English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ B ] / Break it

Break it translate Turkish

10,489 parallel translation
Break it down for me will ya, Paul?
Benim için biraz bozar mısın, Paul?
Break it up!
Kesin şunu!
It is kind of interesting if we really break it down, right?
Beraber takılmamız ilginç olmaz mı?
I hate to break it to you, but the world is tough.
Bunu söylemekten nefret ediyorum, ama dünya zalimdir.
I hate to break it to you, Cro, but I'm not going anywhere.
Sana kötü bir haberim var Cro. Hiçbir yere gitmiyorum.
Let me break it down for you. Okay.
- Dur sana ayrıntılı olarak açıklayayım.
Break it up!
Ayrılın!
We're gonna have to break it down, spatter by spatter.
Burayı didik didik etmemiz gerek, lekeden lekeye.
It would be a shame to break it again.
Onu tekrar kırmak yazık olacak.
The perfect system to crack, mostly because unlike virtual systems, when you break it, you can feel it, you can see it, you can hear it.
Kırmak için mükemmel bir sistem. Sanal sistemlerin aksine kırdığın zaman bunu hissedebilirsin. Görebilirsin, duyabilirsin.
The ceiling's only glass till you break it.
Sen kırana kadar duvarda tek cam var.
Break it down.
Kır.
To break it in any way is to face the raven.
Bunu bir şekilde bozarsanız, kuzgunla karşılaşırsınız.
Break it up, all right?
Kesin şunu, tamam mı?
And she tried to break it up and then she hit me.
Sonra bizi ayırmaya çalıştı ve o bana vurdu.
Or on the other side of the Pecos, if you want to break it down like that.
Ya da Pecos'un diğer tarafında, bunu öyle, aşağıya indirmeden mola verirsen.
Just break it down!
- Kıralım!
Sometimes it's nice to break up a heinous crime with a little bit of a dream.
Evet, bazen kötü bir suçu, biraz hayalle dağıtabilirsin.
You stuck your nose where it didn't belong, looking to break apart the only family some of us have ever known.
Burnunu girmemesi gereken bir yere sokup, bazılarımızın hiç sahip olmadığı tek ailesini dağıtmaya çalışıyorsun.
During spring break, it is.
- Bahar Tatili'nde evet.
It'll break him.
Bu onu mahveder.
It would break her heart.
Bu durum kalbini kıracaktır.
It's an asylum... and a prison for those who break our laws.
Yasalarımızı çiğneyenler için barınak ve hapishane.
Now, it might bend you and it may break you... but you will learn what you need to know.
Şimdi bu seni belki kıracak, belki esnetecektir ama sonunda ihtiyacın olanı öğreneceksin.
I need you to make it clear that I didn't break.
Hiçbir söylemediğimi açıkça belirtmen lazım.
It would break him.
Bu onu mahveder.
Kind of like when you need a break from a relationship to see it more clearly.
Tıpkı ilişkini daha net görmek için biraz uzaklaşmak gibi.
I thought it was just a regular break-up.
Bunu sıradan bir ayrılık olduğunu sanmıştım.
I tried to break Rasheed from their control, but it was too late.
Rasheed üzerindeki etkilerini yok etmeye uğraştım ama çok geç kalmıştım.
I asked her how long it had taken to break you in.
Seni bile bulmanın ne kadar zaman aldığını söyledim.
I traveled the whole country, sometimes outside of it, always one step ahead of the law, looking for something that would be my big break.
Tüm ülkeyi dolaştım, bazen de dışını, Her zaman kanundan bir adım öndeydim. Benim büyük çıkışımı yapacak birşeyler arıyordum.
Don't break it!
Kırma.
I'm taking Tom. It's time he had a break.
Biraz ara vermesi gerek.
Unless it's to break with me so he can start afresh.
Baştan başlamak için benden ayrılmaya gelmiyorsa tabii.
- Everything you arranged- - the staged prison break, killing Judge Vaughn- - all of it was about creating a scandal so big, the governor had no choice but to distance himself from R.E.
- Ayarladığınız herşey sergilenen hapisten kaçış, Yargıç Vaughn'u öldürmek, hepsi büyük bir skandal yaratıp valiye R.G. ile olan ilişkisini kesmekten başka şans bırakmamak içindi.
How did it break?
- Nasıl oldu bu?
Listen, mike, talk to the plaintiffs, Listen to their stories, and i promise you It'll break your little bleeding heart.
- Bak Mike, davacılarlara konuşup hikâyelerini dinlersen söz veriyorum, kanayan küçük kalbin kırılacak.
It didn't even break the glass.
Camı kırmadı bile.
It might bend you and it may break you, but you will learn what you need to know.
Bu seni esnetebilir, bel ki de kırabilir ama ne bilmek istiyorsan öğreneceksin.
Look, when couples break up, it usually means I don't get paid until the lawyers are all done.
Bakın, çiftler ayrılınca, genellikle paramı alamayacağım anlamına geliyor. Taa ki avukatlar tüm alacaklarını alana kadar.
I'm... I'm using my experience to help me show how hard it is for homeless kids to catch a break.
Ben tecrübelerimi kullanarak evsiz bir çocuğun yaşama şansı bulmasının ne kadar zor olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
It's intended to break down inhibitions, psychic barriers, inducing a sensation of oneness.
Çekingenlikleri, ruhsal engelleri yıkmak ve birlik hissi başlatmak için tasarlandı.
Freeman : IF COSMIC RAYS ARE RESTRICTED TO MOVING ONLY ALONG GRID LINES, IT COULD ACT AS A BREAK ON THEIR ENERGY.
Eğer kozmik ışınlar sadece programlarının Müsaade ettiği kadar güçlü ise, enerjilerinin kırıldığı bir an olacaktır.
Yeah, yeah, yeah, it's time for a break.
- Ya evet, mola vakti geldi.
Yeah, I know, it's his worst quality and I'm trying to break him of it.
Evet, en kötü huyu ve değiştirmeye çalışıyorum.
I promised it a soul and only I can break that contract.
Ona bir ruh sözü verdim ve anlaşmayı sadece ben bozabilirdim.
Just like 3D printers, really, except they break down living matter and information, and transmit it.
Tıpkı 3D Printer gibi. Ama onlar canlı maddeyi ve bilgiyi ayırarak iletiyor.
Deeks, another shooter making a break for it.
Bir saldırgan daha kaçmaya çalışıyor, Deeks.
If you were looking to earn some sympathy from me, soften me up, say, a staged break-in might be one way to do it.
Sempatimi kazanmak isteseydin, beni yumuşatmak isteseydin diyelim kurgulanmış hırsızlık olayı işe yarardı.
It would break Stevie's heart.
Stevie'nin kalbi kırılırdı.
Can it break?
- Kırılabilir mi?

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]