English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ F ] / Flame on

Flame on translate Turkish

199 parallel translation
When you hear the bell, bring out the chilled asparagus and turn up the flame on the squabs.
Zili duyunca sogutulmus kuskonmazï getir ve güvercini yüksek atese al.
In a country like this, you blow as a flame on a candle.
Böyle bir ülkede, siz ancak bir mum üzerindeki alev gibi dalgalanırsınız.
So there are identical patterns in the light of a candle flame on Earth and in the light of a distant galaxy.
Yani Dünya üzerindeki bir mum alevinin ışığı ile,... uzak bir galaksinin ışığının ayırt edici farkları vardır.
Flame on, buddy.
Ateşle, dostum.
Flame on!
Ateşle!
Look at the flame on that one.
Şuradaki aleve bakın.
Yeah, with that invisible bitch... and "Flame on" and shit, right?
Evet, şu görünmez orospuyla... Orospu çocuğu aynen şu şeye benziyor
Flame on.
Alevlen!
Flame on.
Alev!
Flame on! Yeehah!
Alevlen!
- Flame on, asshole!
Söndür şunu göt herif!
- Flame on!
- Ateşe ver!
I'm gonna raise the flame on this a little bit.
Bunu ateşte biraz daha tutacağım.
You know you're not supposed to have an open flame on the ship.
Gemi içinde bir ateş yakmanın sakıncalı bilmiyorsun sanırım.
A red mist spread over the lawn, coming on like a flame of fire.
Çimenlerin üzerini kırmızı sis kapladı, ateşin alevleri gibi yükseldi.
This historic moment, when the fiery gaze of the future looks back on the dazzling flame of the present.
Bu tarihi an, geleceğin bakışlarının günümüzün parlak alevlerine sırtını dönüp baktığı an.
He had a flame in his hand, and he was burning up the whole place, but I walked behind him, I stalked him and I held the gun on him, and I caught him myself!
Elinde bir meşale vardı ve her yeri yakmaya çalışıyordu. Ama arkasından yaklaştım, gizlice sokuldum ve tabancayı doğrulttum ve onu kendim yakaladım.
Every morning she made tea on the single flame.
Her sabah tek ocak üzerinde çayını hazırlardı.
Fried some ham perhaps, or a chop and boiled vegetables, all on the same single flame, a complicated conjuring trick involving much juggling of pots and pans.
Belki biraz jambon, ya da biftek kızartır ve sebze haşlardı. Bunların hepsini bir tek ocak üstünde yapardı. Bu bir çok kez tencere ve tavaları alıp bırakmayı içeren karmaşık bir hokkabazlıktı
your soul has burnt on this column like the flame of a candle.
Mum alevi gibi ruhun bu sütunun üstünde yanıp tutuştu.
Concentrate on the flame.
Aleve konsantre ol.
Concentrate on the clear flame.
Parlak aleve konsantre ol.
I'll put an apple in your mouth and roast you on small flame!
Ağzında bir elma tıkacağım küçük alev üzerinde rosto yapacağım!
Later on, metaphors about campfires or backbones or holes through which the flame could be seen were replaced in most human communities by another idea.
Daha sonraları kamp ateşi, omurgalar içindeki alevlerin göründüğü metaforlar yerini yeni uygarlıklarda yeni fikirlere bıraktı.
Keep it on the flame, this is just a minute steak.
Sakın soğumasın, bu iş sadece bir dakika sürer.
The next one on my list was Doris Devermont, an old flame of mine.
Listedeki diğer kişi Doris Devermont, eski sevgililerimden biri.
Come on back, I see you got a nice flame job here.
Geri gel, arabana alev resmi çizdirmişsin.
Put dinner on a Iow flame.
Yemeği düşük ısıda ocağa koy.
... Black knights On the premises, Turn your bodies Over to the law... Or perish in flame.
... kanun kaçakları, kanuna teslim olun... ya da yanıp kül olun!
My wings burn all the same on this wind of flame.
"Kanatlarımı yakarım ben. Rüzgarda bir alev bu."
She said, "Practicing on an old flame since I was 16."
O da, "16 yaşımdayken yaşlı bir alevle alıştırma yaparak." dedi.
"WE DANCED LIKE SPARROWS AROUND THE FLAME OF EACH OTHER, " FLUTTERING AND GLIDING ON THE CURRENTS OF OUR EMOTIONS.
Karşılıklı duygularımızın ateş çemberinde serçeler gibi dans ettik.
When it was inside me I saw flame birds dying on Orion 7.
O içimdeyken Orion 7'deki ateş kuşlarının uçuşunu gördüm.
The song is sung of men coming from the sky on a burning flame... when we crash-landed our shuttle in their quaint little town square, trailing behind us a roaring ribbon of burning plasma.
Şarkı göklerden bir alev ile gelen adamları anlatıyor. Aracımız bu küçük şehir merkezine düştüğünde peşimizden de yanan bir plazma düşmüş.
By this flame, I call on the three fates.
Bu alevle üç Fate'i ( Kader Tanrıçaları ) çağırıyorum...
From that moment on, the spark of unhappiness in our country was fanned into a flame that would soon destroy our lives for ever.
O andan itibaren ülkemizdeki mutsuzluk kıvılcımı körüklendi, kısa sürede yaşamlarımızı sonsuza dek yok edecek büyük bir aleve döndü.
Since you're so good with fire, why not set up a barbecue barrel on 42nd and sell flame-broiled pigeons?
Ateş yakmakta bu kadar beceriklisin madem 42. Cadde'de bir barbekü kurup ızgarada pişmiş güvercin satsana.
Flame on, asshole.
Toz ol.
Concentrate on the flame- - try to see past the surface...
Aleve yoğunlaş- - yüzeyi geçmeyi görmeyi dene...
On the road where flame trees grow on his way to fight
- Çevrilmemiş altyazı -
The flame reminds us of the piece of those stars that lives on inside us.
Alev bize yıldızlardan bir parçanın içimizde yaşadığını hatırlatır.
It's like throwing gasoline on a flame.
Ateşe benzin dökmek gibi bir şey.
Lord, is it so much to ask that you to not let us suddenly burst into flame for no apparent reason, I mean, come on, Amen.
Tanrım, belli bir sebep olmaksızın bizim aniden alevlere boğulmamıza izin vermemeni dilemek çok mu olur? Yani, hadi ama! Âmin.
The Saturn rocket rose on a pillar of flame from Cape Kennedy at 11 : 32 at night, eastern Australian time.
Satürn Roketi düz bir alev topunun üzerinde, Avustralya'nın doğu saatine göre gece saat 11 : 32'de Cape Kennedy'den yükseldi.
In his room, he had cork-soled shoes on and a tuxedo and white tie and a top hat. And he would put his hand on a terminal which would flash electricity through his body creating a great shower as his whole body was encompassed in flame.
Odasında, ayağında mantar tabanlı ayakkabıları üstünde smokini ve beyaz kravatı, başında da silindir şapkası, elini bir bağlantı ucuna dokunmasıyla üzerinden büyük bir hızla geçen elektrik, sanki tüm vücudunu alevler ile çevreliyormuş gibi büyük bir duş etkisi yaratıyordu.
Let's get Mr. Kamatovik started on a flame-retardant saline and get somebody from the special burn unit.
- Dr. Chen, Bay Kamatovik'e alev geciktirici serum verelim ve yanık biriminden birini çağıralım.
Stark's plan depends on your ability to produce flame.
Stark'ın planı senin alev üretme yeteneğine dayanıyor.
A boar on a spit has reason to fear the flame, not a viking lord.
Şişe geçirilmiş bir domuz alevlerden korkar, bir viking lordu değil.
You want to have hundreds, thousands of people working on the kernel at the same time. But you don't want to have all these people stepping on each other's toes all the time because that way most of the time will be spent on resolving conflicts between people and you just have flame wars all the time.
Binlerce insanın çekirdek üzerinde koordine çalışmasını istiyorsunuz ve eğer koordine olunmazsa zamanın büyük bir kısmı çekirdeği geliştirmek yerine, insanlar arasındaki fikir çatışmalarıyla uğraşmaya harcanır
We could set the table on fire with a flame thrower, draw more attention.
Bir alev makinamız olsaydı, yanan bir masa hazırlayabilirdik. Biraz daha dikkat çekerdik.
That's how much you matter... and ten years to the day, I have kept alive the flame I lit for you.
İşte sen bu kadar önemlisin. Birde on yıldır bu güne kadar senin için ateş yaktım.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]