English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ H ] / Heads up

Heads up translate Turkish

3,127 parallel translation
I'll give him a heads up.
Onu haberdar edeceğim.
- Allen, heads up.
- Allen, yakala.
You asked me last week for a heads up next time we got a bad traffic accident, right?
Geçen hafta, kötü trafik kazası olursa,.. ... sana haber vermemi istemiştin, değil mi?
Mr. Leaf, called and gave him a heads up?
Bay Leaf arayıp geldiğimizi mi söyledi sence?
Juice, heads up!
Juice, geldik!
Hey, heads up!
- Dikkat et!
Yeah, just a heads up, she's a little scattered, she might say some things that don't make sense but she insisted on meeting you.
Evet, yalnızca dikkat et, biraz dağılmış durumda mantıksız şeyler söyleyebilir ama seninle tanışmakta ısrar etti.
Oh, heads up.
Hazırlanın.
That's all we've got. Well, give us a heads up next time.
Bir dahaki sefere bize öncelik tanıyın.
Okay. Thanks for the heads up.
Tamam, bilgilendirdiğin için sağ ol.
I need cool heads up here who do as they're told.
Söyleneni yapacak, sakin kafalara ihtiyacım var.
I came here to give you a heads up.
Haber vermek için geldim.
You could have given me the courtesy of a heads up. Charles, come on.
Uyarı verme nezaketini gösterebilirdin.
Thanks to your heads up on the Jenna front you are looking at the new associate producer of "Chase Live."
Jenna konusunda bana önceden haber vermen sayesinde "Chase Live" ın yeni yardımcı yönetmenine bakıyorsun.
Babies are born into this world with their heads up their diapers.
Bebekler bu dünyaya kafaları bezlerinin üzerinde gelmişler. Nasıl bebek olacaklarını hiç bilmiyorlar.
Heads up, guys. Incoming.
Kafanızı kaldırın, çocuklar.
Heads up, guys!
Yol verin millet!
Heads up.
Dikkat.
Dr. Steven Greer heads up the Disclosure Project, a group that compiles information from people who say they've encountered extraterrestrial forms of life.
Dr. Steven Greer, dünyadışı yaşam formlarıyla karşılaştığını söyleyen insanlardan edinilmiş bilgileri derleyen bir grup olan İfşaat Projesini yönetiyor.
Ha-ha. Look, Jimmy heads up my delivery team.
Jimmy, benim teslimat ekibinin başındadır.
Heads up.
Dikkat et.
Listen, just a little heads up, we're serving cow-meat tacos tonight, so...
Haberiniz olsun, bugün dürümlerimiz inek etinden.
Heads up.
Dikkat et!
So, just a quick heads up, Ms. Archer and Lana are still in the vault.
Küçük bir bilgilendirme, Bayan Archer ve Lana hâlâ kasanın içinde.
Heads up, everyone.
Dikkat, millet.
She heads up the medical research team.
Tıbbi araştırma grubunu yönetiyor.
- Whoa. - Heads up, guys.
- Dikkat edin beyler.
No more buzzing inside our heads. No more staying up for days.
Kafamızın içinde vızıltı olmayacak günlerce ayakta kalmak,
Now, if that sounds good to you, and you'd like to keep your heads firmly attached to your body, signify by stepping up.
Şimdi, eğer kulağaı hoş geliyorsa, ve kafalarınızı vücudunuza, sıkıca bağlı halde seviyoesanız, öne çıkın ve bunu gösterin.
Anybody stands up, they'll shoot their heads off.
Kim ayağa kalkarsa kafadan indirirler.
Thanks for the heads-up.
- Sağ ol be.
However this ends up, heads are going to roll.
Bu iş sona erdiğinde, çok kişinin kafası gidecek.
Well, he gave me a heads-up about you and Frank.
Sen ve Frank hakkında beni uyarmıştı.
You're not afraid of a little heads-up baseball.
Küçük bir rekabetten korkmuyorsun, değil mi.
Thanks for the heads up.
Haber verdiğin için sağ ol.
I'm just giving you the heads-up that this guy might be trying to contact you, and it might be about the key.
Bu adamın seninle muhtemelen anahtar konusunda iletişim kuracağını söylemek için geldim.
Honey, I am trying to give you a heads-up.
Tatlım, ben sadece seni uyarıyorum.
Hey. Heads up.
Baksana.
Just a heads-up.
Baştan uyarayım.
No, no, I'm telling you, when this war is finished up, you, my friend, are going to be standing behind a counter serving hot dogs and super slurps to bubble heads in Hawaiian shirts.
Yo, hayır. Bu savaş bittiğinde kendini Havai gömleğin üzerinde bir tezgahın arkasında bu aptallara sosis ve içecek verirken bulacaksın, dostum.
Can you, um... can you give me a heads-up on something?
Acaba bana bir konuda bilgi verebilir misin?
So heads-up.
Hazır ol.
Uh, hey, just a heads-up.
Görevine tekrar dönebilirsin.
Which is why we had no heads-up on this until a watchdog group called it into my office first thing this morning.
American Way adındaki bir holdinge verilmiş. Bu sabah bir takipçi grubu arayana kadar bu yüzden haberimiz olmadı.
Next time you decide to work my case, you mind giving me a heads-up?
Bir daha benim davama atlayacağın zaman bir haber ver olur mu?
Heads up.
Hadi.
Yes. It would be great if you just gave old Marty a heads-up.
... bu durum yaşlı Marty'e bir uyarı olarak kalırsa harika olur.
- Thanks for the heads-up, Ashley.
- Haber verdiğin için teşekkürler, Ashley.
Well, if I'd known you were coming back in town, if I had a heads-up...
Kasabaya geri döneceğini bileydim önceden bir haber etseydin...
Detective Chandler took some initiative, knocked some heads, and came up with a possible location on our killer.
Dedektif Chandler biraz inisiyatif kullandı, birkaç kişinin kapısını çaldı ve katilimizin olması muhtemel bir yer buldu.
I need you to be there with enough stuff and the right heads when the sun comes up.
Yeteri kadar malla ve doğru kişilerde güneş doğduğunda orada olman gerekiyor.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]