain drunk, if you'll forgive me.
Affedersin ama, körkütük sarhoştu.
If you'll forgive me, I'm just recalling the statistics.
Bağışlarsanız, istatistikler aklıma geliyor.
You'll forgive me if I don't choose to argue the fine points of what we call it.
Konuşmamızdaki bazı noktaları atlarsam beni bağışla.
And now, if you'll forgive me, I think I'll be going.
Şimdi, izninle, gideceğim.
And if you'll forgive me for saying it, you're too good a writer to have such a scene in your play.
Ve bu söylediklerim için affedin siz bu oyun için iyi bir yazarsınız...
If you'll excuse me... If I live to be a hundred, Jack I never forgive you for this.
Bana müsade... 100 yaşıma kadar bile yaşasam bu yaptığımı hiç unutmayacağım, Jack.
Some ignorant 19th-century iconoclast, with a view to... how can I say... improving his abode, had someone paint over the original 17th-century decorations with these... if you'll forgive me... these absurd and quite revolting scenes of hunting and feasting.
Bazı cahil 19.yy gelenek düşmanları kendilerine... nasıl desem - 17.yy sanat eserlerini... kendi zırvalarıyla değiştirmeyi görev edinmişlerdir... bu pisl-affedersiniz - bu saçma ve tiksindirici av ve sevinç sahneleriyle hem de.
If you'll forgive me, sir, I'd prefer to make up my own mind.
Beni bağışlarsanız efendim, kendi fikrimi edinmek isterim.
He's too easy with you. You know, you're too easy with him, Isaac, if you'll forgive me to say so.
Kusuruma bakma ama, ne olur ona kötü davranma Isaac.
Well, if you'll forgive me, I really must have a little rest.
Müsaadenizle, biraz dinlenmek istiyorum.
And now, if you'll forgive me, I must catch up on a little sleep.
Şimdi müsaade ederseniz, biraz uyumak istiyorum.
You'll forgive me if I don't get up. It's not necessary.
Ayağa kalkmazsam beni bağışlayın.
Now, if you'll forgive me... ... I'll go inside, pack my little bags... ... and return to Vienna where I belong.
Şimdi beni bağışlarsan içeri gidip bavullarımı toplayayım ve Viyana'ya, ait olduğum yere döneyim.
I hope you'll forgive me, my dear, if we continue these delightful lessons another time.
Bu zevkli derslere daha sonra devam etsek umuyorum ki beni affedersiniz, hayatım.
Now, if you'll forgive me, I've really got to get to work.
Müsade edersen şu an gerçekten çok işim var.
Commander, you'll forgive me if I put up a fight.
- Mücadele vereceğim için bağışlayın.
If you'll forgive me, that's what I'm here to find out.
Bağışlarsanız, bunu bulmak için buradayım.
You'll forgive me if I don't join you, for I am expecting a guest.
Sana katılamadığım için kusura bakma. Çünkü misafir bekliyorum.
If you'll forgive me, our communications officer...
Beni mazur görün, iletişim subayımız...
If by any chance it should occur to you in those 40 or 50 hours to end this matter differently, in some fantastic manner, to lay hands on yourself... Perhaps this is an absurd supposition and I hope you'll forgive me for that, would you be so good as to leave a short but thorough note, just two lines, two lines will do, that's all.
Eğer şu önümüzdeki 40-50 saat içinde, bu konuyu farklı bir biçimde bitirmek düşünceniz varsa, fantastik bir son mesela kendi cezanızı kendinizin vermesi gibi ki belki de bu anlamsız bir varsayım ama böyle düşündüğüm için bağışlayın bana geriye bir not bırakmak gibi bir iyilikte bulunur musunuz?
Forgive me if this sounds cowardly, but I didn't want to be the one to have to tell her what had happened. - If there's nothing more, you'll excuse me. - Certainly, sir.
Bir kartopunun yuvarlanmağa başladığını gördüğünde, it.
You'll forgive me if I don't wish you a very pleasant day.
Dinle, biraz uyku çek. Yarın gece eve geliyorum, bunu konuşuruz. Buraya hiç gelme sakın.
Now, if you'll forgive me, darling, I will return as soon as I can.
Şimdi müsaadenle sevgilim elimden geldiğince çabuk döneceğim.
Well, if you'll forgive me, I'll go back to my work.
- Kusura bakmazsanız işime döneceğim.
So, if you'll forgive me, I'll be off.
Müsaadenizle ben gidiyorum.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]