English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ B ] / Breaking up

Breaking up translate Turkish

2,609 parallel translation
- He is breaking up with me.
Benden ayrılıyormuş.
First you're retiring me and then you're breaking up with me for Alex?
Önce beni emekli edip, sonra da Alex adına benden ayrılıyor musun?
That means we're not breaking up!
Bu demek oluyor ki ayrılmıyoruz!
- Yes, we're breaking up.
- Evet, ayrılıyoruz.
I'm breaking up with you.
Senden ayrılıyorum.
You're breaking up.
Sesin kesik geliyor.
I'm not breaking up with her just because you have a problem with her.
Sırf, onunla sorunların var diye ondan ayrılmayacağım.
Are we breaking up?
Ayrılıyor muyuz?
You're breaking up... hello...
Sesin gelmiyor... alo...
Looks like that meeting's breaking up.
Toplantı dağılıyor anlaşılan.
Mm. You know, they say that breaking up is tough.
Ayrılık zordur derler.
Is or was. We actually might be breaking up.
Çıkıyorum ya da çıkıyordum yakında ayrılabiliriz.
No, I was breaking up with my boyfriend last night.
Hayır ya, dün gece sevgilimden ayrıldım da.
Breaking up with you because peter was still in your life, That was a mistake.
Peter'ın hâlâ hayatında olması yüzünden senden ayrılmam bir hataydı.
That's pretty common. Breaking up after childbirth.
Çiftlerin doğum sonrası ayrılması çok yaygın bir olay.
She thought breaking up was easy.
Ayrılmanın kolay olduğunu düşünmüştür.
- No, you're not breaking up with me again without telling me why.
Hayır, yine sebebini söylemeden benden ayrılamazsın.
And the only two problems I had in my life were that Elena was breaking up with me and I sucked at CPR.
O zamanlar hayatımdaki en kötü şey Elena'nın benden ayrılması ve suni teneffüste kötü olmamdı.
What an ass. You know, that's totally grounds for breaking up.
Biliyor musun, bu tamamen ayrılığa zemin hazırlamak.
To four full months of no fighting or threats of us breaking up. Nothing but love, love, love.
Kavga ve ayrılma tehditleri olmadan, aşktan başka bir şey olmayan dopdolu dört aya.
What the hell were you thinking breaking up with Sutton like that?
Sutton'dan öyle ayrılırken aklında ne geçiyordu?
You're breaking up. Are they coming?
Bağlantınız kesiliyor.
Oh no, you're breaking up.
Hay aksi, bağlantı kesiliyor.
Sorry, you're breaking up.
Üzgünüm, seni duyamıyorum.
Breaking up.
Ayrılıyorlar.
The only remotely good thing about breaking up with a guy is telling him how much better you are than him when you give him back his stuff.
Bir erkekle ayrılırkenki tek iyi şey,... ona eşyalarını geri verirken, senin ondan çok daha iyi olduğunu söylemektir.
Anyway, so we have this big row, we end up breaking up.
Neyse, çok iyi gidiyorduk ama ayrıldık.
I thought she was breaking up with me.
Benden ayrıldığını sanmıştım.
You're breaking up.
Sesiniz gidiyor.
There's a firm breaking up :
Ayrılan bir firma var :
Don't speak like we're breaking up.
Ayrılıyormuşuz gibi konuşma.
But the fact is, I'm going to be breaking up with him,
Ama onunla ayrılmış olacağım.
She's breaking up with me for a man who is not worthy of her.
Beş para etmeyen bir adam için benden ayrılıyor.
I wouldn't have taken the surgery if I knew I was breaking up the plastics posse.
Plastik birliğini ayırdığımı bilsem ameliyatı asla kabul etmezdim.
Is that you? You're breaking up.
Sesin kesiliyor.
Did I do the right thing, breaking up with him?
Sence onunla ayrılarak doğru şeyi mi yaptım?
So it was bullshit? You two breaking up.
O zaman ayrıldığınız saçmalıktı değil mi?
You know I'd just end up breaking her heart.
- Kendisinden az evvel ayrıldım.
the National Guard has their hans full. You're breaking up.
Çalışıyor musunuz?
It was fine, till the cops showed up to let us know that our son had been arrested for breaking and entering.
Polisler gelip, oğlumuzun haneye tecavüz nedeniyle tutuklandığını söyleyene kadar iyiydi.
This is critical if I'm gonna have a future beyond breaking bones and shoving things up my butt.
Kırılan kemikler, popoma monte edilen şeylerin ötesindeki bir gelecek için hassas bir noktadayım.
- It was fine... till the cops showed up to let us know that our son had been arrested for breaking and entering.
- Polisler gelip oğlumuzun haneye tecavüz nedeniyle tutuklandığını söyleyene kadar iyiydi.
You feel bad about breaking them up, and now, you're throwing a party to lure them back together?
Onları ayırdığın için kötü hissediyorsun şimdi de onları tekrar birleştirmek için parti veriyorsun.
It was fine, till the cops showed up to let us know that our son had been arrested for breaking and entering.
Polisler gelip oğlumuzun haneye tecavüzden tutuklandığını söyleyene kadar iyiydi.
Sorry - - it's just that I-I left out so much, like about Bob breaking down and eating pizza just before I picked him up.
Atladığım çok yer oldu. Meselâ ben onu almadan az önce, Bob dayanamayıp pizza yedi.
Well, that's what I'm doing to you. I'm breaking up.
Büyük parçaları olan tuzlu mu tatlı mı olduğunu anlamadığım yapışkan bir şeysin ve küçük parçalarına ayrılmalısın.
Served 60 days for breaking and entering, and they set me up in this halfway house.
Evet. 60 gun servis yaptim kirip girdigim icin ve onlar bana bu ortadaki evi verdiler
I stayed up all night, code-breaking.
Bütün gece şifreyi çözmeye çalıştım.
Straight up, Max, you're breaking my heart.
Cidden, Max, kalbimi kırıyorsun.
I need to catch up on Breaking Bad, so...
Breaking Bad'in son bölümünü izlemem lazım, yaniii...
November 22nd, 1995, audiences across America are lining up for a ground-breaking movie that will change the film industry forever.
22 Kasım 1995. Amerika'nın dört bir yanından izleyiciler, film endüstrisini sonsuza kadar değiştirecek, evrim yaratacak bir film için sıraya girerler.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]