English phrases | Russian phrases | Turkish phrases
Translate.vc / English → Turkish / [ Y ] / You shouldn't do that

You shouldn't do that translate Turkish

331 parallel translation
You shouldn't do that.
Söylemene gerek yok.
- You shouldn't do that, you know.
- Bunu yapmamalısınız. - Neyi yapmamalıyım?
Well, I do, too. But do you believe that the Bible means that a man shouldn't fight for what he believes to be right?
Ben de inanıyorum peki İncil, bir erkeğe doğru olduğuna inandığı şeyler için savaşmaması gerektiğini mi söylüyor sence?
Here you- - - I shouldn't do that if I were you, Lestrade.
- Yerinde olsam öyle yapmazdım, Lestrade.
Now, I shouldn't do that if I were you, Colonel Cavanaugh.
Şimdi, yerinizde olsam öyle bir şey yapmazdım, Albay Cavanaugh.
I shouldn't do that again if I were you, Inspector. Why not?
- Yerinizde olsam bunu bir daha yapmazdım müfettiş.
Cutting a good jacket like that? You shouldn't do that without asking him.
Ona sormadan ceketini mi kesiyorsun?
You shouldn't do that, all I want is to get into show business
Bunu yapmamalısın, tek istediğim eğlence sektörüne katılabilmek.
You shouldn't do your hair like that.
Saçını o şekilde yapma.
Please, you shouldn't do that sort of thing.
Lütfen, bu tür şeyler yapmamalısınız.
I shouldn't do that if I were you.
Yerinizde olsam bunu yapmazdım.
You shouldn't do things like that.
Böyle şeyler yapmamalısın.
You know you shouldn't do that.
Bunu yapmaman gerektiğini biliyorsun.
You shouldn't do that.
Bunu yapmayacaktın.
You shouldn't do things like that!
Böyle şeyler yapmamalısın!
Well... you shouldn't do things that make me jealous.
Beni kıskandıracak şeyler yapma.
That shouldn't be hard for you to do.
Fazla zorlanacağını sanmıyorum.
You shouldn't do things like that.
- Böyle şeyler yapmamalısın.
Oh, no, you shouldn't do that.
Yapılacak şey değil.
I tell you what, I'll stop the bleeding, but strictly speaking, I shouldn't even do that.
Kanamayı durdururum ama aslında bunu bile yapmamalıyım.
You were just pushing her too, but you shouldn't do that.
Az önce onu itelediğini gördüm. Bunu yapmamalıydın!
See, you shouldn't have a contact with the outside world... because how do I know that there isn't something up in that room?
Gördün mü, dış dünyayla bağlantı kurmamalıydın. Çünkü yukarıdaki odada bir şey olmadığını nereden bileceğim?
You shouldn't do that shit.
Bu boku yapmamalıydın.
You shouldn't be able to do that.
Normalde, bunu yapamıyor olman lazım...
I can think of three good reasons why you shouldn't do that, judge.
Bunu yapmamanız için üç neden düşünebiliyorum, hakim bey.
You're right, we shouldn't do that.
Haklısın Frank, yapmamalıydık.
You shouldn't do that. I feel bad.
- Böyle yapmamalısın, üzüyorsun beni.
You shouldn't do that
Bunu yapmak zorunda değilsin.
You shouldn't do that even with your wife
Karınla bile olsa bunu yapmamalısın
No matter what happened you shouldn't let her do that
Ne olursa olsun, bunu yapmasına izin vermemeliydin.
DARLENE, YOU SHOULDN'T DO THAT.
Darlene, bunu yapmamalısın.
I think that immediately you should seek... professional help and counseling... because using an electric drill on the human skull... is something that, well, we really shouldn't do.
Sanırım hemen uzman bir yardım ve destek almalısınız... çünkü insan kafatasında elektrikli matkap kullanımı... veya öyle bir şey, evet, kesinlikle yapmamalıyız.
But I do know now that I shouldn't have yelled at you.
Artık sana bağırmamam gerektiğini biliyorum.
- Oh, Dad, you shouldn't do that. - Oh, Dad.
Baba, yapmasana.
You shouldn't do that.
Bunu yapmamalısın.
- You shouldn't do that.
- Bunu yapmamalısın.
You shouldn't do that to your engine. You ought to take it easy, mister.
Motoru böyle zorlamamanız gerek, biraz daha dikkatli olmalısınız bayım.
You shouldn't let him do that to you.
Sana bunu yapmasına izin vermemelisin.
You shouldn't do that.
Bunu yapmaman gerekir.
You shouldn't do that!
Bu hiç güzel değil! Hiç güzel değil!
You shouldn't do that or you'll wake up...
Bunu yapmayın yoksa onları uyandıracaksınız...
Oh, I shouldn't let you do that to me.
- Oh, bunu bana yapmana izin vermemeliyim.
You shouldn't do that. You got a lot of nice things in this house.
Bunu yapmamalısın, çünkü evde çok güzel eşyaların var.
That. After "It shouldn't be a problem," what do you hear?
Öyleyse sorun yok derken, altta ne duyuyorsun?
I mean, they won't let you, but you shouldn't do that.
Zaten içemene izin vermezler. İçme işte.
- Yeah, you shouldn't do that.
- Bunu yapmamalısınız.
Whatever you two decide to do about that I shouldn't be in this room.
Ve bu konuda ne karar verirseniz verin ben burada olmamalıyım.
Hey, maybe you shouldn't do that.
Hey, belki de bunu yapmasan.
You shouldn't do that, Christian.
- Yapma Christian.
Hey, do you ever think that maybe you shouldn't give your son coffee?
Hey. Hiç oğlunuza böyle kahve vermemeniz gerektiğini düşündünüz mü?
I know I shouldn't do this, I just want you to know that you were so real in your response to the aliens.
Biliyorum bunu yapmamalıydım, Sadece bilmenizi istedim ki yaratıklara karşı tepkinizde çok gerçekçiydiniz.

© 2017 - 2024 Translate.vc | [email protected]