English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ I ] / If you'll allow me

If you'll allow me translate Turkish

149 parallel translation
And I am Monsieur La Valle, if you'll allow me to introduce myself.
Kendimi tanıtmama izin verirseniz... Ben de Mösyö La Valle.
If you'll allow me, I think you've been unjust.
Adil olmadığınızı düşünüyorum.
And, if you'll allow me to give him a free hand, I'm sure that he'll give you the results you want.
Eğer ona serbestlik tanımama izin verirseniz... eminim size istediğiniz sonuçları verecektir.
If you'll allow me, I can prove to you the inevitability of this step
İzin verirseniz, bu hamlenin kaçınılmaz olduğunu...
- It's mine and I'm gonna keep it. Well, sure it's yours, Zeb, but if you'll only allow me to talk...
Elbette senin, ama konuşmama müsaade edersen, ben- -
- Sorry, but if you'll allow me to explain...
- Özür dilerim, açıklamama izin...
If you'll allow me. I know the colonies well.
Müstemlekeleri iyi bilirim.
If you'll allow me to give you a piece of friendly advice, do it now, privately.
Dost tavsiyesi isterseniz şimdi kimse yokken yapın.
Ma'am, if you'll allow me, I'd like to give you cause for courage.
Müsaade ederseniz hanımefendi, size cesaret kazanmanız için bir sebep vereyim.
I realize I embarrassed you then, but if you'll only allow me to explain.
Orada sizi utandırdığımı biliyorum, ama lütfen bu durumu açıklamama izin verin.
If you'll allow me, sir, I'm very sorry for you. And God help you.
Ama izin verirseniz çok üzgün olduğumu bilmenizi isterim.
I'll take the liberty, if you'll allow me, of helping us both to a glass of sherry.
Müsaade edersen, ikimize de birer bardak şeri koyacağım.
We need a score! If you'll allow me.
İzin verirseniz.
If you'll allow me, I want to introduce you to a few good friends of mine.
İzin verirseniz sizi birkaç dostumla tanıştırmak istiyorum.
If you allow me to drink I'll have three.
Patron, müsaade ederseniz bir değil üç içerim.
NOW, IF YOU'LL ALLOW ME, I'LL SEE YOU TO THE DOOR.
Şimdi izin verirseniz sizi kapıya kadar geçireyim.
If you will wander into my kitchen, I'll allow you to watch me as I concoct some delicacy to tempt your palate.
Eğer benim mutfağıma girecek olursanız, ağzınızı sulandıracak bir lezzet hazırlarken beni izlemenize izin vereceğim.
If you'll allow me, I'll walk you there.
Sakıncası yoksa, birlikte yürüyebilir miyiz?
If you'll allow me to speak.
- Konuşmama izin verin.
If you'll allow me to, I'll show you the pose.
Komiserim, imzalar...
Commissioner, excuse me... but if you don't allow me to leave, I'll be in big trouble, believe me!
Komiser, afedersiniz gitmeme müsade etmezseniz, başım büyük belaya girecek, inanın!
- Well, sir, if you'll allow me, I'll explain everything.
- Müsaade ederseniz, size her şeyi anlatacağım.
If you don't allow me to bring Dr. McCoy down here, it'll soon be too late to do anything for her.
Dr. McCoy'u ışınlamama izin verin, yoksa onun için geç olacak.
If only you'll allow me, I can cure you.
Bana izin verirsen, seni iyileştireceğim.
If you'll allow me... You'll find enough proof inside this jar.
İzninizle... şu kasede yeterince kanıt bulabilirsiniz.
Now if you'll allow me to conclude on this note of levity... even a talk-show host knows when to leave them begging...
"Onların altında, gökyüzü mavisi, aşkının gözleri bulunuyordu." Geçen ay Enquirer fotoğrafında seni birlikte gördüğüm aynı adam mıydı?
One last question Madam, if you'll allow me.
Son bir soru hanımefendi, izin verirseniz.
Sir, if you'll allow me to read these stress figures, you'll see there's cause for genuine concern.
Gözümün önünde dayanım oranı var. çok endişe verici.
And if you'll allow me, a special toast to this man... a man of endless energy and ambition... the cream of the new South... my dear friend and new senior partner... in what will soon be the finest real estate development in New Orleans... the new Pontchartrain Estates!
Ve eğer izin verirseniz bu adamın şerefine özel bir kadeh kaldırmak istiyorum... bitmeyen enerjisi ve tutkusuyla... Yeni Güney'in en iyisi... sevgili arkadaşım ve yeni kıdemli ortağım... yakında New Orleans'ın Pontchartrain Arazilerinin... en iyi çevre düzenlemezcisi olacak!
You'll allow me, if it's about theft, I got some rights.
Söz konusu hırsızlıksa, bazı haklarım var.
My queen, if you'll allow me, like I say you stick with the big kitty and you'll be in heaven.
Kraliçem, eğer izin verirsen, diyorum ki bu koca kediyle takıl ve cennette ol.
I'll keep it if you allow me to.
İzin verirsen dairemde kalırım.
I'll dedicate one of my Revolutionary Nights to this adventure, and I'll talk of you, if you allow me.
Devrimci gecelerimden birini bu maceraya adayacağım. Ve izin verirseniz size sonra anlatacağım.
If you'll allow me... I think I can help.
Müsaade edersen, sana yardımcı olabilirim...
I'll do a demonstration, if you allow me.
İzin verirseniz, tanıtımını yapacağım.
if you'll allow me.
İzninizle.
If you'll allow me... I'd like to show you some articles... that are quite remarkable.
Eğer izin verirseniz madam, size kesinlikle çok özel, birkaç parça göstermek istiyorum.
If you'll allow me...
- Eğer izin verirseniz...
But if you'll allow me to say so I don't think, and I know this sounds very American you shouldn't be afraid to let the readers share your feelings.
Ama eğer açıklamama izin verirsen... Emin değilim ama kulağa çok Amerikanvari geliyor. Okuyucuların duygularını seninle paylaşmalarından korkmamalısın.
If you'll allow me to continue with the chore of packing.
Müsaade ederseniz kalan eşyalarımı alacaktım.
Now, if you'll allow me to nibble on your love grapes.
Şimdi, izin verirsen aşk üzümlerini ısırmak istiyorum.
And if you'll allow me, just a personal note.
Şimdi izninizle ufak bir kişisel bir not.
If you'll allow me this line of questioning speaks directly to this witness's credibility.
Sayın Yargıç, eğer izin verirseniz, sorularımla tanığın güvenilirliğini anlayacağım, efendim.
If you'll allow me to lean on you I'm sure the thing can be accomplished.
Sana yaslanmama izin verirsen, sorunun hallolacağına eminim.
I NEVER CONSIDERED THE DOWN SIDES TO THIS POLICY- - IF YOU'LL ALLOW ME, YOUR HONOR.
Ama gördüğünüz gibi, ben alınan bu tedbirin görünmeyen yüzünü hiç düşünmemiştim...
If you'll allow me, I'll return it now.
Eğer bana izin verirseniz, onu şimdi geri götüreceğim.
Now, if you'll allow me, I think I have a solution... that'll satisfy the town and let Sergeant Skinner keep his dignity.
İzin verirseniz, hem vatandaşı tatmin edecek hem de Çavuş Skinner'ın itibarını koruyacak bir çözüm biliyorum.
If you'll allow me...?
İzin verirseniz...
If you'll allow me a few words, licenciado.
Birkaç şey söylemem için izin verirseniz, Licenciado.
If you'll allow me.
- İzin verirseniz.
Lady Julia... If you'll allow me... Sire Hunter's sister left this last night... in the house of the troubadour.
Leydi Julia, izin verirseniz Hunter'ın kız kardeşi dün gece bunu şarkı evinde unuttu.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]